• 1676
    bu entriyi girmeden once belirtmeliyim ki kisisel olarak yabanci oyuncu serbestliginden yanayim. asil problemin altyapilarda oyuncu yetistirilmesine olanak vermeyen futbol yonetimi duzeninde oldugunu dusunuyorum. ancak mevcut konjekturde istesek de istemesek onumuzdeki donemde yabanci oyuncu kisitlamasina gidilecegini ongoruyorum.

    bu durumun cozumu icin kendi adima cok basit bir cozumum var: 28 kisilik kadro icerisinde yer alan her bir yabanci futbolcu icin altyapidan yetismis 1 futbolcu bulundurma zorunlulugu.

    yani kadronda maksimum 14 yabanci varsa 14 tane de altyapindan oyuncu bulundurmalisin. 10 yabanci varsa 10 altyapi oyuncusu diger 8 oyuncu da anadolu takimlarindan alinan yerli oyuncular. bu durumda emin olun altyapilar kiymete binecektir. ornegin galatasaray ozelinde yunuslar, ozanlar daha fazla sure alacaktir. anadolu takimlarinda 20-21 yasindaki gencleri daha fazla sure alirken gorecegiz. buyuk takimlar altyapilar icin daha fazla butce ayiracaklardir.

    elbette bu kural bir anda uygulanmasin, kademeli olarak gecilsin. 6-7 sene sonrasinda milli takimin cag atlayacaktir.

    tabi ki dezavantajlari da var ve kural daha detaylandirilabilir elbette. kuralin bu basit haliyle bile atyapilara daha fazla ozen gosterilecegini dusunuyorum.

    biliyorum sozluk, benimki sadece bir hayal.
  • 1677
    güncel* halinden bir tık daha yukarı çıkılması gereken kural.

    şöyle ki; bu girinin oluşturulduğu tarih itibariyle* takımlar 14 yerli oyuncuyu kadrolarına yazmak zorundalar. 14 de yabancı oyuncu yazılabilir en fazla. yine takımlar maç kadrosunun ilk 11 oyuncusunu da yabancı olarak yazabiliyor.
    ancak 14 yerliyi doldurmak için birçok takım alt yapıdan yeteneğine bakmadan herhangi bir oyuncuyu listeye yazabiliyor, ya da azıcık sivrilenini.

    şu durumda yabancı sınırı serbest olmalı. böylelikle kulüpler dışarıdan oyuncu transferi ile takımlarını kurarak borcun dibine batacak ve ister istemez kendi iç dinamiklerinden yeni gençler çıkartmayı birincil hedef olarak belirleyecek. buradan sonrası da çorap söküğü gibi gelecek. en az 20-25 milyonluk genç nüfus potansiyeli olan bir ülkeden ne cevherler çıkar ama öyle değil mi?
  • 1678
    bunu düşürmek için uğraşan türkiye futbol federasyonu dün euro 2024 tanıtım filminde, sneijder’in fenere attığı golü, quaresma’nın fenerbahçe’ye attığı golü ve van persie’nin galatasaray’a attığı golü sırayla koydu. türk oyunculara ise sadece videonun sonunda kısaca suratlarını yakın çekim yaptırdı. ülkemize gelen yabancılar üzerinden prim yaparken yabancı sınırını düşürmek istiyorlar.
    edit: yanlış yazmışım, uyarı için @wesleyfuckingsneijder teşekkürler.
  • 1680
    cumhurbaşkanı recep tayyip erdoğan’ın, “milli takıma hazır olabilmek için bir defa oyuncunun oyun saatinin, oyun dakikasının miktarının fazla olması lazım. birçok yabancı futbolcuyla diyelim ki 2019’a kadar anlaşmalar yapılmış. o tarihe kadar anlaşmalar yapıldığına göre bunun üzerine herhangi bir spekülasyon yapmaya gerek yok. 2019’dan sonrasına yönelik türkiye futbol federasyonu (tff) tüm kulüplerle oturup masaya yatırmalı.“ sözleriyle 2019 sonrası daraltılacağı bir nevi kesinleşen yabancı oyuncu sayısı önümüzdeki günlerde daha çok konuşulacağa benziyor. peki, yabancı oyuncu sınırlamasının ülkemizde geçmişten gelen uygulamaları nedir, ligimizdeki yabancı oyuncuların oyuna katkıları nasıl, sınırlama kulüpleri ekonomik olarak nasıl etkiliyor ve milli takımımızın ve avrupa’nın en formda 10 milli takımının, sınırlamalardan nasıl etkilendiğini gelin bir de beraber inceleyelim.

    bildiğiniz üzere ülkemiz yabancı futbolcular için adeta bir cennet… kulüpler tarafından ödenen yüksek maaşlara ek olarak ücretsiz tahsis edilen lüks villa ve arabalar, kazandıkları ücretten alınan verginin diğer avrupa ligleri’ne kıyasla yarı yarıya bile olmaması, bir sonraki durak olan arabistan ve çin ligleri’ne göre özellikle istanbul’da avrupa standartlarında ve yaşanabilir iklimde bir hayat, avrupa, asya ve afrika kıtasına sadece iki ila dört saatlik uçak yolcuklarıyla gidebilecek olmaları, avrupa’nın rekabetçi liglerine göre daha düşük idman temposu ve bunlara rağmen uefa veya şampiyonlar ligi’nde boy gösterme fırsatı ülkemizi bir cazibe merkezi haline getiriyor.

    peki, ülkemiz sunduğu bunca olanaklara rağmen yabancı oyuncularından verim alabiliyor mu? bence asıl sormamız gerek soru bu! nicelik olarak 14 kişilik kontenjanla neredeyse serbest bırakılan yabancı oyuncu sınırlaması ülkemize ne gibi katkılar sağlamış önce onu bir gözden geçirelim. 18 takımlı ligimizde bir sezonda 306 maç oynanırken geçtiğimiz sezonda ligde tam 906 gol atılarak 2003-2004 sezonunun 908 gollük rekoruna yaklaşılsa da, 1987-1988 sezonunda atılan 1032 gollük rekora yaklaşılması mümkün gözükmüyor. şunu da hatırlatmakta fayda var 1987-1988 sezonu türk futbolunun hala emekleme dönemlerinden biri olduğu için değerlendirme kıstasına alınmaması daha sağlıklı olacaktır. bu küçük hatırlatmayı yaptıktan sonra; ligimizde maç başı gol ortalamasının 2.93 ile avrupa’nın beş büyük ligindeki rakiplerimizin hepsini geride bıraktığımızı söyleyerek devam edelim. aşağıda yayın geliri olarak bizden daha ileride olan beş ligin gol ortalamalarını görebilirsiniz.

    ingiltere premier lig: 2.69

    ispanya la liga: 2.69

    italya serie a: 2.71

    fransa ligue 1: 2.63

    almanya bundesliga: 2.68

    işte bu aşamada görüyoruz ki, bir ligin seyir zevkini yükselten en önemli etken olan gol sayımız yabancı sınırının kaldırılmasından sonra önemli ölçüde artmış. ligimizde maç başı atılan yaklaşık 3 gol seyirciyi de tekrar statlara çekmeyi başarmış gözüküyor. yabancı sınırının 6+2 olarak uygulandığı son sezon2014-2015 sezonunda 6.225 ortalama seyircisiyle oynanansüper ligmaçları 2017-2018 sezonunda 12.821 kişiye yükseldi. yaklaşık %100’den fazla artan seyirci ortalaması kulüplere maddi olarak da önemli bir gelir kaynağı olarak geri döndü. `katlanan bilet ve loca gelirleri 2014-2015 sezonunda süper lig ve 1. lig’in toplamında 100 milyon tl’nin altında kalırken, süper lig ekipleri 2016-2017 sezonunda 156 milyon tl, 2017-2018 sezonunda ise 278 milyon tl gelir sağladı.taraftarların büyük kısmının tepki gösterdiğipassolig` uygulamasına rağmen gelirlerin bu denli büyük ölçüde yükselmesi birçok kulübün kasasını rahatlattı.

    ayrıca kısaca değinilmesi gereken bir başka konu ise, yabancı oyuncu sınırlamasının kulüplerimize avrupa arenasındaki etkisi… ffp kurallarının anti robin hood olduğu, arap ve rus sermayeleriyle dev kulüplerin milyonlarca euro’luk transferleri kolayca yapmasına ses çıkarmayan uefa’nın, türk kulüpleri üzerinde demokles’in kılıcını sallaması, avrupa’daki rekabet ortamına ayak uydurmamız konusunda büyük bir engel teşkil ediyor. bir de bunun üzerine kendi federasyonları tarafından yabancı oyuncu sayısı ile kısıtlanan kulüplerimiz, wesley sneijder transferine harcayacağı 7.5 milyon euro’nun üzerine 1.5 milyon euro daha harcayarak tam 9 milyon euro transfer bedeliyle mehmet topuz’u kadrolarına katmak için kanlı bıçaklı oluyor.

    mehmet topuz’a harcayacağı bonservis bedeliyle, ryan babel’i bonservisi ile anderson talisca ve vincent aboubakar’ı da kiralık olarak kadrosuna katan beşiktaş, şampiyonlar ligi’nde ilk sezonunda üçüncü olup uefa’da yarı finalin kapısından dönerken, bir sene sonrasında türkiye rekorunu kırıp 14 puan ile bir üst tura lider olarak çıktı. başarılı geçen iki avrupa sezonundan yaklaşık olarak 82 milyon euro gelir elde eden beşiktaş, cenk tosun’u da bir başka türkiye rekoru olan 22 milyon euro’ya eklenecek olan bonuslarla beraber everton’a satmayı başardı.

    peki, cenk tosun’un transferi bir istisna mıydı? yoksa kulüplerimizin transfer gelirleri giderleriyle kıyaslanınca artı verirken kaliteli bir takım kurabilir mi? yabancı sınırının 14 oyuncuya genişletilmesi kulüplerimizin transfer politikalarını nasıl etkiledi? bu sorunun cevabını da tamamen istatistiksel olarak görüp nesnel bir şekilde yorumlayabiliriz.

    yabancı sınırının genişletilmesiyle beraber kulüplerimiz;

    2015/2016 sezonunda kulüplerimiz toplamda 434 oyuncu transferi gerçekleşip 107 milyon euro ödeyerek transfer giderlerini yaklaşık 22 milyon euro arttırmış gözükse de sattıkları oyunculardan toplam 127 milyon euro gelir elde ederek transfer sezonunu 20 milyon euro kar ile kapatmışlar.
    2016/2017 sezonunda 79 milyon euro harcadıkları bonservis karşılığında sattıkları oyunculardan 46 milyon euro gelir etse de, sırasıyla 2017/2018 sezonunda 128 milyon euro elde edilen bonservis bedellerinden 126 milyon euro’luk kısmını yeni transferler için kullanarak dönemi 2 milyon euro artıda tamamlamışlar.
    2018/2019 sezonunda ise artan kura bir önlem olarak kulüplerimiz kemerlerini iyice sıkarak 79.5 milyon euro elde ettikleri bonservis gelirlerinin sadece 47 milyon euro’luk kısımlarını transfer bütçelerine ayırmışlar. yabancı sınırının 14 olarak uygulanmaya başlanmasıyla `kulüplerimiz transfer gelirlerini, giderlerinin 21.5 milyon euro üstünde tutmayı başarmışlar.`
    peki, yabancı sınırının 6 ve 5 olarak uygulandığı son 4 sezondaki transfer gelir giderlerimiz nasıl gerçekleşmiş? dilerseniz ona da bir göz gezdirelim.

    2014/2015 transfer sezonunda transfer edilen yerli ve yabancı toplam 387 oyuncuya 85.5 milyon euro transfer bedeli ödenirken kulüpler 411 oyuncularını göndererek 47.2 milyon euro gelir elde ederek kulüplerimizin kasasından 38.255 milyon euro fazla bonservis ücreti çıkmış.
    2013-2014 sezonunda ise durum oldukça vahim. yaklaşık 40 milyon euro elden edilen bonservis gelirlerimizim tam 3 katı kadar bedeli yani 120 milyon euro’luk tutarı kasamızdan çıkarmışız.
    2012/2013 sezonunda yaklaşık 50 milyon euro’luk gelirlerimiz karşılığında yeni transferlerimizin kulüplerine 120 milyon euro ödeyerek 70 milyon euro ekside kapatmışız.
    2011-2012 sezonunda da benzer bir senaryo gerçekleşerek 95 milyon euro’luk gelire karşılık 129 milyon euro yeni transferler için harcanarak transfer dönemini 34 milyon euro ekside kapatmışız.
    kısaca özetlemek gerekirse yabancı sınırının sıkı olduğu 2011-2014 yılı arası transfer dönemlerine kulüplerimiz transfer gelirlerinden 222 milyon euro’luk fazla kısmı transfer bedeli olarak harcamışlar.

    mali tabloyu incelediğimizde kulüplerin maç günü gelirleri, kombine ve bilet gelirleri ile seyirci sayıları yabancı sınırının hafifletildiği 4 sezonda hızla artarken kulüpler aldıkları ve sattıkları oyuncular için harcadıkları bonservis bedellerinde artıda kalmayı başarmış.` yabancı sınırının sıkı olduğu son 4 sezonda ise kulüplerin seyirci ortalamaları en iyi yılda 6.200 bandında seyretmiş ve kulüplerin transfer gelir giderleri arasında 222 milyon euro’luk bir eksi oluşmuş.` mali tabloyu incelediğimizde kulüplerin yabancı sınırından zarar gördükleri anlaşılıyor! peki, türk futbolumuz ve futbolcularımız bu durumdan nasıl etkilenmiş? dilerseniz buna da kısa bir göz atalım.

    galatasaray’ın uefa kupası’nı alması ve 2002 dünya kupası’nda üçüncü olmamızla başlayan futbolcu ihracatımız bir süre bizleri memnun etse de 2010’lu yıllara geldiğimizde türkiye avrupa’daki en az futbolcu ihraç eden ülkeler arasında yer alıyordu. sürekli olarak şikayet ettiğimiz altyapımız ve doğru eğitim alamadığından yakındığımız genç futbolcularımızın durumunu yabancı sınırı öncesi ve sonrası ile karşılaştıralım.

    euro 2008’de elde edilen başarı ile istikametini avrupa olarak belirleyen 4 futbolcumuza 2009 yılında 4 futbolcumuz daha katılırken 2 yılda 8 futbolcu ihraç eden türk futboluna avrupa takımları 2010 yılından itibaren kapılarını kapatıyordu. 2010-2014 yılları arasında ceyhun eriş,mehmet topal, arda turan ve umut bulut ile deldiğimiz avrupa transfer ambargosu, 2015 sezonunda tabiri caizse schengen vizesiyle tamamen kalkıyor. türk futbolcularının makûs talihi ise yabancı sınırının hafifletildiği 2015-2016 sezonunda tekrar değişiyor. `rekabetin arttığı ligimizde mücadelesini, tekniğini ve fiziğini geliştiren tam 10 oyuncumuz 2015/2016 sezonunda avrupa’ya transfer olup ülke ihracat rekorunu kırarken sonraki yıllarda da sırasıyla 7 ve 8 oyuncumuz başarılı performanslarıyla avrupa’da çalışma vizesini almayı başarıyor. `2018-2019 sezonuna başlarken kısıtlanacağı belirtilen yabancı oyuncu sınırı dedikoduları futbolcu ihracatımızı düşürüp serdar gürler ve mehmet zeki çelik ile yetinmemize neden oldu.

    gördüğümüz üzere yabancı sınırının katı şekilde kısıtlandığı yıllarda yerli futbolcularımız avrupa liglerindeki takımların dikkatini çekecek performansları göstermekten uzak kalırken yabancı sınırının hafifletildiği yıllarda rekabetçi ortam bireysel performansların yükselmesine ve üç senede tam 25 oyuncumuzun avrupa liglerine transfer olmalarını sağlamış. futbolcu nezdindeki değerlendirmeleri bir kenara bıraktığımızda; milli takımın yabancı sınırından nasıl etkilendiğini görmemiz için milli takımımızın yıllar içerisindeki fifa sıralamasına bakmamız bize cevabı kestirme şekilde verecektir. bakalım milli takımlar teknik direktörümüz mircea lucescu yabancı sınırından yakınmakta haklı mı? gelin cevabını beraber bulalım.

    milli takım performansımızın pik yaptığı 2002 dünya kupası’ndan sonra performansımız dalgalı bir şekilde seyrederken 2008 avrupa şampiyonası’nda oynadığımız yarı finalle adımızı fifa sıralamasının ilk 10 takımı arasına yazdırmayı başarmışız. son on yılı gözlememizdeki amaç bu süre zarfında yabancı sınırının tam 8 defa değişmesi ve bu süre zarfında 3 avrupa şampiyonası ve 2 dünya kupası organizasyonunun düzenlenmiş olması.

    `2007 yılına girdiğimizde takımlara 6 yabancı oynatma hakkı veren tff, bir yıl içerisinde kuralı önce6+1 sonra 6+2 ve son olarak da6+2+2 olarak revize etti.` böylece 6 yabancının sahada olduğu sistemde 2 yabancı yedek kulübesinde beklerken 2 yabancı da tribünde yer alabiliyordu. 2017 ocak ayında 27. sırada yer aldığımız sıralamada 2018 kasım ayında 10. basamağa kadar yükseliyorduk.

    `2009 yılına tff tribündeki 2 yabancı oyuncu hakkının kaldırılması ve toplamda 8 adet yabancı oyuncu sınırlaması`yla kuralı değiştirirken milli takımımız 10. olarak başladığı yılı 41.sırada tamamlayarak dramatik bir düşüş sergiliyordu.

    2010 yılında önceki 6+2+2 kuralına geri dönen federasyon nedeniyle çinli raketlerin ping-pong oyununa dönen yabancı kuralı bir kez daha etkisini milli takım üzerinde etkisini gösteriyordu. 42. sıraya kadar gerileyen milli takım yılı 31.sırada bitirerek 11 basamak yükseliyordu.

    `2011-2012 sezonunda yabancı sınırının kaldırılması fakat 6 sahada 2 yedek kulübesinde şeklinde düzenlenen kural` bu sefer işlevini yitiriyor ve milli takımın 31. sıradan 40. sıraya kadar gerilemesine şahit oluyorduk. tabi ki bu yılda yaşanan 3 temmuz şike soruşturması sonucunda avrupa’dan men alan fenerbahçe ve beşiktaş’ın da bir etkisi olduğunu hatırlamamızda fayda var. soruşturma sebebiyle diego lugano, mamadou niang, andre santos gibi birçok oyuncu ve henüz forma giymeden ayrılan şike soruşturmasının gözaltı golcüsü emmanuel emenike gibi kaliteli ayakların yurtdışına transfer olmaları ve ceza alan kulüpteki oyuncuların avrupa’da boy gösterme motivasyonlarının kaybolmasının da etkisi olduğunu unutmayalım.

    `galatasaray’ın şampiyonlar ligi’ne geri döndüğü 2012-2013 sezonunda ise yabancı sınırı bir kez daha değişiyor` ve kulüplere sahada 6 oyuncu hakkı verilirken 4 yabancının da tribünlerde atkı show yapmaları isteniyordu. 2013 yılı biterken milli takım 3 basamak daha kaybederek son on yılın en kötü performansını sergiliyordu.

    2014 yılında 5+0+3 olarak açıklanan kararı federasyon bir rekor kırarak daha sezon başlamadan önce düzenliyor ve tribünde çekirdek yeme görevindeki üçlüye yedek kulübesinin kapıları açılıyordu. sahadaki bir yabancı hakkından olan türk kulüpleri avrupa’dan başarısız sonuçlarla yurda dönerken milli takım 49.sırada kendine yer buluyordu.

    `2015 yılında fatih terim’in apar topar milli takım direktörü unvanıyla göreve getirilmesi` ay yıldızlılarda tekrardan yaşanacak canlanmanın bir habercisi gibiydi. terim’in göreve gelişi ise sadece milli takımda değil kulüpler bazında da radikal bir kararın alınmasını sağlıyordu. `türk futbol tarihinin en geniş yabancı oyuncu oynatma izniyle, kulüpler tam 14 yabancı oyuncuyu kadrolarında bulundurmalarını sağlarken` 11 yabancı oyuncudan kurulu 11’ler yavaş yavaş arenalarda, parklarda ve mabetlerde sahaya çıkmaya başlıyordu. `4 yıllık yabancı oyuncu planıyla ligdeki rekabet seviyesi, maç başına atılan gol sayısı, çekilen şut sayısı ve asist sayısı gibi kıymetli parametreler birbiri ardına yükselirken milli takımımız da sıralamada tam 29 sıra yükselerek euro 2016 finallerine katılmaya hak kazanıyordu`. uzun bir aradan sonra ilk 20 arasına giren milli takımımızda birçok potansiyelli genç gurbetçimiz kadroda tecrübeli milliyle kaynaşmayı bekliyordu.

    işte tam beklenen milli takım ruhu döndü derken euro 2016 finallerinin ilk maçından önce düzenlenen basın toplantısında fatih terim `“takımda birtakım sıkıntılar var”diyerek fitili ateşliyor ve sızdırılan bilgilerde“primcilik”tartışması bir çığ gibi büyüyordu. iddialara göreeuro 2016` katılım ikramiyesi olarak kazanılan primler futbolcuların hesabına yatırılmamıştı ve bazı futbolcular banka hesaplarına alti haneli euro bakiyeleri yatana kadar euro 2016 turnuvasını isteksiz ve formsuz halleriyle sabote edebilirlerdi. işte bu ahval ve şerait altında çıkılan ilk iki maçta milli takım hırvatistan ve ispanya karşısında kelime-i tabirle dökülüyor ve türk seyirciler ayağına her top geldiğinde prim grubunun başı olduğu iddia edilen arda turan’ı ıslıklıyordu. son maça iddiasız ve bol rotasyonla çıkan milli takım eskilerin çekoslovakya’sı, sonranın çek cumhuriyeti şimdinin ise çekya’sını 2-0 mağlup ederek turnuvaya veda ediyordu. turnuvada bizim adımıza akılda kalan; rezalet ötesi bir futbol, prim peşindeki futbolcular ve sürekli adını değiştiren avrupa’nın kadim halkı çek’ler olmuştu.

    erken elenilen avrupa futbol şampiyonası yerini başarısız bir dünya kupası elemeleri grup maçlarına bırakırken arda turan milli takım uçağında bir gazeteciyi prim iddialarını yazdığı gerekçesiyle tartaklıyor, milli takımda futbolcular arası kamplaşmalar önüne geçilemez hale geliyor ve ardından fatih terim koltuğunu mircea lucescu’ya devrediyordu. yaşanılan skandallar milli takım ruhunun kaybolmasına ve milli maçların reyting ölçümlerinde survivor, yetenek sizsiniz gibi bilumum reality show programının gerisinde kalmasına sebep oluyordu. tüm bu yaşananlardan sonra milli takım kapılarını burak yılmaz, arda turan, caner erkin ve gökhan gönül gibi veteranlara kapatan lucescu, tercihini genç ve istekli oyunculardan yana kullanıp yepyeni bir kadro kuruyordu. bu yeni jenerasyon özellikle oynanılan uluslar ligi’nde tekrar bir milli ateşi gönüllerde yaksa da takım skandalların bedelini sıralamada 33. sıraya gerileyerek ödüyordu.

    son 10 yılda sıralamalarda dalgalı bir performans çizen milli takımımızın form durumunda değişen teknik direktörler ve sistemler de muhakkak önemli ölçüde etki etti. ancak yabancı sınırının her genişlemesinin ardından elde edilen iyi sıralama sonuçlarının ve sıkılaşan yabancı sınırı sonrası gelen kötü performansların da tesadüf eseri oluştuğuna inanmak son derece zor.

    son bir soru ise avrupa’daki yabancı sınırı uygulaması nasıl yapılıyor ve ülkemizdeki sınırlamanın tarihçesiyle karşılaştırılmasında nelere dikkat etmeliyiz. burada da gözlem noktamızı fifa uluslar sıralaması’nın en başarılı 10 avrupa takımı olarak belirlememiz bize yabancı sınırının milli takımlar üzerindeki etkisi hakkında önemli bir fikir verecektir.

    belçika

    1 numaralı sırada son yıllarda katıldıkları her turnuvanın gizli favorisi olarak gösterilen fakat tecrübesizliklerinin kurbanı olmaktan kaçamayan belçika var. 700 milyon euro’yu aşan kadro değeri ile 2018 dünya kupası’nı üçüncü olarak tamamlayan kırmızı şeytanların ulusal jupiler ligi’nde herhangi bir yabancı sınırı bulunmuyor. fakat takımlar kadrolarında 6 altyapı oyuncusu bulundurmak zorunda.

    fransa

    son dünya şampiyonu fransızlar ise milliyetçilik akımını bastille kalesinin alınmasının ardından napolyon savaşları ile bırakmış gözüküyor. ikinci sıradaki fransızların psg tarafından domine edilen ligue 1 organizasyonunda` ab pasaportu olan tüm oyuncuların (türkiye ve rusya dahil) yanı sıra 4 yabancıyı da ilk 11’de başlatma hakları var.` sömürgecilik anlayışlarını futbola da taşıyan fransızlarda, sömürge ülkelerindeki oyuncular fransız pasaportuyla liglerinde forma giyerken bir engel ile karşılaşmıyor. mısır ve libya dışındaki tüm ülkelerin oyuncularının yanı sıra yeni zelanda dışındaki okyanusya ülkelerinin vatandaşları fransız şarapları, peynirleri ve futbol takımlarını bir yerli oyuncu statüsünde kullanabiliyor.

    hirvatistan

    finale çıkarak tüm futbol otoritelerini şaşırtan avrupa’nın küçük ve şirin ülkesi hırvatistan ise ulusal liginde tüm ab pasaportu taşıyan futbolcuları yerli statüsünde kabul ederken4 yabancı futbolcuyu da ilk 11’de hoş görmeyi biliyor. ilk 11’de oynatamasanız da kadronuzda dilediğiniz kadar yabancı oyuncuyu bulundurabiliyorsunuz. sadece 4 yabancının oynayabildiği hırvat ligi temsilcilerinin avrupa’da kulüp bazında başarıdan son derece uzak kalmaları pek tesadüf değil gibi.

    ingiltere

    büyük umutlarla gidilen dünya kupası yolculuğunu yıllar sonra gelen yarı final başarısıyla taçlandıran ingilizler, dünyanın bir numaralı ligini sınırsız yabancı oyuncu ve bira eşliğinde izleyebiliyorlar.` premier lig’de herhangi bir yabancı sınırlaması bulundurmayan kraliçe’nin dikkat ettiği nokta ise oynayan yabancının kalitesi`. son iki yılda milli takımında belli bir maç sayısı oynama şartını yerine getiren her dünya vatandaşı premier lig’de gönlünce top peşinde koşabiliyor.

    portekiz

    futbol dünyasına christiano ronaldo gibi son yılların en önemli oyuncularından birini hediye eden portekiz de ise mevlana celaleddin rumi’nin “ne olursan ol yine gel” anlayışı hâkim. dünya menajer borsasının nabzını tutanportekizliler kapılarını sınırsız bir şekilde herkese açmış durumda.

    isviçre

    isviçre ise ürettikleri birbirinden güzel saatler ve çikolatalardan kazandığı ihracat gelirlerini yabancı futbolculara akıtmakta cimrilik yapıyor. avrupa’nın en az takip edilen liglerinden biri olan isviçre süper ligi’nde` avrupa birliği haricinde 5 adet yabancı futbolcu kadroda ve ilk 11’de bulunma hakkına sahip.` hemen hemen her turnuvaya katılan fakat genelde ilk turun ötesini göremeyen, avrupa’nın en zayıf liglerinden biri olan isviçre bu konuda takip edilmeli mi sorusu ise yanıtlanmak için sizleri bekliyor.

    ispanya

    son yıllara tiki taka taktiği ile damga vurarak müzesine bir dünya kupası ve bir avrupa kupası götüren ispanya ise özellikle 2008-2014 yılları arasında barcelona’nın muhteşem la masia’sının kaymağını yiyor. `ab pasaportlu tüm oyuncuları kral’ın sadık bir hizmetkârı olarak gören la liga yetkilileri 3 yabancı futbolcuyu da lejyoner kontenjanından` kral’ın ordusuna asker olarak kaydedebiliyor. peki, son üç turnuvadaki başarısızlık da az sayıdaki yabancı oyuncunun getirdiği rekabetsizlik ve barcelona iskeletinin yaşlanması etkili olabilir mi?

    danimarka

    listeye 9. sıradan giren vikingler’in ulusal ligini takip edenler için bir uyku meditasyonu görevini hakkıyla yerine getiriyor. `tüm avrupa kıtası oyuncularını kucaklayan danimarka ligi kıta dışı sınırlamayı 3 olarak belirlemiş durumda.` listedeki yüksek sıralamalarına rağmen son 20 yılda çeyrek final beklentilerinden bile son derece uzak kalmış.

    almanya

    fifa sıralamasında avrupa ulusları arasında kendini 10. sırada bulan almanya’da ırkçılık söylemleri gündemden düşmese de türk ve diğer göçmen oyunculardan vazgeçmiş değiller. başarılı toplum oryantasyonlarıyla her daim övünen güzel arabaların memleketi en az 12 alman oyuncunun kadroda bulunması konusunda taviz vermiyor. altyapıya da önem veren avrupa’nın ekonomik dinamosu 8 alt yapı oyuncusunu da milliyet gözetmeksizin kadroda görmek istiyor.

    `açıkçası avrupa ligleri’nin yabancı oyuncu sınırı kurallarını görünce taraflı tarafsız herkes aşağıdaki sonuçlara ulaşabilir;`

    milli takımları son 20 yıldaki turnuvalarda çeyrek final ve yarı finalleri alışkanlık haline getiren belçika, fransa, ingiltere, almanya ve portekiz gibi ekol ülkeler son derece esnek yabancı sınırlamasına sahipken ispanya ve barcelona altyapısından çıkan pique, puyol, iniesta, busquets, xavi, fabregas iskeletini real madrid’in casillas, sergio ramos ve xabi alonso üçlemesiyle harmanlayan ispanya yaklaşık olarak 8 yıl dünya futboluna hükmetti.
    her ne kadar son dünya kupasında final oynayarak büyük sükse yapan hırvatistan’ın başarısı yadsınamaz olsa da milli takım kadrosundan sadece 3 futbolcunun hırvat ulusal ligi’nde top koşturması bize yabancı sınırı konusunda bir fikir veriyor. katıldıkları turnuvalarda grup takımı olarak görevlerini yerine getirip çeyrek finaller öncesi dönüş biletlerini alan isviçre ve danimarka’yı ise istikrarlı performanslarından dolayı tebrik etmek gerekse de hem milli takım hem de ligleri seyredilebilir olmaktan gerçekten uzak.
    bu yazıyla beraber yabancı oyuncu sınırlamalarının liglerdeki farklı uygulamalarını, uygulamaların kulüplere getirdiği mali sorumlulukları, ligimizin yabancı oyuncu sınırlaması karşısında gösterdiği istatiksel tepkileri ve milli takımların başarıları üzerindeki etkileri elimden geldiği kadar sizlere anlatmaya, anlattıklarımı da nesnel veriler üzerinden ispatlamaya çalıştım.

    böyle uzun bir yazının sonuna kadar sabırla gelen okuyucularımızı tebrik ettikten sonra sonuca gelelim. yabancı sınırı ligimizde nasıl uygulanmalı ve nasıl kriterlere sahip olmalı? dünya futboluna hükmeden avrupa liglerinin uyguladığı taktiği kendimize nasıl uyarlarız?

    cevabı merak edenler için adresimiz : http://plasedergi.com/...i-siniri-uygulamasi/
  • 1681
    yaşadığımız günler gösteriyor ki istanbul kulüpleri ile anadolu kulüpleri arasında makası iyice daraltmıştır. bugün hiçbir büyük kulübün herhangi bir anadolu deplasmanına banko 3 puan yazması imkansızdır. büyük kulüpler daha akıllı davranıp daha akıllı transferler yaparlarsa rekabet başarıyı getirir ama şuan olduğu gibi kadro mühendisliği açısından yerlerde sürünürlerse başlarını dertten kaldıramazlar.
  • 1682
    hayırdır ya, yok mu hiç çok fazla yabancı oyuncu olduğunu düşünen? türk oyuncularımız, biricik adamcıklarımız oynayamıyordu? umursamıyor musunuz ya bu pırıl pırıl adamları?

    federasyon şu an ceza vermekle, medya da elinde hamur işi poğaçaları yiyip bize yapılanları seyretmekle meşgul olduğu için bir müddet daha muhafaza altına alınacak olan şeydir.

    ulan allah sizi bildiği gibi yapsın.
  • 1688
    belli kıstaslar şart koşularak sınırsız yapılması gereken, türk futbolunun ilkel problemlerinden biri.

    "istenirse" gayet kolayca halledilebilecek bir sorun. aslında hem yerli hem yabancı oyuncu belli ölçütlere uymalı, yerliler bu sorundan azade tutuluyor sürekli. ancak bu ülkede amaç sorunları çözmek değil, onları sündürerek kendi lehine kullanmak olduğu için şaşırmamak lazım yılladır tartışılmasına.

    detaylı bir entry yazacağım bu konuyla ilgili ilerleyen zamanlarda.
  • 1689
    2019-2020 sezonunda beklendiğinden de düşük olabilecek kontenjandır. zira bjk tasfiye sürecine beklediğim gibi girdi ve devre arası bile beklenmiyor.

    yeni transfer de yapamayacaklar dolayısıyla 8 yabancıları olacak; karius-araz-roco-vida-medel-lens-babel-larin (pepe gitti, love gitti, babel sözleşme kaptı, araz dönecek, quaresma gidiyor, atibanın sözleşmesi bitiyor, llajic kiralıktı, adriano gitmese bile sözleşmesi bitiyor).

    fenerbahçe'ye bakınca da benzer bir durum var; 6 yabancıları olacak ama devre arası yahut sezon sonunda 2 yabancı daha katılabilir. halihazırda sadece kameni-dirar-isla-frey-elif-jailson ve reyes kalıyor. kameni kovulur bir ihtmal de dirar. halihazırdaki neustadter, skrtel, valbuena, aatıf ve soldadonun söleşmeleri bitiyor. ayew, slimani ve benzia ise kiralıktan dönüyorlar...

    ezcümle galatasaray kendisini maksimum 9 yabancıya göre ayarlamalı. yani ilk 11 oynayabilecek 9 yıldıza ihtiyacımız var. genç, gelecek vaat eden isimlere değil mevcut mühim oyunculara süper isimler eklemeliyiz. bonservissiz sözleşmesi biten dünya yıldızlarına sezon sonu bakılmalı.

    halihazırda vazgeçemeyeceğimiz yabancılarımız; muslera-fernando-nagatomo şeklinde. bence feghouli de öyle ama hocamız istemedi. hadi diyelim kaldı satılamayacağından etti 4. belhanda da satılamaz ki fatih hoca kendisini beğeniyor etti 5. rodrigues de kalır muhtemelen 6.

    demek oluyor ki 3 tane yıldız yabancımız olabilir... bunların biri forvet biri stoper biri de ön libero olmak zorunda. yani bir bakıma takımda oynayacak yerliler de önemli. zira ozan giderse ikinci bir stoper gerekir o zaman önlibero olmaz yerine belhanda geriye çekilir önüne emre oynar. yani galiba emre ve yunus/sinan ilk 11 oyuncusu olacak.

    eğer korktuğumuz başımıza gelmeden yabancı sayısını direkt 11 oynayacak böyle donk gibi linnes gibi onyekuru gibi vasat isimlerle harcamaz; maiconu filan elden çıkartır; sene sonu sözleşmesi bitecek selçuk-tarık-eren-donk-onyekuru gibi isimlerin yerini doldurmaz takımı 23 kişi de tutarsak önümüzdeki 8 seneyi de domine ederiz türkiye'de ve sürecin sonunda yeniden dünya 1 numarası oluruz...

    zira yapılacak hatalı kadro planlaması kulüpleri 3 sene boyunca bağlıyor ortalama olarak... yapılması gereken yabancı sayımızı fener ve beşiktaşın yakınına tutacak şekilde sözleşmeleri ayarlamak ki bir daha ünal aysal'ın düştüğü hataya düşüp açıkta kalmamak zira fener ve beşiktaş olduğu müddetçe bizi harcamayazlar... ecdad ne demiş? hasmını yakın tut!!!
  • 1690
    yeniden gündeme gelmesi iki şarta bağlı olan konu:

    1) galatasaray'ın başarılı olması
    2) galatasaray kadrosunda güvenilir türk oyuncu sıkıntısı olması

    bir süredir bu konu konuşulmuyor çünkü çok başarılı değiliz, bunun yanında ilk onbirimizde sabit 2 türk oyuncumuz (serdar - ozan) var (yani, vardı), ve altyapımızda gelecek vaadeden gençlerimiz mevcut.

    serdar ile yolları ayırıyoruz, bir değişiklik olmazsa. ozan ile ilgili de ciddi dedikodular var. bu şartlarda, yerlerini nasıl dolduracağımıza ve ikinci yarıdaki performansımıza bağlı olarak rıdvan dilmen'in tüm sinsiliği ile konuyu yeniden gündeme getirmesi, tüm spor kanallarının geviş getire getire bu konuyu konuşması, devlet bahçeli'nin maç kadrolarına bakarak yapacağı dopdolu yorumlar, lucescu'nun engin deneyimlerine dayanan beyanatları ile ortalığı karıştırması beklentilerim dahilindedir.
  • 1691
    son günlerde; fenerbahçe'nin sadık, yasin öztekin, emre kılınç beşiktaş'ın burak yılmaz, onur kıvrak ve mustafa akbaş gibi normal şartlarda direk ilk onbir oynayamayacak ( sadece burak'ı ayrı tutabilirim) futbolcularla ciddi şekilde ilgilendiğini hatta teklif yaptığını okuyunca, hızla gelen bir yabancı futbolcu sınırlaması olacağını düşünüyorum. inşallah absürd bi zamanda uygulamaya koyularak yine galatasaray'ı zor durumda bırakmaya kalkışmazlar.
  • 1692
    başakşehir'in avrupa kupasına gitme ihtimali olan dönemde gelme ihtimalinin çok düşük olduğunu düşünüyorum çünkü yerli futbolcu havuzu en dar olan kulüplerden biri, bunun yanında bizim altyapımızdan çıkma futbolcumuza en az 7,5 milyon euro nakit verileceği haberlere düşmüşken başta başakşehir olmak üzere diğer kulüpler de bu sınırın tekrar gündeme gelmemesi için yoğun baskı yaparlar. fenerbahçe ve beşiktaş ikilisinin türk futbolculara yönelmesinde iki ana sebep var; birincisi yabancı futbolcu parasını alamadığı anda sözleşmelerin kalplere atılmadığını kanıtlayıp gidiyor, ikincisi ise parasını tıkır tıkır alan ama kadroya giremeyen yabancı futbolcuya mobbing işlemiyor. o yüzden şuanda boşta olan veya takımdan ayrılma ihtimali olan futbolculara saldırmış durumdalar.
  • 1693
    koç ve orman yabancı sınırı için çalışma yapıyorlarsa büyük hata yaparlar. ekonomik durum ve iyi bir takım için bu sınırı aşağıya çekmemek zorundalar. yapmaları gereken uygun ve genç yabancı oyuncuları bulabilmek, tıpkı anadolu takımlarının yaptığı gibi. bu oyuncuları bulup, vitrine çıkarmak ve satmak. ucuz fiyatla oyuncularla anlaşma, onları daha sonra avrupa ve arap yarım adası ülkelerine satmak. diğer türlü yabancı oyuncu sınırını daraltmak kendi ayaklarına sıkmak anlamına gelir. rekabet ortamını artırarak yerli oyuncuların kalitesini yükselmesine sebep olan avrupa da pazar alanına açmış olan yabancı sayısının serbest kalmasını desteklemek zorundalar. oyuncu havuzunu daraltmamalı, tam tersine genişletmeliler. eğer bu yönde bir eğilim gösterirlerse bu insanların iş adamlığından bile şüphe ederim.
  • 1694
    bizim için acil bir sorun olduğunu düşünmüyorum.

    kısa vadede en fazla 8'e düşecektir ki şu anda ilk on birde oynayabilecek kalitede 3 yerlimiz var * * *. orta vadede sadece bir tane iyi yerli transferi ve muslera'nın türkiye vatandaşlığı almasıyla bertaraf edilebilir ki 2000 jenerasyonundan hiçbir oyuncunun rotasyona giremediğini varsayıyorum. uzun vadede lig kalitesinin taban yapmasıyla tekrar yükselecektir zaten.

    başakşehir dahil tepe takımlar içinde en hazır durumda olan biziz yani bu duruma. mustafa akbaşlara, ozan tufanlara falan panikle saldırmayız umarım.
  • 1696
    fenerin bu kötü gidişatı dolayısıyla önümüzdeki sezondan itibaren uygulansa bile şaşırmam. üstelik biz şampiyon olursak garanti bile diyebilirim. ancak bu sınırlamanın gelmesi başakşehiri de fena vurur, dolayısıyla onların mı yoksa fenerin mi lobisi kuvvetli göreceğiz. biz iki tarafın da dışındayız maalesef, ellerinde olsa herkese serbest galatasaray'a sınırlı der bu haysiyetsizler. ayrıca tekrar tekrar vurgulamakta fayda var, şu anda da hiçbir kulübün tüm kadrosunu yerlilerden kurmasına mani bi durum yok!
  • 1697
    son zamanlardan diğer büyük kulüplerin yönelimlerinden vesaire, tekrar gündeme gelebileceği konuşulan kısır bir kısıt.

    öncelikle, sonuna kadar yabancı oyuncu sayısındaki kısıta karşı olan biri olarak, mevcut kriter ve kuralların işlevsel olmadığını ve yenilenmesi gerektiğini düşündüğümü söyleyeyim. meseleye kendi kulübüm açısından baktığımı ve pasaport konusunda ise mutlak bir serbestlikten yana olduğumu da.

    gerçi duruma nereden baktığınızla da alakalı bir durum sanırım bu. taraftar olarak sahada güzel futbol görmek istiyoruz. "iyi futbol iyi futbolcularla oynanır," kisvesi altından takındığımız tavır pek de yanlış sayılmaz. çünkü kısıtta, zorlama var. zorla güzellik olmayacağı, baskının sonunun selamet olmadığını sanırım herkes biliyor. şu anda sanırım bu sayıyı önümüze koyan projenin kriterlerinin neler olduğunu, hangilerinin uygulanıp hangilerinin uygulanmadığını projenin mimarlarından fatih terim de bilmiyordur. bu bizim ülkece en büyük hatamız sanırım. ortaya bir fikir koyarız ama ortaya koyduğumuz fikrin uygulamasında yeterince arkasında durmayız.

    mevcut kuralın hangi yönde revize edilmesi gerektiğini konuşuruz ama ben, bu yazıda daha çok mevcut kuraldan, daha sınırlı bir yabancı oyuncu sayısına geçiş düşüncesinin ardındaki meseleyi konuşmak istiyorum.

    federasyon ve kulüplerin bu konudaki tutumları, teveccühleri ve düşünceleri hakkındaki duruma geliriz. öncelikle, hükümet kanadında, bu konunun gün be gün daha fazla konuşulduğunu bildiğimi söyleyeyim. çok doğaldır bu haliyle. özellikle içinde bulunduğumuz ekonomik süreci göz önüne aldığımızda. tabii bu düşüncenin gelişmesi ve güçlenmesinde birçok neden ve nedenlerin doğurduğu sonuçlardan doğan daha fazla neden var.

    meselenin özünde ekonomi olduğu herkesçe malumdur herhalde. ekonomiden bahsederken de, aslında, ülkede üretilen parasal kaynağın yurtdışına çıkışını azaltmak. yabancı oyuncu yurtdışından geldiğine göre, ülkeden, kulüpler eliyle yurtdışına illaki bir kaynak çıkışı olacak. (yurtiçindeki yabancı oyuncu transferlerine sonra değineceğiz. ama yurtiçine gelmeleri de yine bir kaynak çıkışıyla olduğunu ekleyelim.) bu kaynak çıkışı, iki yollu bir çıkış.

    1. bonservis yoluyla, yurtdışındaki kulüplere ve menecerlere akan kaynak.
    2. yabancı oyunculara maaş yoluyla verilen kaynak.

    yani mesele, yurtdışına parasal kaynak çıkışını azaltıp, ülkeye yurtdışına oyuncu transferi ile döviz sokmakta yatıyor. bu durum, son zamanlarda, yine ekonomik durumun da etkisiyle, akademilerden çıkan genç oyuncuların başarılı olması ve ülkeye ve kulüplerine kazandırarak yurtdışına transfer olabilme ihtimalleriyle daha da güçlendi. “ee? bu çocuklar oynayabiliyorsa, bu yabancı fazlalığına ne gerek var?” gibi düşünce var. buradaki sıkıntıya sonra değiniriz. aslında çokça değinildi, değinmeye gerek bile yok. şimdilik para konuşmaya devam edelim.

    ülkeye giren dövizin kolay kolay dışarı çıkması da istenmiyor. kulüpler arasında dönüp durması oldukça cazip. çünkü kaynak el değiştirse de ülkeden çıkmıyor. diyelim yabancı sınırı geldi. ozan kabak veya aldülkadir ömür yurtdışına transfer oldu. kulüpler, yerini yerli (daha doğrusu türk statüsündeki) oyuncu ile doldurmak zorunda. bunu ya öz kaynağından karşılayacak ya süper ligin diğer ekiplerinden karşılayacak ya da gurbetçi havuzundan karşılayacak. anlaşılacağı üzere, asıl havuz yine ülke içinde. ama gurbetçi transferi yapıldığında da ülkeden kaynak çıkışı oluyor. gerçi bu o kadar da önemli sayılmaz. çıkış var ama görece tolere edilebilir.

    bunun birkaç nedeni var:
    1. son zamanlarda gurbetçi oyuncu transferinin azalması bir neden olarak görülüyor. öz kaynağın değerinin anlaşıldığı gibi bir düşünce söz konusu.
    2. gurbetçi oyuncuların, futboldan kazandıkları parayı, türkiye’de değerlendirme ihtimali, yabancı oyunculara göre daha yüksek.

    buradan hemen bir başka konuya ama ilgili bir konuya atlayalım. denilebilir ki, mesele kaynak yaratmaksa, genç yabancı transferi yapılıp yurtdışına daha iyi ücret karşılığı satılabilir. ama yabancı oyuncunun türkiye’de kazandığı parayı, yine türkiye’de harcaması düşük çok düşük bir ihtimal.

    kariyer sonlarını düşünelim. bir türk futbolcu, birikimlerini türkiye’de değerlendirir. bir gurbetçi, daha düşük bir oranla, yine türkiye’de değerlendirebiir. ama yabancı bir futbolcu, çok çok düşük bir oranla türkiye’yi düşünür.

    buradan, akademi’den çıkan genç oyuncuların değerlenmesi ve yurtdışına çıkma meselesine gelelim. yurtdışında kazandıkları parayı, türkiye’ye getirme ihtimalleri hayli yüksektir.

    kısacası, duruma hükümet tarafından ve para bakımından bakıldığında, yabancı oyuncu sınırı getirilmesi işlerine geliyor gibi duruyor.

    türkiye’ye futboldan giren asıl dövizin şampiyonlar ligi’nden olduğunu not edelim. ama süper lig’in şampiyonunun ve ikincisinin oraya gittiğini ve bu kaynağın her halükarda ülkeye girdiğini düşünenler yok değil. süper lig’in bu hakkının elinden kayabileceği ihtimali ve bu arenadaki başarı ise pek mühimmiş gibi de durmuyor çoğu kişiye göre.

    yani kısa vadede, hükümet kanadında, yabancı oyuncu sınırı, en itibarlı seçenek.

    elbette, bu düşüncenin içinde pek çok alengirli ve sakıncalı konu var. sorulması gereken de birçok soru. sözgelimi:
    1. öz kaynağa dönüşün nedeni nedir?
    2. öz kaynağın değerlenmesinin nedeni nedir? yabancı sınırı akademi oyuncuların değerlenmesini mi sağlanmıştır, yoksa daha çok gencin gelmesinin önünde bir engel midir? sadece yerli futbolcular ile rekabetçilik sağlanabilir mi?
    3. gurbetçi oyuncu transferindeki azalma neyin bir sonucudur?
    4. kısa vadeli mi düşünmek gerekir, yoksa uzun vadeli mi? türkiye’deki futbol ekonomisi nasıl daha çok büyür ve bu ekonomiden üretilecek kaynağın esas parçasını türkiye nasıl alır? yabancı oyuncu sınırı getirildiğinde, türkiye’de futbol markası değerlenebilir mi?

    falan filan... ve daha birçok sorulası ve cevaplaması gereken soru...

    federasyonu geçiyorum. pek bir rolünün olacağını da düşünmüyorum. o yüzden kulüpler kanadına atlıyorum.

    öncelikle yabancı oyuncu sayısının fazla olması, her kulübün işine geliyor. özellikle anadolu kulüpleri dediğimiz takımların hayli hayli işine geliyor. bugün, çok iyi, en azından öncesine göre görece iyi birçok takım var. düşük maliyetle, rekabetçi takımlar kurabiliyorlar. bu rekabetçi takımlar içinde, futbolcuların daha çok parladığı herhalde herkesin malumu.

    yabancı oyuncu sayısı işine gelmeyen aslında büyük kulüpler dediğimiz galatasaray, fenerbahçe ve beşiktaş. burada galatasaray’ı bir kenara koyuyorum izninizle. bunca, ekonomik çarpışıklığa rağmen galatasaray hâlâ ve hâlâ avrupa’da başarı istiyor. çıkışın orada olduğunu biliyor. avrupa’da başarı için de, iyi oyunculara ihtiyacı olduğunu biliyor. iyi oyuncunun da pasaportu ve yaşı olmadığını herhalde herkes biliyor.

    diğer yandan beşiktaş ile fenerbahçe’nin durumu farklı. çok net bir şekilde sınır getirilmesi taraftarı oldukları görülüyor. neden?

    çok açık... sınır gelirse, onların yararına olur. bir kere rekabetçilikleri artacak anadolu kulüplerine karşı. yabancı oyuncu sayısı fazlayken, herkes iyi takım kurabilme şansına sahip. ama havuzu daraltırsanız, büyük kulüplerin iyi takım kurma ihtimali hayli artmaya başlıyor. üstelik, bunu görece daha az bir kaynakla yapabileceklerine inanıyorlar. ya da, öz kaynaklarından gelen futbolcuların, düzey olarak daha altta mücadele etmelerini, böylece başarılı olma ihtimalini artırıyorlar.

    yani kulüpler bazında kural revizyonunun daralma yönünde olması halinde üç taraflı bir etkilenme söz konusu olacak gibi.
    1. kısa vadede etkilenmeyecekler. trabzonspor ve bursaspor gibi.
    2. kısa vadede avantaj sağlayacaklar. beşiktaş ve fenerbahçe gibi.
    3. kısa vadede dezavantajlı olacaklar. galatasaray, kasımpaşa, yeni malatyaspor, göztepe vesaire gibi.

    galatasaray’ı dezavantajlı bölüme ekledim. ama aslında etkilenmeyebilir de. en azından orta vadede etkilenmez ve hatta avantaj bile sağlayabilir. bugüne ve avrupa’ya göre değil, süper ligdeki rakiplerine göre.

    ha bir tanede ne olacağını kestiremediğim takım var. adı ise malumdur ki başakşehir bu kulübün. gelinen bu noktada, en iyi yerli transferini yapamayacaklarını kim söyleyebilir? üstelik, bu transferleri yaparak, gelecek olan yabancı sınırında, şampiyonluk şansları da, en azından sezon başlarında hayli artar.

    uzun vadede, türk futbolunun her bir tarafına dezavantaj olduğunu herhalde herkes tarafından biliyordur. değil mi? öyledir. pekala uzun vadede avrupa'da başarı isteniyorsa...

    revizyon yapılması taraftarı olduğumu söylemiştim. gelelim oraya.

    ilk iş, proje açıkladığı ilk günkü kriterleriyle uygulanmaya başlanmalı. şu yerli teşviği ve havuz muhabbetinden bahsediyorum. ki uygulamaya alınan o proje de eksik bir projeydi bana göre.

    bence, yabancı oyuncu ile ülke içinden transfer ettiğiniz türk oyuncu arasında hiçbir fark yok. 14 türk ve 14 yabancı ile oluşturduğunuz geniş kadro fazla geniş. bu 28 oyuncunun sınırlandırılması lazım. eğer türk futbolcunun yetişmesini istiyorsanız. bu haliyle, çoğu takımda kadrolara girebilmiş genç oyuncuların oynaması için fırsat gelmiyor. isteseniz de gelmiyor.

    daha fazla uzatmak istemiyorum. sonuç olarak, naçizane görüşüm, kadroyu pasaporta bakılmaksızın daraltmak ve teşvik sistemine geçmek.

    falan filan...
  • 1698
    fenerbahçe’nin sadık çifpınar ve muhtemelen serdar aziz-tolgay transferlerini göz önüne alınca önümüzdeki yıldan itibaren 6-7 oyuncu(ilk 11’de) ile sınırlandırılacağı açık ve net belli olan türk futbolunun eski kanseri.

    hele ki bu devre arasında 1-2 yabancı oyuncu alıp bir de üstüne şampiyon olursak makas iyice açılacağı için sınırı getirip galatasaray’ın önünü kesmeye kalkacaklardır. daha önceki 5+0+3 gibi aptal formüller de galatasaray’ın seneler sürecek dominasyonu öngörülerek yapılmıştı. federasyon artık bu lige temiz bir reset atmak istiyor, çünkü anadolu kulüpleri güçlendi, türk futbolcular eskisi gibi sevr antlaşmasından beter kontratlar* alamıyorlar, fenerbahçe ise batıyor senelerdir şampiyon olamıyor ve taraftarı bıkmış vaziyette.

    o yüzden fenerbahçelerini kurtarmak, galatasaray’ı mali açıdan sıkıntıya sokmak(mevcut yabancıların çoğunu göndermek ve yerlerini hızlıca yerlilerle doldurmak kolay değil) için sınır getirecekleri aşikar. yoksa şu şekilde devam etse daha 5-10 sene fenerbahçeleri doğrulamaz.

    işte bu nedenle ozan kabak‘ı galatasaray’da 2-3 sene daha oynamaya ikna edip(gönlünü hoş tutmak için de bu seferlik 20 milyon euro serbest kalma maddesi koyalım) onu kazandığımız gibi yunus akgün‘ü ve atalay babacan’ı da ufak ufak takıma adapte etmeliyiz. devre arasında alacağımız stoperi de kiralık olarak alıp, sezon sonunda alanyaspor’da kiralık oynayan merih’i kadroya katmamız gerektiğini düşünüyorum. böylelikle ozan-yunus-atalay-merih gibi bir yerli rotasyonumuz olur ve çevrelerine tecrübeli yabancılar serpiştirerek dengeli bir takım haline gelebiliriz. aksi halde 2013-2014 sezonundaki gibi önümüz kesilir. o sene bu maç hangi yabancı tribüne oturacak diye düşünüyorduk sabriler umut gündoğanlardan medet ummaya başlamıştık. planımızı şimdiden yapmalıyız.

    yine de bu ülkenin en iyi teknik direktörü bizimle,
    allah kerim fatih terim.

    edit:fenerbahçe örneğinin doğru olmasının bir diğer sebebi de sezon sonu 8 adet yabancı oyuncularının sözleşmesinin bitiyor olması. kiralık ayew, slimani, benzia başta olmak üzere roman, skertel, valbuena, soldado, aatıf’ın sözleşmeleri sona eriyor.
  • 1699
    aslında sabit kalması halinde öylesine güzel bir lig olmaya doğru gideceğiz ki, her takım artık güçleniyor. şampiyonluk belki de artık 5-6 takım arasında geçecek. ligimiz kaliteli bir lig olacak. ama eminim ki bu güzel giden çark bozulacak.

    not. aslında öylesine faydalı bir oluşum ki, yabancı futbolcuları ucuza alıp, yurtdışına pahalıya satmaya başladık. ve ülkeye döviz girdisi yaparak ülke ekonomisine büyük katkı yapılıyor. bunu değiştirmek isteyenler bunu da düşünmeli. değiştirme düşünüldüğü an cumhurbaşkanımıza bu konuda twit atmak gerek.
App Store'dan indirin Google Play'den alın