• 488
    ara ara gelip içimi dökmek istediğim duvar. her yaşı geçkin dinozor gibi ben de huysuzlaşıp her şeyden şikayetçi olmaya başlıyorum çünkü yavaş yavaş. ilk kurşunu atıyorum.

    sosyal medyanın insanları soktuğu hallerden çok bunaldım. yanlış anlaşılmasın, sosyal medyaya karşı çıkacak kadar boomer, zamanın ruhuna direnmeye çalışacak kadar şövalye değilim. yabancısı da sayılmam ayrıca, sosyal medyayı kuşak olarak biz var ettik. ekmeğini de yedik, parasını da kazandık. ama internet akımları yüzünden artık insanlar kendileri değil. kendileri olmadıklarının farkında da değil.

    çok sık gözlemliyorum son dönemde. sözlükte de var. dalga geçilme korkusu ciddi, temel bir reflekse dönüşmüş durumda. bu o kadar bok bir şey ki. taraflaşma, kamplaşma, kutuplaşma, her tarafın karşı tarafı aşağılama motivasyonuyla hareket etmesi ve bunun sonucunda da hayatta her şeyin önüne geçmeye başlayan "aman kendimize güldürmeyelim" refleksi. bu refleks o kadar büyümüş durumda ki artık yavaş yavaş doğrunun, erdemin, aklın ve mantığın önüne geçmeye başlıyor. insanların değerleri zaten değişiyordu, somutlaşmış artık. yakında bizim büyüdüğümüz değerler mitoloji olarak kalacak sanırım. insanlar "eskiler kendi isteğiyle dürüst davranıyormuş vay be" filan diyecek.

    insani becerilerini kullanmak zorunda kalsa insanın yüzüne sincap gibi bakacak milyon tane ebleh tip, sosyal medya jargonlarıyla kendilerine roller biçip sonra da o rolün gerçekliğine inanıyor. sokakta yürürken herkes aşırı havalı, aşırı özgüvenli, aşırı agresif, aşırı değerli. en ufak bir iş yapmalarını istediğindeyse mal gibi kalakalıyorlar. her şey twitter espri jargonuyla hallolmuyor çünkü. ama özeleştiri diye bir şey yok. kendilerini haklı çıkarmak için çirkefleşiyorlar bu sefer de. çünkü herkesin eli bir diğerine doğrultulmuş silahın tetiğinde. sosyal medya bir bilgisayar oyununa çevirdi koca hayatı. yen ya da yenil. öldür ya da öl. aşağıla ya da aşağılan. klişe bir black mirror bölümünü her gün yaşıyoruz.

    bak arkadaşım bu hayatta her şey sınıfsal. sosyal medyadaki aptallık akımı, alt sınıfa kendini üst sınıf zannetme şansı veriyor. üç kuruşluk hayatı her gün her an üst sınıf tarafından paramparça edilen alt sınıf, sosyal medyada burjuva gibi davranabildiği için kendi gerçekliğini görmüyor. halüsinasyon aleminin tatmini, gerçeklerle yüzleşme ihtimalini ortadan kaldırıyor.

    emre kongar'ın "kızlarıma mektuplar" kitabına yıllar sonra tekrar baktım geçen gün. kitabı bilen bilir. bir mektupta geçen "başkalarına benzemekten korkmak" konusu canımı yaktı. 20 yıl önce, benim gençlik dönemimde "özgün" olmak geçer akçeydi. özentilik, başkalarını taklit etmek, özgün olmamak ciddi bir aşağılama sebebiydi kendi aramızda. bunun da aşırısı tırt sonuçlar doğuruyordu ama müthiş insanlar yetişmesini sağlıyordu bu çaba. şimdi herkes mikroblog diliyle aynı cümlelerle konuşuyor. birbirine daha fazla benzemek, daha fazla benzemek, daha fazla benzemek istiyor. şimdi geçer akçe aynı tornadan çıkmış olmak çünkü. dudaklar aynı dolguyla şişirilmeli, burunlar aynı jiletle kesilmeli, herkes aynı kelimelerle konuşmalı, aynı kıyafetleri giymeli. herkes aynı anda aynı konuları konuşmalı. aynı olaylara yorum yapmalı, aynı dizileri izlemeli, aynı ünlüleri çekiştirmeli, aynı kavgalara girmeli. 1984'ün komünizm eleştirisi olup bugünleri bizzat anlatması hayatın şahane bir ironisi değil mi?

    insan, anatomik olarak kusurları olan bir canlı. en büyük falsosu da duygularına düşüncelerinden çok daha fazla değer vermesi ama duyguların gerçeği ifade etmemesi. yani kendini herkesin hayran olduğu bir prenses gibi hisseden birine milyon ayna tutsan, öyle olmadığını gösteremezsin. sabah akşam twitter'da etkileşim kasan birine bir gün ak dediğine öbür gün kara dediği tweetlerini göster, yanlış yaptığına ikna edemezsin. sosyal medya, insanın hezeyana kapılma, gerçeklerden ve akıldan kopma zaafını inanılmaz tetikliyor, tetiklemekle kalmayıp öncül hale getiriyor. ve daha başlangıçtayız. bunun yapay zekası var, sanal gerçekliği var, artırılmış gerçekliği var. var da var. bunların oluşturacağı yeni toplumu görmeyi hiç istemiyorum.

    çünkü bence hiç de iyi bir yere gitmiyoruz.
  • 516
    dünkü mağlubiyetten sonra içim bir nahoş oldu ve bugün bu sabah hüzünlü bir güne uyandım. neyse sonra canım sıkkınken ne yapayım dedim ve 3 saat yürüdüm. çok iyi geldi. sizlere tavsiyem böyle moraliniz bozulduğunda veyahutta x bir konuya çok kafayı taktığınız zaman yürüyün. yürüdükçe çok iyi geliyor ve kafanız dağılıyor..
  • 526
    alzheimer hastası bir babam var. eski tip babalardan; baba full mesai çalışır, çocuklarını az görür, haftasonları lise arkadaşlarıyla okey oynamaya kahveye gider öyle babam vardı eskiden. 6-7 yıldır alzheimer hastalığının pençesinde. başlarda alzheimer olduğunu anlamadık, aynı soruyu defalarca soruyordu başlarda. biz de kendisine baba söyledik, anlattık ya diye kızıyorduk. sonraları alzheimer teşhisi koyuldu. teşhis koyulduktan sonra ilaçları kullanması iyi mi oldu, kötü mü oldu anlamadım. ilaçlar babamın enerjisi aldı, içine kapanık birisi oldu. doktorlar ise, onu daha uzun süre sizinle tutmak için ilaçları veriyoruz dedi ama ne o bizle geçirdiği vakti anlıyordu, ne de biz.

    babamın dayısı alzheimer hastasıydı, amcamı da alzheimer hastalığından kaybettik. en son babama gen testi yaptırdık, acaba bu hastalık genetik mi diye? ve evet, genetik olduğu bilimsel olarak kanıtlandı. sıra bana geldi, ben de genetik testi yaptıracağım, eğer bende de babamdaki bozulmuş gen pozitif çıkar ise potansiyel alzheimer hastası olacağım. konuştuğum genetik doktorlar, 3-5 yıla bu genetik bozulmanın önüne geçirebileceğini düşünüyorlar ama bu şimdilik temenni. umarım, genetik olarak bozulmuş gen bende de çıkmaz, eğer çıkarsa çocuğuma da aktarmış olabileceğim ve o da gelecekte risk altına girmiş olacak.

    keşke bu ülkede yasal olarak ötanazi hakkı tanınsa insanlara, ne eşimin ne de çocuğumun beni alzheimer hastası iken beni görmelerini, günden güne erimeme şahit olmalarını istemem.
  • 504
    geçen hafta oynadığımız maçta * golü yiyince biramı alıp mekandan dışarı çıktım. mekanların olduğu sokakta takıldım, maçın kalanını izlemedim, izleyemedim. maçtan sonra şu entryi yazdım. (bkz: galatasaray sevgisi/#3932130) bunun üstüne sözlüğe 1 haftadır birşey yazmadım.

    1 haftadır spor programı izlemedim, youtube yayını izlemedim, tvde haberlere bakmadım zaten tv izlemiyorum. ailemin yanına yemeğe gittiğimde tvde derbi ile ilgili haber çıkınca kanalı değiştirdim. ekşi sözlüğe girdim, maçla ilgili başlıklar görünce kapattım. twittera girdim, saniyeler sonra çıktım. evde pcyi açmadığım akşamlar oldu. son 1 haftada 2 tane kitap okudum. son 1 hafta bana 1 ay gibi geldi. galatasaray sözlük'te bile yangıncı taraftar yüzünden doğru düzgün entry okuyamadım. takip ettiğim dostların entryleri okuyup güç alabildim sadece.

    2005-2006 sezonunu, birinci dereceden tüm iliklerine ve hücrelerine kadar yaşamış ruh hastası galatasaraylı olarak üzülerek yazıyorum ki bugünkü maçı * izlemeyeceğim. bunun sebebi tövbe haşa takıma, hocaya, tövbe tövbe kulübe küslük falan değil. yüzde 99 totem, yüzde 1 sağlık tansiyon kontrol amacıyla izlemek istemiyorum. 2 saat boyunca telefonu uçak moduna alacağım, 21:00 gibi online olacağım eğer bir aksilik olmazsa.

    kaç gündür maç ile ilgili kendimi etkileşime sokacak ortamı sağlamadım ama bugün sabahtan beri izlediğim videolar ve dinlediğim şarkılar yüzünden acayip duygusal oldum. saatlerdir ağlamaklı bir durumdayım. yanımda hiçbir şeyeeee diye bağırsan oturur hıçkıra hıçkıra ağlarım o derece. bunları yazarken bile göz yaşlarımı zor tutuyorum.

    sonuç ne olursa olsun takımdan razıyım. okan hocadan razıyım. hakkım varsa helal olsun.

    sonsuza dek sürecek bizim aşkımız. biz galatasaraylıyız.
  • 562
    ağustos başında aşağıdaki entry'yi girmiştim:

    (bkz: #4243500)

    katiline herhangi bir indirim uygulanmadan 3 yıl 8 ay hapis cezası verildi. umarım bu karar emsal olur ve en azından bundan sonra bu tarz eylemde bulunacaklar yanlarında kar kalmaz.

    https://x.com/.../1975165050093449516
    https://x.com/.../1975164019712368765

    cezve huzur içinde uyusun ve diğer minnaklarda.
  • 552
    insan oğlu bazen güzel şeyler yapmayı sever. örneğin sokakta gördüğü bir kediye kıyamaz ve markete gidip koşa koşa ona mama alır, suyunu eksik etmez ve onunla konuşur tarzda hareketlerde bulunur. bunlar güzel hareketlerdir. özetle içlerinde iyi insanlar olmakla beraber maalesef tüm dünyada kötü insanlar da vardır.

    az önce twitter (x) önüme düşen bir videoda (izlemeyin ve istemeyin) bir mahlukat kediyi ölesiye dövdü ve ölmesine sebebiyet verdi. bu olay daha önce de yaşanmış fakat o mahlukat ceza bile almadan yırtmıştı hatırlarsınız.

    bunu yapan da hızlıca polisler tarafından yakalanmış fakat hiç ümidim yok. aslında sorulacak tek soru şu: bir insan bir kediden ne ister? neden canice bu hareketlerde bulunur? bir kedinin size ne kötülüğü olabilir?

    ben her zaman onlara dokunduğum anda acaba bir yeri acır mı dediğim kedolara bu canice öldürme hakkını size kim veriyor? bu tarz insanları etrafınızda barındırmayın. bu tarz eğilimlerde olan insanları da gereken yerlere şikayet edin başka eroslar, başka kediler, köpekler ve diğer canlılar ölmesin.

    kedilere ve diğer canlılara iyi bakın. çünkü onlar birer can ve kötülüğü hakketmiyorlar hiç bir şekilde.
  • 536
    güzel bir ilişkim varken sevdiğim kadın daha doğrusu eskiden sevdiğim kadın ilişkinin yük olduğunu söyledi ayrıldı ve kısa süre sonra başka biri ile sevgili oldu, sonuç olarak başka biri için beni terk etti.

    son dakika şampiyonluk kaybeden malum takım taraftarı gibi hissediyorum. onyekurudan koşu olunca jailson çaresizliği var içimde.hasan kabze'nin golü sonrası inönü sessizliğine kapıldım.

    ben bunu hak edecek ne yaptım sözlük, tüm bu fedakarlığın emeğin sevginin sonucu kıçımıza tekme yemek miydi? çok öfkeliyim ve üzüntülüyüm sözlük, ben bunu hak etmedim. lanet olsun. ben onu o kadar severken beni bırakması çok koydu be sözlük.
  • 486
    bir insan okuduğu bölümden ne kadar nefret ederse o kadar nefret ediyorum sözlük, yks çalışırken bir kere bile sabahlamadım şu bölüme girdiğim günden beri her hafta en az bir iki kere sabahlıyorum; ne için saçma sapan ödevler, meslek hayatımda hiçbir işe yaramayacak ayrıntılı tıp dersleri için.

    ailenizde diş hekimliği düşünen varsa yazmayın, yazdırtmayın; şu hayatta sadece 2 hobim vardı biri vücut geliştirme diğeri galatasaray ikisinin de son birkaç aydır yüzüne bakmıyorum. sınıfta kalma stresi de ayrı bir cabası. bir ödev için tüm günümü harcıyorum; hoca geliyor bundan beşer tane yapacaksınız diyor, başka üniversitelerdeki diş okuyan arkadaşlarıma soruyorum sizde var mı böyle bir şey; yok. bu okuldan da bu hayattan da bu fakülteden de nefret ettiğim kadar hiçbir şeyden nefret etmedim. bu kadar emek veriyorum mezun olunca ne olacak peki, gidip zengin bir kliniği olan adamın altında 3 kuruşa hayatımı heba edeceğim.
  • 88
    1 sene oldu beyler. tanışalı değil de adam gibi samimi olmaya başlayalı bir sene. ben çok uğraştım, ben elimden gelenin %200ünü yaptım. herşeyimi, hayatımı ona göre ayarladım. anamı, babamı hiçe saydım onun için. dış dünyadan koptum. peşinden 1500km yol gittim. elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak için herşeyi yaptım. hergün beraber olalım diye ugraştım. kendimden ödün verdim her alanda. çok istedim, göreceli kavramdır kendime göre çok emek verdim. hep birini seviyorum derdi bana. sineye çekerdik, çok dinledim sıkıntılarını gözleri dolacak raddeye gelene kadar. uğrumda öl dese onu da yapardım, nolacak kırpmazdım gözümü

    olmadı beyler, ne anlatsam bilemiyorum. zaten aylar öncesinden olmamıştı konuştuğumuzda. artık arkadaşız da. önce o sevdiği çocuktan vazgeçtiğini sonra biriyle çıktığını öğrendim. ilk koymadı gibi geldi ama akşam olunca nefesim kesildi. ben haketmiştim lan bir şansı.

    siz siz olun size gülümseyen sarışın kızların yerine adam gibi kızları seçin. boşverin okumamış, güzel değilmiş, karakteri sağlam olsun yeter
  • 207
    5,5 yaşında bir oğlum var. çok neşeli keyifli bir çocuk allah bozmasın. elimden geldiği kadar galatasaraylı yetiştirmeye çalışıyorum. evde maçları birlikte izleriz heyecanla. aslında ona heyecanımı çok yansıtmamaya çalışıyorum ama derbilerde biraz farklı oluyor ister istemez. 8 mart fenerbahçe galatasaray maçında tabii evde olağanüstü bir durum olduğunu fark etti. her zaman formamızla izlemeyiz maçları ama bu kez herkes formasını giymiş. dede gelmiş. enişte gelmiş. ortam hazırlanmış tabii oğlum da bizlerle beraber. malum golu yediğimiz anda herkes yıkıldı. aslında normal bir gol yesek belki bu kadar yıkılmazdık ama son on dakikada beraberliğinde işe yaradığı bir pozisyonda sağbekinizin yerini kaybetmesi sonucu gol yiyince tepkiler biraz sert oluyor. o arada sinirle gözümden kaçmış oğlum bu hengamede kolidora gitmiş büzülmüş üzgün bir şekilde neredeyse ağlayacak.çok çok çok üzüldüm gerçekten. başlarım dedim maçına da fenerbahçesine de ve hatta galatasarayına da. eminim sabri ve bu tarz futbolcularımız arkalarında böyle hüzünler bıraktıklarını bilseler daha dikkatli olurlar ama neyse.
    üzerine bugün oğlumu okula bıraktım. daha anaokulunda bile arkadaşları arasında fb - gs muhabbeti var ve emin olun o seviyede bile fenerli kafası diye bir şey var. oğlum biraz da boynunu bükmüş gitti fener formalıları tebrik etti. öptüm onu olur böyle şeyler canım oğlum dedim ama boğazım düğümlendi.
    bıraktım onu o ortamda ve ayrılmak zorunda kaldım.
    ulan galatasaray. ben ne diyeyim şimdi sana.
App Store'dan indirin Google Play'den alın