hali hazırda kafeler için kahve tedariği sağlamam nedeniyle, hem sektör hem proje hakkında birkaç kelam etmek isterim.
öndelikle kafe sektörünün nereden nereye geldiğine göz atmak lazım. 2000’li yılların başında atılan modern kafe tohumlarının meyveleri 2010’lu yıllarla alındı aslında. 2010’ların ikinci yarısı ile de üçüncü dalga kahvecilik dediğimiz ekol yaygınlaştı kısaca. kahve diyarından starbucks’a ordan petra coffee’ye diyerek özetleyebiliriz kısacası. pandemi süreci ise büyük bir kırılım yarattı. pandemiye kadar kahveyi yalnızca dışarda tüketen geniş bir kitle evde de bu ihtiyacı hissetti. önce filtre kahve makinaları sonra da çekirdek kahve ve nespresso makinaları gibi seçenekler eve girdi. bu makinalar için eve kahve almak istendiğinde ise korkunç geniş bir havuzla karşılaşıldı. asiditesi, gövdesi, tadım notaları falan derken kahvenin geniş dünyası aralanmış oldu. hal böyle olunca kafelerde içilen kahvelerin kalitesi sorgulanmaya başladı. buna ek olarak, türkiyede oluşan enflasyonist ortam da eklenince gelir seviyesi uçurumu arttı. yukarı doğru kırılan kitle daha niş mekanlara kaydı. çocuğun okul taksidi, arabayı yenileyelim, aman bir evimiz olsun diyerek aşağıda kalmamaya çalışan kitlede kafede tüketimi hem maddi hem evde erişebildiği kaliteli kahveler gibi nedenlerle kısıtladı. zaten beyaz yaka diye tanımlanan bu kitlenin artık evinde de ofisinde de bir kahve makinası var. 25-45 yaş arasının yaşadığı bu kırılım son 3 yılda kafe sektörünü ciddi anlamda etkiliyor. 15 yıldır durmadan büyüyen sektör pandemi sonrası insanların kendini dışarı atmasıyla 2023’e kadar hızla büyüdü ama artık ivme aşağı doğru. sektörün devi starbuckstan başlayarak durumun özeti bu. hal böyle olunca yukarıdaki sosyal gerekçeler de eklenince kafelerin elinde kalan öğrenciler, turistik bölgeler ve görece gelir düzeyi düşük kesimler oldu. son zamanlarda çıkan kafe kavgalarının sıklığını görüyorsunuzdur. self servis kafeler en rahat girebildikleri yerler çünkü. toplumsal sorunların da etkisi görülüyor yani kafelerde.
sektörün buna karşı şu an popüler yanıtı ise coffee & bakery olmaya başladı. bir mekana kahvesini denemek için gitmezsiniz ama tatlısını, sandviçini denemek için gidersiniz. hal böyle olunca görece bilinçli ve harcama bütçesi daha yüksek insanları çekmenin bir yolu oldu bakery. aslında fırının moderni işte. çay yerine americano sütlaç yerine karpatka falan istiyorsunuz. son zamanlarda yaygınlaşan hafif & vegan & organik & sağlıklı ara öğünlere uygun menülerle falan da günün her saatine çözüm üretiliyor bu yerlerde. dört kişilik bir masanın ortalama harcaması da standart bir kafeye göre daha yüksek oluyor. tabi bu tür mekanlar kendi mutfağında yapmak durumunda bu işleri. doğal olarak artık işler bir espresso makinası birde barista ile yürümüyor. mutfak tarafı daha nitelikli personel istiyor. doğal olarak sektörün gittiği yön çok fazla şubeli yapılara müsait değil aslında.
şimdi bu kısa fizibiliteden sonra gelelim cafe il gala’ya. evet galatasaray markası büyük bir marka ama iş bununla bitecek mi? bu büyük marka açıldığı ilk bir kaç yıl iyi iş getirir belki ama sonrasına bir bakalım.
cafe il gala bir franchise modeli olacak. franchise’larda iki temel model var. birincisi yatırımcıya bir anahtar teslim konsept bedeli + tabela bedeli belirlersin. işletmen artık senin dersin. personelini, düzenini o belirler. sen tedarik ürünlerini benden almak zorundasın aksi takdirde sözleşmeni iptal ederim dersin. üstüne de ciro üzerinden bir yüzde belirlersin ve markanın reklam harcamaları, operasyonel giderler için bunları kullanacağım dersin. ancak parayı basana markayı verirsen bir süre sonra marka sahibi malı daha ucuza bulup başka yerden alır doğal olarak şubeler arasında aynı tadı bulamazsın, yeni pos cihazı çıkartır cirosunu düşük gösterir falan derken marka azalarak biter. diğer seçenek ise şubeleri senin merkez ekibin açar yönetir. şubelere yatırımcı alırsın sadece. tüm süreç şeffaftır. her yatırımcıya ay sonu parası yatar. son yıllarda daha çok tercih edilen model bu ikincisi. cafe il gala özelinde birinci tercih zaten 2 yıla çorbaya döner düşüncesindeyim. ikinci yolda ise o profesyonel ekibi bırakın kafe sektöründe, futbolda dahi kurmakta zorlanıyoruz. kaldı ki bu sektör inşaat gibi yaptım bitti değil dinamik hizmet sektörü. süreklilik nasıl sağlanacak, iki yıl sonra yönetim değiştiğinde ne olacak mesela? doğal olarak şubeleri biz yönetelim fikri de akılcı gelmiyor bana.
kısacası, bu projenin gideceği yerin gsyiad’dan toplanacak parayla gidin açın şubenizi demekten öteye geçeceğine ve devamlılığına dair şüphelerim var hem sektörel hem de galatasaray’ın işleyişini düşününce. muhtemelen birileri her şubenin tabela değeri için 100 bin euro alsak 500 şubede 50 milyon euro yapıyor e gayet iyi para dedi. olabilir tabi ama yatırımcı açısından öyle değil durum pek. e zaten işin yatırımı önemli değil diyenden de istesen verirdi 100 bin euroyu.
*