• 26
    o sezonun başından beri inanılan, yaşanan, hissedilen ne varsa hepsini yerle bir eden; maça kadıköy sokaklarındaki onlarca "kontrol noktası"ndan dayak yiyerek geçip giren üniversite öğrencilerinden taa amerika'da sabah erken kalkıp umutla maçı izleyenlere kadar tüm galatasaray taraftarına "yalanmışız biz"den başka bir hissiyat bırakmayan maç. gencecik iki kanat bekimizin tabiri caizse maymun oluşu bir kenara, taraftarlığın olanca mantıkdışılığıyla binbir anlam yüklediğimiz o takımın sahada adeta görünmeyecek kadar yokları oynayıp teslim oluşununun yarattığı yıkımı bugün bile hakkıyla tarif edecek kelime bulmak imkansızdır.
  • 27
    son 20 senede fenerbahçe'ye karşı en ezik futbolumuzu oynadığımız maç, buna 6-0 faciası da dahil, hatta söz gelmişken 6-0'lık maçın ilk yarısında arif'in topu direkten dönene kadar fenerbahçe'den daha iyi futbol oynadığımızı söyleyebiliriz.

    fenerbahçe'ye çok yenildik, çok mağlubiyet gördük, ama gerçekleri ortaya koyalım, yensek de yenilsek de futbol açısından oynadığımız maçların %90'ında feneri ezmişizdir.

    "(bkz: galatasaray oynar fenerbahçe kazanır)" diye bir deyim bile oluşmuştur bu olayla ilgili...*

    ama bu maç, 22 nisan'daki maç benim açımdan en üzücü maçlardan birisiydi. sahaya galatasaraylılık ya da galatasaray felsefesi nedir yansıtamamış, kendimizi yaralamıştık.

    allah bir daha yaşatmasın.
  • 28
    o zamanlar evde ligtv falan yok tabi. memur çocuğuyuz ligtv diyince zenginlik gelirdi aklımıza. bizim bi akraba vardı çok da severdim kendisini. babam 1 hafta önceden söz vermişti haftaya derbide onlardayız diye. sevinçten derbi gününü iple çekmiştim. sonuçta senede 2 maç izleyebiliyorduk televizyondan, çocuktuk sonuçta kahveye gidip antep,antalya maçlarını izleyeyim ya da internette link arayayım durumları yok. maçtan 1 saat sonra stadyumdan özet izleriz anca.

    neyse maç günü geldi. babam maçı izlemeye gitmeyeceğimizi söyledi. moraller bozulmuştu, ama napalım bişe diyemedik. çıktık dışarı oyun oynamaya. oyuna nasıl daldıysak maçın ilk 15 dakikasını kaçırdık. kaçırdık dediğim dinlemeyi kaçırdık. skorun 1-0 olduğunu duyunca resmen 1-0 mağlup başlamış gibi hissettim kendimi. haxball'daki gibi 'beyler res atalım' da diyemiyoruz. sonrası malum. yedikçe yedik daha da yiyebilirdik. 6-0 hezimetini canlı yaşamış biri hezimetlerine birini daha eklemişti. o zamanlar durumlarımız kötüydü her sene yenilirdik fener'e. her derbiden sonra okulda dalga geçilirdi bizimle.

    işte biz böyle zamanlarda galatasaray'lı olduk. ezeli rekabet diye bişe yoktu o zamanlarda. her derbide yenilirdik o zamanlar. ama bir gün olsun yılmadık. bu maçtan 20-25 gün sonra mükafatımızı aldık. birliğimizin beraberliğimizin ödülünü aldık. halısahaya bile çağırılmayacak kalitede adamlarla savaşarak şampiyon olduk.

    şimdi bakıyorum da ünal aysal fatih terim'i kovmuş, fatih terim düşmanımızla kanka olmuş. selçuk fener maçında formayı çıkarmış pazubandı atmış, burak 6 yediğimiz real maçında taraftara sövmüş. 4 sene üstüste şampiyon olduğumuz zamanlara dönme hayalleri kurarken galatasaray'a galatasaraylılar çelme takmış. 1 senedir canım acıyordu bu yüzden, yazma iste isteği duydum. umarım geçen seneyi unutup tekrar eski günlere döneriz. biz eski galatasaray'ı özledik.
  • 30
    az önce denk geldi bu maçın özetini izledim. sanki o günü tekrar yaşadım. özhan canaydın'ı hiçbir zaman sevemedim, vefatından sonra da hayırla anamadım. galatasaray tarihinin en kötü başkanıydı. onun döneminde her fenerbahçe maçından önce golü ne zaman yeriz, kaç fark olur diye düşünmekten karnımıza ağrılar giriyordu. bu maç zaten ezilmişliğin zirve noktasıydı. allah'tan sene sonu şampiyon olduk yoksa bugün özhan canaydın'ın adı bile galatasaray tarihinden silinirdi. durduk yere sinirlerim tepeme çıktı.

    edit: şimdi aklıma geldi. bizim sınıfta bir arkadaş vardı fenerli. üşenmemiş mukavvadan skorboard yapmıştı hıyar. fosforlu kalemle koca koca fenerbahçe 4-0 galatasaray yazmıştı. golleri, hatta saidou'nun kırmızı kartını bile dakikasına kadar yazmıştı amk işsizi. suratıma suratıma tutuyordu 4. golden sonra şeref tribünündeki şerefsizlerin bizim başkana hareket çektiği gibi. ama dövmemiştim.
  • 34
    maçtan sonra zafer sarhoşluğu içinde adeta şampiyonluğu kutlamaya başlayan adi ve zavallı fenerliler üç hafta sonra, sadece üc hafta sonrası başlarına geleceklerden habersizdiler.
    ilahi adalet suratlarına öyle bir tokat yapıştıracaktı ki üç hafta sonra, bu konu hakkında uzun uzun belgeseller yapılır aslında.
    (bkz: 14 mayıs 2006 denizlispor fenerbahçe maçı)
    (bkz: 14 mayıs 2006 galatasaray kayserispor maçı)
  • 35
    bu maçın öncesinde benim hiç umudum yoktu. emindim yenileceğimizden. hatta farktan bile. nedeni ise gerets'in kontrolsüz hücum anlayışıydı. fenerbahçe ise tam tersi kontrollü futbolun kitabını yazıyordu. bizim bir tek saidou ile savunduğumuz alanı adamlar aurelio-appiah ikilisi ile savunuyordu.

    oyunu kontrol altına alma şansımız zaten yokken bir de üstüne bütün sezon sağ bekte cihan, sol bekte orhan ak ile oynayan takım, bu oyuncuların yerine saraçoğlu'da 50 bin kişinin önüne 18 yaşındaki uğur-ferhat ikilisi ile çıkınca ip koptu.

    fenerbahçe'nin 3 topunun direkten dönüğü maç, benim de 25 yıllık hayatımda izlediğim en korkunç derbi maçıydı.

    gerets'e hep bu yüzden sıcak bakamadım. 2 yılda oynadığı 6 fener maçında 5 mağlubiyet almıştı. tek galibiyetini ise kupada 2-1'in rövanşında asy'de 3-2'lik skorla almıştı. yani o galibiyette bir işe yaramamıştı.
  • 36
    bu sene arenada izlediğim galatasaray-fb maçından sonra hayatımda izlediğim en rezil derbi maçını oynadığımız bir maç olmuştu bu maç.
    buna rağmen maçın ilk dakikalarında iki tane çok net gol kaçırmıştık, ve ardından 12.dakikada 1-0 yenik duruma düşmüştük.
    neyse, maçı izledim. 4-0 yenildik. maçı izlediğim mekanda febeliler adeta bayram yapıyor, şampiyonluğu kutluyorlar. ben ise yanlız başıma bir köşeye çekilmiş gözlerim dolu dolu şampiyonluğu kaçırdığımıza yanıyordum ve ağlamamak için kendimi tutuyordum.
    tam o sırada üzerinde febe formalı iki yavşak zafer sarhoşluğuyla yanımda geçerek " ooo cimbomlular ağlıyor" diyor, diğer fbli yavşak ise " ağlasınlar " diye ona cevap veriyordu. ben ise tepkisiz kalıyordum olaya, ki normalde ağız burun dalardım bunlara.

    maçın üzerinden üç hafta geçti, biz içerde kayseri ile, onlar ise meşhur denizli maçına çıktılar.
    yine aynı mekanda iki maçıda izliyoruz, biz skoru 3-0 yapınca zaten herkes denizli- fb maçına odaklanmaya başladı.
    maçı izleyen fbliler arasında bana laf çarpan o iki yavşakta vardı.
    derken denizlinin golü geldi, ve hemen ardından aralarında bu iki fb li yavşağında bulunduğu fbli 5-6 kişilik bir grup gözleri dolu dolu ağlayarak mekan sahibine hesabı ödeyerek orayı terk ettiler, tabi bunlar mekandan çıkarken ben ve yanımdaki arkadaşlarım onlara nispet yaparcasına ve onlara bakarak " rerererarara gs gs cim bom bom " tezahüratıyla mekanı inletiyorduk. kuyruklarını kıstırıp kaçtıklarında daha skor 1-1 olmamıştı bile.

    allahın adaleti nasıl da güzel tecelli etmişti o sezon, bu maçı ne zaman hatırlasam aklıma hep bana laf atıp sonra göt olan o iki fb li geliyor ve bir kez daha iyi ki galatasaraylıyım diyorum.
  • 37
    johnson'un golüyle fenerbahçe'nin ceza sahasına girmeden kazandığı 2000 yılındaki derbiyi bir kenara bırakırsak; belki de son 20 senede en yüksek beklentiyle gidip en silik futbolu oynadığımız derbi maçı. peri masalı gibi bir sezonun belki nazar boncuğu, belki de peri masalının bir paragrafı idi bu maç. bir gece önce alınan kararla galatasaray taraftarının alışımış toplu gidişin yerine münferit(!) şekilde kadıköy'e gitmesi buyuruldu valilik tarafından. umudun yüksekliğiyle orantılı olarak her kadıköy derbisinin klasiği pankartlardan ziyade bir şampiyonluk maçı edasıyla deplasman tribünü süslenmiş, şampiyonluk alamet-i farikası sarı kırmızı şeritler bile çekilmişti tribüne.

    nitekim güvenlik(!) gerekçesiyle münferiden stada gitmesi istenen galatasaray'lılar, kadıköy'ün ara sokaklarında sayısız "kontrol noktası"ndan geçmek zorunda kaldı. 3 tane genç kadına sırf üzerinde galatasaray forması var diye tacize varıncaya kadar saldıran hayvanlarla ilgili haberler skorun etkisiyle(!) bir görünüp kayboldu. özcimbomlu sezgin bile adeta balayına gelir gibi o zamanlar yeni evlendiği eşiyle beraber tribünün en önünde yerini aldı. bütün sezon yaşananlardan sonra inanç tavan yapmıştı. siyah formalarla sahaya çıkan aslanlar, o dönemler her kadıköy derbisinin klasiği maç başlar başlamaz birkaç önemli pozisyon yakalama geleneğini devam ettirdi. hatta necati'nin kaleciyi de geçip daralan açı yüzünden yan ağlara bıraktığı topta muhtemelen maçı toplu yerlerde izleyenler gol diye ayağa kalktı. o pozisyondan sonra herkes tekrar yerine oturdu, doksan dakika bitene kadar da kalkamadı muhtemelen.

    sağda uğur, solda ferhat ile maça çıkan galatasaray savunması biri ferhat'ın kolay bir çalım yediği pozisyonda appiah'ın yay üzerinden şutu diğeri de kaleciden dönen ve takip edilmeyen pozisyonun rakip oyuncu tarafından tamamlanması sonucu iki basit golle kısa sürede teslim bayrağını çekti. tarihinin en mücadeleci sezonunu oynayan takım o sezon alışkın olunmamış şekilde sahada yokları oynadı. son umut zerrecikleri de saido'nun kırmızı kartı ile tükenirken fenerbahçe'nin 36 pas yaparak attığı dördüncü golü uzunca bir süre gündemde kaldı. nedendir bilinmez aynı gündemde ne fenerbahçe tribünlerinde açılan "götünüzden siktik mi" pankartına, ne de maç sonu yaşananlara yer yoktu...

    o akşam maç sonu 2 saate yakın stadda tutulan, hatta üzerine sahne gösterilerinden aşina olunan büyük spot ışıklar tutularak şov malzemesi yapılan, amigo yücel'in kanatlarından çekiştire çekiştire gezdirdiği hindi ile muhatap edilen galatasaray tribünü haydarpaşa'ya yürütülürken sessizliği birkaç "uni"nin başlattığı tezahürat bozdu. dalga dalga bütün kortejin katıldığı tezahürata yansıyan inanç sezon sonu yaşananların habercisi, belki de sebebi oldu.

    (bkz: yürüyoruz biz bu yolda göğüs gerdik zorluklara)
    (bkz: inat olsun yavşaklara and içtik şampiyonluğa)
  • 38
    fenerbahçeli kardeşlerimizi tur havasına sokan maç. kupada kadıköy'de sergilediğimiz futbol, orhan ak'ın ofsayt nedeniyle sayılmayan golü bana umut aşılamıştı. maça da fena başlamamıştık. sanırım ilk 5 dakikada 3 defa fenerbahçe ceza sahasına girmiştik. ne olduysa oldu, allahın dediğine uyacak kara inci topu mondi'nin solundan kaleye yolladı. ve sonra hayatımın en kötü 75 dakikası öyle ya da böyle geçti. bunun acısı da doğup büyüdüğüm denizli'de çıkacaktı...
  • 41
    evlenip beylikdüzü'ne taşınmadan önce ziverbey' de oturuyordum. maçı izlemek için müjdat gezen sanat merkezinin karşısında o zamanlar var olan bir kafe vardı oraya gitmiştim. gittiğimde yer yoktu ve içeriye kalabalıktan girilemeyeceği için dışarda kalıp pencereden içerdeki televizyona bakarak doksan dakikayı izlemiştim. işin acı olan kısmı ise sesin televizyondaki görüntüden önce bulunduğumuz yere gelmesiydi. o gün dört golüde top daha televizyonda orta sahada oynanırken fenerbahçe stadından gelen acaip gol hönkürmelerini duyarak kahırlar içinde öğrenmiştim. annemlere ne zaman gitsem fenerbahçe stadında maç varsa pencereleri mutlaka kaparım o sesleri duymaktan hiç hoşlanmıyorum artık.
  • 42
    yegane sorumlusunun eric gerets olduğu maçtır. bir önceki sezon hagi ile başlayan * cihan-song-omas-orhan savunması neredeyse 2 yıl beraber oynaya oynaya birbirlerini ezberlemişken şu maça kenarlarda 18-19 yaşlarda uğur ve ferhat'la başlamıştı. tabi bu orta sahanın da ezberini bozdu.

    cihan-ayhan-saidou-hasan'dan oluşan orta 4'lü savunma yapamadığı gibi ilk 10 dakika hariç hücumda da bir varlık gösterememişti. ben genç oyuncuların şans bulmasını istemeyen biri değilim. lakin kardeşim, atıyorum asy'de ki herhangi bir maçta bile üst üste şans vermediğin 2 tane gencecik çocuğu kaşarlanmış hasan'ların, ümit'lerin bile zorlandığı bir sahaya 11 çıkartamazsın.

    maçtan önce rakiple aramızda 3 puan vardı. bitime de 3 hafta kalmış. yani kazansak şampiyonluğu ilan etme durumumuz bile vardı şu maçta. birbirleriyle oynamaya alışmış oyuncularla ezbere bildiğimiz oyunu oynasak en azından böyle bir yenilgi ve oyunla karşılaşmazdık. maç 4-0 biti ama adamların 3 topu direkten döndü. kaçan da bir dolu pozisyonları vardı.

    ha sonunda şampiyon olduk olmasına da fener son hafta o kerizliği yapmasa, sebebi işte bu maçtaki yenilik arayışımız olacaktı.
  • 44
    1 hafta önce manisa'dan "lay lay lom fenerbahçe olamazsın şampiyon" şarkısıyla uğurlanan rakibimize adeta ezilerek yenildigimiz maçtır efendim. ilk 10 dakikada 2-3 ciddi pozisyon bulsak da 12.dakikada appiah isimli eski floryalı durumu 1-0'a getiriyor ve aslında maçı da daha o dakika bitiriyordu. devamında 3 gol daha yiyen takımımızı direkler de 3 kez koruyordu.

    sene sonu acısını fena çıkarttık ama bu maç, 20 yıllık serinin 8. halkası olarak kayıtlara geçmişti bile.
  • 46
    kadıköy terör ortamının en zirve halidir bu maç. bir gün önce valilikçe açıklanan gs taraftarları kabataş üzerinden toplu halde vapurla getirilecek kararının gece yarısı bir anda "hayır efendim öyle gelmeyecekler münferit gelecekler, eğer 10 kişi toplanırlarsa kendilerine müdahale edilecek" şeklinde değiştirilmesi sonrasında kadıköy-dereağzı-kızıltoprak sokaklarında karşılıklı hücumlar 3-5 gs lıya düşen 2500 fenerli şeklinde geçen mevzulardan sonra tribüne varabilmemiz, tüm bu şartlara rağmen gs tribününün tıpkı şampiyonluk maçlarındaki samiyen gibi süslenmiş olması, o yıllarda para ödenemediği için topçulara, haberlerde kulübün ekonomik durumunun hep manşet olması, adnan polat vasıtası ile yapılan para toplama kampanyası sebebi ile bize cüzdanından çıkardıkları paraları gösteren fb seyircisi( etme bulma dünyası diye boşuna denmemiş) ile anlatabilirim maç öncesi ortamı kısaca.

    daha öncede diğer fb deplasman maçları başlığında da bahsettiğim gibi, stadları ile ilgili her yeniliği gs maçlarında açmayı şiar edinmiş fb zihniyeti bu maçta da eski adı numaralı yeni adı fenerium tribünü olan stadlarının son kısımını da bu maçla birlikte hizmete sokmuştu. maç başı kaçırdığımız çok net 2 gol, sağ ve sol kanatta uğur ve ferhat ın görev aldığı, attıkları ilk golde çıkan sesin benim subjektif görüşüme göre desibel rekoru kırdığı, ilk yarının ortalarında saidoya çıkan gereksiz sarı kartın maçın 2.yarısının hemen başında çift sarıdan kırmızıya dönmesi, maçın 4 -0 a gelmesi , oyun olarak ezilmemiz, fb tribünün oley çekmelerine müteakip her sene böyle bestesi, tüm stadın kendini paralarcasına fb cimbomla ta...k geçiyor bestesini söylemesi, maç sonu sahada tuncay şanlının elinde hindi(bildiğiniz canlı hindi) ile bir baba hindi söyletmesi, bizim tribüne gaz sıkılması, çıkışta polis kordonunda olmamıza rağmen (5 km yürütülüyorduk iskeleye kadar hasanpaşa tarafından) acıbadem dörtyoldan geçirken fb tribünün eskilerinden ve daha sonra gayrı meşru aleminde kendine yer bulan simalarından bir tanesi tarafından bize bir kaç el ateş edilmesi, ortalığın karışması.

    hani diyoruz ya hepimiz bazen geyik bazen şaka (ama bence doğruluk payı yüksek) amaçlı göklerden gelen bir karar vardır diye. işte bizim 14 mayıs 2006 şampiyonluğumuz(denizliden gelen gol haberi- beklenen 16 uzun dakika vb) yukarıda saydığım ve belki de bir bu kadar daha unuttuğum adiliklere, haksızılıklara karşı yukarıdan verilmiş cevaptır. doğru ve iyisen er yada geç kazanırsın
  • 47
    bu maçı hatırlayınca hemen birkaç tane güzel söz geliyor aklıma*

    1) son gülen iyi güler https://3.bp.blogspot.com/...5Bhortomagiko%5D.bmp

    2) mağrur olma padişahım senden büyük allah var https://cdn.sporx.com/img/3/2011/mansettt.jpg

    3) finito cokare resultante importante https://www.bitmezat.com/...Product/2067/204.jpg

    4) look at the tabela https://img-s1.onedio.com/...b54cc0910de722b.webp

    5) sonunda iyiler mutlaka kazanır https://www.youtube.com/watch?v=chk9UPk54j4
  • 50
    bornova kyk yurdunda 20 kişilik arkadaş grubuyla yaklaşık 1000 kişinin arasında izlediğim maç.

    lanet olsun. maçla ilgili aklımda kalan inanılmaz kötü oynadığımız. 6-0 lık maçta bile daha iyiydik.

    maç bitmeden ben sinirden odaya gittim. arkadaş grubu geldi dalga geçiyor. bilen vardır, odalarda priz yoktu hiç o zamanlar. yukarıdaki lambadan uzatma çektik, 37 ekran tüplü tv kurduk çanak antenli. tv'de yanılmıyorsam star tv açıktı, adnan polat çıktı galatasaray şampiyon olacak dedi.

    galiba 4 maç kalmıştı. fenerbahçe için 4ü de kolay maçtı. adnan polat'ın gazıyla hem oda arkadaşım hem sınıf arkadaşım olan fenerbahçeli bir çocukla orijinal formasına iddia girdik.

    tabi ki kazandım ama o piç formayı vermedi. kaç sene geçti üzerinden, 2010 da babası vefat ettiğinde mesaj attım, başka da konuşmadım kaypak herifle.
App Store'dan indirin Google Play'den alın