• 2
    şu şike olayına tek ses olup, futbolun baronlarının arkasını tutuşturacak bir güç olamadık ya ona yanarım. halbuki taraftarlar olarak da baskı yapıp bu işi çözmeliydik. tutunacak dalı olmayan tff'yi baskımızla söküp atmalıydık. şimdi tren kaçtı gibi. ya da stadlarda gücümüzü ortaya koyarak belki bir kamuoyu yaratabiliriz. herkes bağırırsa satılmış para uşağı basın yazmasa da duyulur bazı şeyler. zaman birlik olma zamanı. bunun beşiktaşı, feneri, bizi yok.

    aldatılmış sürülerden, hakkını arayan topluma evrilmesi gerekiyor artık bu grubun.
  • 5
    oldum olası sikmeli sokmalı futbol muhabbetlere uyuz olurum.
    futbolun eğlence unsuru olduğunu ve izlemesinin en zevkli spor olduğunu düşünürüm. ve her zaman holiganlara enteresan gözle baktım. yani hiç anlayamadım bir spor kulübünün hayatının merkezine koyup, rakibi düşman ilan eden insanları. evet, ben de bazen böyle yapabiliyorum. galatasarayımın maçı varsa o gün iptal edebileceğim her şeyi iptal edip, tribündeki(tvdeki) yerimi almaya çalışıyorum.
    son yıllarda holiganlık dediğimiz olay iyiden iyiye körüklenmeye başladı. tarafları arası rekabetten çok, savaş varmış gibi duruyor. ana avrat sövmeler, sahaya yabancı madde atmalar, sıkıştırdığın yerde dövmeler vs. vs.
    dün akşam olan olaylardan sonra çeşitli platformalarda olan olaylar üzerine yazılanlara bir göz atayım dedim. keşke bakmaz olaydım. bu ülkeye olan inancım resmen daha da azaldı.
    tvlerde, sosyal platformalarda eboue'nin taraftarı tahrik ettiği ve taraftarın bu yüzden sahaya yabancı madde fırlattığı konuşuluyor. eboue'nin ahlaksızlığından tutunda vay efendim, sizin stadınızda rakı şişesi atmışlar da, yok sulu derbi, keita bir sürü saçma sapan argüman.

    hiç mi hoş görü kalmadı bu ülkede ? soruyorum kafana 10larca cisim yağdığında omuzunu mu tutarsın ? yoksa en önemli yerin kafanı mı tutarsın ? tabi bizim aklımız kafamızda değil, kıçımızda olduğu için futbolcunun kıçını tutmasını istiyoruz.
    yazıktır. bu sadece eboue ile alakalı da değil. fenerlisi, beşiktaşlısı, galatasaraylısı, trabzonlusu, bursalısı hepsi için geçerlidir. ne yaparsa yapsın bir insana zarar vermeye yönelik herhangi bir hareketi meşrulaştıracak bir şey söz konusu değildir.
    günlük yaşantınız da hep mi iyi insanlarla karşılaşıyorsunuz ? her kötü adama tekme tokat dalıyor musunuz ? tabi konu futbolcu olunca ve tribünde onbinlerce kişi arasında olunca yapması daha kolay.
    ne zaman kaybettik insanlığımızı ? en azından nerede kaybettik ?
    ya ama volkan, vay emre vay şöyle diye gelmeyin bana.
    yarın öbür gün atıyorum galatasaray-fenerbahçe maçında bekir'in veya zieglerin kafası yarıldığında, olmaz ya olası bir beyin tramvasında hesabını kim verecek ?
    ya da dünkü maçta atılan bir cisim eboue'nin gözünü çıkarsaydı bunun hesabını kim verecekti ?
    yazıktır.
    karşındaki insan ne kadar kötü niyetli olursa olsun. ne yaparsa yapsın. ama senin amacın oraya eğlenmek için gitmek değilse bilemem. senin amacın oraya küfür etmek için gitmekse bir şey diyemem. fenerin anasını sikmek için beşiktaşın anasını sikmek için, galatasarayın anasını sikmek içinse bir şey diyemem.
    sahada götüyle top tutan volkan daha iyi niyetlidir benim gözümde. sen takımına destek olmak için değil de rakip takıma ana avrat sövmek, bir şeyler fırlatmak için oradaysan.. yazık.
    yazık bu ülkenin futboluna, futbolcusuna, gerçek taraftarına.
    yarın beşiktaş arenaya geldiğinde biz de bir şeyler fırlatırız, ödeşiriz. hatta şimdiden başlamışlar bjk inönüye nasıl gelecek diye.
    sen böyle davrandıktan sonra deplasman yasağı müstehaktır sana. hatta komple seyircisiz müsabaka da müstehaktır.

    en azından türkiye'nin en köklü ve saygın kulübünün taraftarı olarak bizim bu olanlara bir dur dememiz lazım. böylesi olaylar bizi futboldan uzaklaştırmaktan başka bir işe yaramıyor.

    son olarak; çarşı, dün akşam ki maçta alınan saçma deplasman yasağına karşı bir duruş sergileseydi. maç sonu iki takımı da çağırıp alkışlasaydı. belki o zaman gönderdikleri güneşin samimiyetine inanırdım.
    edit: geçmişte yaşanan daha kötü olaylar, gelecekte yaşananları/yaşanacakları haklı kılar mı ?
  • 6
    türk futbol taraftarlığı pankart asmaktan ibaret artık. yapabileceğin en holiganca şey stadına az biraz muhalif pankart sokabilmekten ibaret. rakı şişesi çakmak ayakkabı bunlar holiganlığa giriyormu sanıyorsun ? eğer böyle sanıyorsan yanılıyorsun veya geçmişte yaşanılan olaylardan haberin yok . 1967'de kayseride 43 kişi futbol müsabakasında hayatını kaybetti bu ülkede.

    şimdi burada tabiki holiganlığı savunacak değiliz fakat taraftarlık benim açımdan öyle oturup maçı elimde puro üstümde robdöşambr seyredilcek birşey değil. ne derseniz deyin bu futbolun doğasına aykırıdır benim için. taraftarlık olgusuna dünya genelinde bakarsanız en tutkulu tarafından bir vurdu kırdı daima vardır. sen istersen buna holiganizm de istersen lümpen proletarya de ne dersende.

    günümüzde ise türkiye'de taraftarlık olgusu belirli kurumlar tarafından iyicene öldürüldü. internet üzerinden holiganlıkmı olur lan, sen ona bir tane foto gönder o sana bir tane pankart göndersin yazışın durun. türkiye'de devletin kurumları taraftarı muma çevirdi muma.

    futbolcuya kızmıyacaksın, yönetimi protesto etmeyeceksin, rakip taraftara baskı söz konusu olamaz, deplasmana gitmeceksin, hakem baskı yapmayacaksın, ne yapcaz amk.

    gideceksin, kendi koltuğunu bulacaksın, avrupalı medeni taraftarlı gibi oturacaksın, çekirdek ye ama çöpünü cebinde biriktir devre arası çöpe atacaksın, maç bittimi tek sıra halinde staddan çıkacaksın.

    nevizade'ye bile almıyorlar lan artık...
  • 8
    avrupa'yı avrupalıdan daha ciddiye alan taraftar. şampiyonlar liginde %99 tüm takımların tribünleri dolu oluyor ama uefa avrupa liginde oynayan büyük takımların tribünleri daima bomboş oluyor. bazı küçük takımların yetersiz taraftarı olabilir diye bahane uydurabiliriz ama atletico madrid, inter, porto, celtic, braga son yıllarda hatırladığım taraftarsız takımlar ki celtic ve atletico madrid lig maçlarında full çekiyorlar. görüyoruz. özellikle grup maçlarında bomboş stada oynarlar. hatta braga ve porto 2011 yılında yarı finali de boş tribünlere oynadılar. ancak türkiye'de grup maçları da tur maçları da rakip takım ya da bizim takım farketmeksizin dolu tribünlere oynanır. tamamı dolu olmasa da %90'ı dolu olur.

    http://video.beyazgazete.com/...eti-ve-golleri_2.jpg
    http://www3.pictures.zimbio.com/...+de+cpSOarUpeyxl.jpg
  • 10
    22 eylül 2013 beşiktaş galatasaray maçı na dair...

    hepimiz suçluyuz aslında...

    konuşulacak o kadar şey var ki...yaşananların hepsinden bizler,yani hepimiz suçluyuz.yaşananlar sadece beşiktaş'a,çarşı'ya veya 1453 kartallar grubuna özgü değil.neden mi?

    bütün takımların taraftarları aynı kültürde büyüyor da ondan.konuyu biraz açalım isterseniz. istanbul'da yaşayan 3 büyük takımın taraftarı belli bir "semt kültürü" alır.bu ne demektir? ilkokulda veya lisede,3 büyük takım taraftarı yanyana oturur.mahallede beraber futbol oynar.kavga çıkarsa beraber "mevzu!"ya gider.semtinin takımını da yine yanyana destekler.karagümrük , kasımpaşa , beylerbeyi , eyüpspor , beykozspor , zeytinburnuspor v.s. bunlar belli bir "semt adabı" olan ve belli bir tribün kültürüne sahip , amatör küme'den 1.lige kadar "tribün kovalayan taraftar" yetiştiren , yani türk futbolu'nun "taraftar ocaklarıdır".3 büyüklerin taraftar altyapısı da"semt takımları"ndan ileri gelir.çocuk yaştan itibaren asabiyet oranı yüksek,kavgayı veya savaşmayı "erkekliğe giriş 1" dersi olarak alıp , kendisini "semt abilerine" ispat çabası içerisinde olma,yaşama olan bakış açısını "hayatta herkese gider" mottosu ile sürdürüp yoluna devam eden bir taraftar sosyolojisi aslında.

    çocukluğunu veya ergenliğini bu şekilde geçiren taraftarlar,futbolu "asabiyet oranını düşürme",çıkarılan kavgalarla "erkeklik egolarının tatmini" olarak görüyor.rakip takım taraftarlarıyla dalga geçmek için , "envanter toplama" merakı da çıkan olaylarda itici güç oluyor.istanbul tribün kültürü (türkiye içinde geçerlidir) tamamen "semt kültürüne" paralel ilerliyor.ben dahil hepimiz aynı psikoloji ile yetişiyoruz. olaylara verdiğimiz tepkiler aynı.bizleri savaşmaya veya kavgaya iten başlıca faktörler,semtimizde abilerimize veya arkadaşlarımıza anlatabileceğimiz "hikaye bulma" telaşından öteye geçmiyor.beşiktaş ve fenerbahçe belli bir semte hitap ederken galatasaray bunların biraz olsun dışında kalıyor.galatasaray kendi tribününde birçok farklı semti barındırıyor.söylediğim gibi köken aynı,kültür aynı,birikimler aynı...

    böyle bir eğitimden geçtikten sonra 3 büyüklerin taraftar grupları içerisinde yer aranıyor.bulunduktan sonra aynı kültürü "şehre olan göç" gibi devam ettiriyoruz.3 büyük taraftar grubu da hiçbir zaman "geri vitesi olmayan" , "burası ..... burdan çıkış yok" fikriyatında ilerliyor.olaya spor gözüyle değil "erkekliğin varolma mücadelesi" olarak bakıyoruz.

    iğneyi kendimize batıralım…

    sevmiyoruz biz aslında,gerçekten tuttuğumuz takımı sevmiyoruz.sevdiğimizi zannedip kendi egolarımızı tatmin ve kendi bencilliğimiz için kullanıyoruz.bu 100 yılı aşkın çınarlar elimizde oyuncak gibi istediğimiz zaman çıkartabildiğimiz olaylarda zarar görürken,ondan nemalanıyoruz.nasıl olsa bir ceza yok.nasıl olsa kaosun orta yerindeyiz.batmışız bir bataklığa,çıkartmaya çalışan yok.eğitimi zaten mahalleden/semtten yanlış almışız.alınan eğitimi değiştirmeye çalışan yok.eğitimin ilk başta aileden,sokaktan ve hatta mahalleden verilmesi gerektiğini düşünen yok.tribün olaylarını çıkartılan yasalarla,yapılan statlarla veya tesislerle çözebileceğimizi zannediyoruz.

    bütün bunlara rağmen hakkını verdiğimiz zaman tribün ve taraftarlık güzeldir.ama olay sevdiğini zannettiğin takıma zarar verme veya vermeme konularına gelince işin rengi değişiyor.herşeyi,kendi hikayemizi yaratmak uğruna biranda terkediyoruz.pet şişelerinin havada uçuştuğu olaylı galatasaray-fenerbahçe derbisini birçoğunuz hatırlar.işte o derbide çıkan olaylardan tutun da fenerbahçe'nin kendi evinde kaybettiği şampiyonluk sonrası çıkan olaylara varana kadar bütün olaylarda hepimizin imzası var.biz kendimiz için yaşıyoruz.bencilliğimizle gurur duyuyoruz.abilerimize hikayeler anlatıp böbürleniyoruz.sahaya girmeyi marifet sayıyoruz.sevmiyoruz aslında galatasaray'ı ,beşiktaş'ı , fenerbahçe'yi...biz sadece kendi egolarımızı seviyor ve onlara tutuluyoruz.

    olmazsa olmazımız siyaset…

    1 gün önce fenerbahçe-elazığspor maçında "gfb" mensupları "sol açık" taraftar grubuna saldırıyor.bugün de akp gençlik kolları'nın tekeliyle kurulan "1453 kartalları" ile "çarşı" arasında yaşananlar.herşeyin başında "spora siyaset bulaşmasın" diye bir taraflarını yırtan hükümet,kendi eliyle çarşı'nın karşısına bir taraftar grubu çıkartıyor.hazırda olanları kendi tarafına çekmeye çalışıyor.bunun için neler veriliyor veya neler alınıyor ? hep söylenen "vandalizm" nidalarını haklı çıkartmak için her yolu mübah sayıyor.bütün bunlardan sonrada "spora siyaset bulaşmasın" diye ortaya çıkabiliyor.fazla söylenebilecek söz yok aslında "ok cnm kib by..."

    bugün ve dün rakip takım tribünlerinde yaşananlar yarın galatasaray tribünlerinde de yaşanabilir.en başta olayı iyi görmemiz gerekiyor."ultraslan" ve "tekyumruk" bu durumu iyi analiz etmeli.yaşanılanlar ortada iken birilerine maşa olunmamalıdır.tribünde istenmeyen olayların çıkması engellemelidir.akl-ı selim hareket edip birilerinin ekmeğine yağ sürülmemesi gerekmektedir.

    http://renginesadik.blogspot.com/...mac-yazs-bitsin.html
  • 12
    açık ara avrupa'nın en etkisiz ve gözlem yeteneğinden yoksun taraftar kimliğine sahip kitledir.. bu belki yönetici kadrosundan taraftara bulaşıyor belki de taraftardan yönetime bulaşıyor. bu iki etken yüzünden sürekli dinamik bir rol alan ve istikrardan uzaklaşan bir futbol sistemine ve hatta spor sistemine sahip oluyor.

    kimsenin kimseye sabrı yok. kimse beklemek istemiyor. hemen başarı yakalayıp uçmak istiyor. bu yüzdendir gazetelerde şimdi mesleğinde dünyanın sayılı kişilerinden olanları amatörlük yıllarında türkiye'de kaldım diye okumak. aslında her zaman söylenildiği gibi ne güzel bir köprü ülke burası ne çok gelişmiş bir 1. dünya ülkesi, ne yeni yeni doğmaya başlayan bir 3. dünya ülkesi. sporun her dalından amatörlerin gelip bir defa şansını denemeyi düşünebileceği bir yerken, bu sabırsızlık, bilgisizlik, eğitimsizlik ve tembellik yüzünden o insanları da kaçırır oldunuz.

    transfer edilecek oyuncuyu tanımasa bile youtube denilen mecrada 2 dakikalık bir videosunu izleyip, sonra oyuncu hakkında bilmiş bilmiş yorumlar yapmalar. daha sonra bu oyuncu kötü oynamaya başladığında sövmeler saymalar. bir sonraki aşamada ise oyuncunun yerine bir başkası transfer edildiğinde, o da kötü oynamaya başladığında, gönderilen oyuncuyu özlemek, anmak. eğer bir futbolcuya veya futbol adamına yakınsa veya uzaksa onu körü körüne desteklemek veya köstek olmak.

    edit: forum moderasyonun baskısı sebebiyle, türkiyeli futbol taraftarı başlığı türk futbol taraftarı başlığına taşınmıştır.
    yazar işbu entry'de bir ülke yönetimi altında yaşayanların, mutlaka o ülkede yaşayan herhangi milletinin üyesi olması gerekmez konulu ilkokul 4. sınıf vatandaşlık bilgisi dersi almak isteyen moderasyona müsait olduğu gün ve saatleri bildirebilir. pm'den ulaşın, plz
    bu vesileyle cladi isimli ahbap ile güzel bir sohbet geçti, geçiyor. kendisine de teşekkürler.
  • 16
    türkiyeli ile türk arsinda bariz fark vardir. ben mesela gurbetiçiyim ve kendimi asla ortalama türkiyeli futbol taraftar profili ile özde$le$tiremem. bakin ortalama diyorum. burada bahsi geçen de ortalam türkiye futbol taraftaridir. bunun türklükle alakasi yok. mesela kafa'nin içindeki.

    örnegin ortalama türkiyeli futbol taraftari futbolcusunu 5 dakika önce göklere çikartabilirken, 5 dakika sonra da itin götüne sokabilir. yine ortalama türkiyeli futbol taraftari örnegin maçlarda küfür eder, sahaya girer, futbolcusunu tartaklar, para verdim, iyi oynayin lan deme hakkini kendinde görür.

    gurbetçide sahaya girer. var öyle dangalaklar ama onlarin amaci ba$ka. birinin sahaya girme amaci öfke ve kin, digerinin sevgi ve tutku. ha dangalak mi? evet, ikisi de dangalak.

    türkiyeli futbol taraftarinin en nefret ettigim özelligi küfür etmesidir ve futbolu bir show olarak görmemesi. illa yenecek tuttugu takim. iyi oynayani alki$lamak yok! ha, iyi yanlarida var. örnegin güzel koreografi yapar, iyi tezahürat yapar. biz gurbetçiler tezahürattan pek anlamayiz. bazen kulüp maçlarinda, lay lay lay lay lay laaaaaaaaa, ooo türkiyeeeeee, dedigimiz bile olur. memelketten uzagiz, ho$görün o kadarini.

    lakin yine de gurbetçi taraftardan ögrenecegi çok $ey vardir. bilhassa da insanlik hususunda.

    no küfür, no racism, no $iddet, bol eglence, bol destek! iyi günde kötü günde, daima takiminin arkasinda.
  • 17
    ortada sacma sapan bir durum var. birincisi onlarla hemfikir oldugum yonlerden bahsediyim de fanatikligi gozunu kor etmis demesinler.

    oncelikle galatasaray yaklasık yedi aydır kotu, bunun son uc ayındaki surecte ise inanılmaz kotu oynuyor. kacırdıgım tek bir galatasaray macı olmadı son uc ayda. ve gercekten belirli bir duzeyde top oynayan onbir adamı yanyana ilk kez getirsen de bu kadar oynarlar, kotuyuz.

    besiktas ise iyi. baskı yapan, pres yapan, rakibi bozan, gol yollarında aktif bir gorunumde. son uc aydır da onlar iyi gidiyorlar.

    simdi gelelim sadede. bu twitter denen zik cıktıgından beri bilen bilmeyen konusur ve gundemi olusturur oldu. agzı olanın konustugu ulkemizde ise bilen bilmeyen her avrupa macından sonra bir ton laf ediyor. zaten taraflı olan medya icin algı yonetmek daha da kolay oluyor. besiktas malum bir tottenham beraberligi uzerine partizan galibiyeti aldı. adamlar medyada, twitterda falan o kadar abartılıyor ki sanırsın ilk macta madride ikincisinde barcaya cakmıslar. yok anasını satıyım ilk mac sekiz topcusu rotasyonda olan tottenhamla berabere kaldılar, sonra da sikimsonik bir takım olan partizanı yendiler. velinin attıgı gole bakın karsı takımının kalecisinin duzeyini goreceksiniz. ersin duzen falan twit atıyor egilen basımızı kaldırdın besiktas ve trabzon tesekkurler diye. egilen basımızı kaldırmak ne lan. sanırsın ki birilerinin sikinde olan macları kazandılar. suan ortalama bir avrupa ulkesinde ortalama futbol ilgisi olan birine dortmundun bu hafta avrupada kimle mac yaptıgını sorun. hemen soyleyecektir. cunku orası sampiyonlar ligi. bir de gidin sorun ya besiktasın grubunda kimler var diye. neyden bahsettiginizi bile anlamayacaktır. cunku orası uefa. avrupanın ikinci buyuk kupası. en iyi otuz iki takımdan sonraki 48 takımın yer aldıgı, ortalama olarak avrupanın 40. ve 60. sırasındaki takımların mucadele ettigi bir yer. kimsenin sikinde degil. skibbeli donemde ilk bes macımızı kazanıp altıncı macımıza yedek kadroyla cıktıgımız abuk sabuk bir mecra bu grup sureci. acın bakın 15 puanla zirvede oldugumuzu goreceksiniz. ama ben o donem boylesine bir pohpohlanmıslık hatırlamıyorum. ancak bugun bakıyorum ki sanki besiktas asırı zor bir sey basarmıs gibi gurur tabloları sunuluyor onumuze. biz de yiyoruz.

    galatasaray iyi mi? hayır. hatta les gibi top oynadıgımız konusunda bizler bile hemfikiriz sanırım. ancak soruyorum size galatasaray asterası evinde yener miydi? partizanı yener miydi? tottenhamın yedek kadrosuyla hic olmazsa berabere kalır mıydı? bunların hicbirine hayır diyemezsiniz cunku bu uc takımdan o maclardaki onbirlerinden toplam altı tane adam say desem sayamazsınız. ve galatasaray hayatında ilk kez oynuyor gibi gorunen onbir oyuncusuyla dahi sırf avrupa ligi oyuncularından daha kaliteli oyuncuları oldugu icin o puanları toplar. cunku avrupa ligi grup asamasında sıradan, sırf cok mac olsun avrupadaki orta duzey takımlar da bir kupa heyecanının icinde olsun diye geniş takım sayısıyla duzenlenen bir kupa. ne zaman ki subat ayında son onaltı asamasında besiktas catır catır devam eder iste o zaman tamam eyvallah deriz. ki son sekize bile zenit gibi sampiyonlar liginde ancak ikinci tura cıkabilecek takımlar yer alabiliyor.

    bu ortamda tum bunlar gormezden gelinerek turkiyedeki futbol izleyicileri kendince yarattıkları dunyada hayaller yasıyorlar. ben olsam partizan macını alsak twitterda takımı oven twit atmaya usenirim lan. ama ulkede en cok izlenen spor programlarındaki yorumculara baksan besiktasın sampiyonlar liginde son dorde kaldıgını zannedersin. bu derece koftiden bir ortam olustuguna hic sahit olmamıstım.

    haa bu durum benim isime gelmiyor degil. besiktas bana gore cok havaya sokuldu. birkac guclu rakibe denk geldiklerinde yenildikleri vakit inanılmaz bir sarsılma yasayacaklar. ancak suanki durumun bu derece buyutulmesi zoruma gidiyor amk. tamam biz kotuyuz, anderlect ile bile berabere kaldık ama su anderlect besiktasın grubunda namağlup lider bitirir grubu ulan. bu kadar sıradan bir galibiyetin, bu kadar sıradan bir grubun ulkenin gurur tablosu olarak sunulması gururuma dokunuyor. butun programlar besiktasın avrupa destanını yazıyor. ercan taner besiktasın muthis avrupa zaferini anlata anlata bitiremiyor. bakıyorum rakibe sonra, partizan amk. partizan kim amınakoyım ya buyute buyute madrid yaptılar.

    iyi hos ulke puanı geliyor falan ama uefa avrupa liginin subat sonuna kadarki buyuklugu, karizması, kalitesi spor toto super ligden iyi degil. ama ulkemizdeki futbol izleyicisine bakarsak besiktas avrupayı dize getiriyor, trabzonspor ulkemize gurur gecesi yasatıyor. trabzonun yendigi takımın adı ne? yemin ediyorum bilmiyorum bile. trabzonsporun grubunun lideri kim legia varsova. varsovayı sampiyonlar ligine soksan ne olur. sıfır puan. bunu konusan kim var? hic kimse. bu galibiyet uzerinden galatasaray ulkeye utanc yasatıyormus da digerleri ulkemizin gururunu kurtarıyormus algısı yaratılıyor mu? kesinlikle. ulkedeki futbol taraftarları da bunu yiyor mu? yiyor, hem de afiyetle.

    o zaman hepimize afiyet olsun.
  • 18
    form algısı göbeğe şartlanmış türk insanını bire bir yansıtan taraftardır. bakın dikkat edin istisnasız her misafirlikte veya akraba ziyaretinde mutlaka ortamdaki kişilerden birini veya yakınlarını kapsayan bir kilo aldın, kilo verdin ve göbek konusu açılır. hiç şaşmaz yani çünkü bizim insanımız ortalık sessiz kalınca tedirgin olur, bunu düşmanca algılar, hemen bir konu olsun ister ve böyle durumlarda da kilo, boy, saç-sakal ve havalar devreye girer. bakın, kalıp olarak bile mevcut: "havadan sudan konuşmak", "eee daha daha nasılsınız?".

    hal böyle olunca da bizim vasat türk futbol taraftarı garibim ne zaman formsuz bir futbolcu görse sahada, evrim teorisini tek soruyla çürüten adam heyecanıyla işte bu muhteşem tespiti yapıştırır;

    "çünkü göbekli..."

    olcan göbekli, melo göbekli, pandev göbekli, muslera göbekli, hktwoo göbekli... herkes göbekli!!!

    samimiyetsiz milli esprimizle bitireyim: "göbek değil o türk kası :))))"

    (bkz: çok komikmiş admin kardeş)

    edit: sneijder göbekli.
  • 23
    kişileri kurumların ve sistemlerin üzerinde gören bir kültürden gelen insanlardan oluşur. ilah yaratma meraklısıdırlar: fatih terim, hakan şükür, hagi, rıdvan, aziz yıldırım, alex, nouma, lincoln, quaresma, drogba, melo, sneijder, volkan, emre... bu liste uzar gider. işi zaten futbol oynamak olan adamları işini iyi yapıyor diye baştacı yapıp gerekirse taraftarı oldukları kulüplerin önüne koyabilirler. havaalanında oyuncu karşılarken, tribünde tezahuratlarla kişiyi yücelttikçe yüceltir ve bazen kurumu küçük düşürürler. sporcular, teknik adamlar o kulüp uygun görürse hizmet ederler ve uygun görmezse giderler. maaşlı insanlardır ve "profesyonel" oldukları için parayı kim verirse o takımda oynarlar. mesela 3 yıldır melo bu taraftar kitlesini iyi tanıdığından, onları kullanarak daha iyi paralar kazanıyor hemde yazın arkadaşları çalışırken uzun uzun tatil yapıyor, kulübü küçük düşürüyor. mesela quaresma bu taraftar kitlesini iyi tanıdığından portekiz'de ciddi oynarken, burada şova kaçıyor, portekizde sezon boyunca 1 sarı kart gören queresma burada bir maçta 2 sarı kart birden görüyor ciddiyetsizlikten çünkü yarın taraftarı tek hareketle bağlayabileceğinden emin. bu kitleyi çözen uyanık futbolcular hem başka yerde kazanamayacakları paraları kazanıyorlar hem de ilah muamelesi görüyorlar.
  • 24
    türkiye'de çarpık bir taraftar yapısı var. ülkenin hemen hemen her yerinde öncelikli olarak galatasaray, fenerbahçe ve beşiktaş tutuluyor. dünyanın en memleketçi topluluğu olan türk insanı, bu aşamada güce olan tapmayı çok net bir şekilde ortaya koyuyor. bilirsiniz, bu ülkede biriyle tanıştığınız zaman; memleket neresi sorusuyla karşılaşırsınız. sıcakkanlı bir yaklaşımdır, eyvallah ama "ordan adam çıkmaz - bizim memlekete gibisi yok be" cümlelerini duymanız da an meselesidir. şu iki cümle bile insanların ne kadar memleketlerine bağlı olduklarını gösterir.

    peki iş futbol kısmına gelince ülkenin tamamında güce tapınılıyor? neden hiç kimse o kadar çok sevdiği şehrinin takımı için bir şey yapmak yapmıyor? işte ben burada epey takılıyorum. örneğin izmir/göztepe'de doğup büyümüş bir adamın galatasaraylı olmasına anlam veremiyorum. renkse renk, tarihse tarih o halde neden galatasaray veya beşiktaş veya fenerbahçe?

    - arma aşkı olm bizimki, sen ne anlarsın!
    + pardon kardeşim.

    oysa futbol kültürü olan çoğu ülkede böyle bir şey görmüyorum. yıllar önce o zamanlar ntv'de yayınlanan futbol mundial programında bir hikaye çok ilgimi çekmişti. çok zengin bir ingiliz işadamı vardı. bu adam işi gereği fransa/paris'te yaşıyordu. tuttuğu takım ise doğup büyüdüğü yerin 4.lig takımıydı. evet, aynen 4.lig takımı. adam her haftasonu fransa'dan ingiltere'ya sadece takımını izlemeye geldiğini anlatıyordu. sonra kameralar bu zengin abimizin yanındaki adama döndü. kendisi o muhitin çöpçülerinden biriydi. evet, çöpçü. ikilinin kombineleri yan yanaymış. * tabi tribünde birbirlerinin kim olduklarını bilmiyorlar. zamanla sohbet, muhabbet derken çok sıkı iki arkadaş oluyorlar. maç öncesi beraber puba takılmaya, beraber stada gitmeye başlıyorlar. merak etmeyin çöpçü kendisinden "lan olm beni de bi' kurtar lan" diye takılmıyor. ikisinin ortak bir tutkusu var ve bu payda da buluşuyorlar. en büyük hayalleri takımlarını bir gün premier league'de görmek. bunun için de ellerinden ne geliyorsa yaptıklarını söylüyorlar(dı).

    adamlardaki spor kültürü bu. adamlar güce tapmak yerine ne yapabilirizi? düşünüyorlar. bu yüzden ingiltere, almanya, ispanya, italya gibi ülkelerde tribünlerin neredeyse çoğu dolu. rekabet fazla, sahadaki pislik az.

    umarım bir gün böyle bir duruma biz de kavuşuruz.