• 1
    spor psikolojisi ve futbol rekabeti özelinde sıkça kullanılan psikolojik üstünlük ifadesinden çok daha önemli bir yere sahip olması gereken kavram.

    literatürde "resilience" olarak geçen kavram dilimizde yoğunlukla psikolojik sağlamlık veya kendini toparlama gücü ve yılmazlık olarak karşılık buluyor.

    psikolojik sağlamlık kavramını, dinamik bir sistemin kendi işlevini, canlılığını ya da gelişimini tehdit eden rahatsızlıklara rağmen başarılı bir şekilde uyum sağlama kapasitesi olarak açıklayabiliriz.

    duygusal dayanıklılık ve stresle başa çıkma yetisini ölçmeye yarayan bir kavram veya tutarlı bir psikolojik denge durumunu devam ettirebilme yetisi de denebilir.

    iniş çıkışların olduğu uzun maratonlarda, günlük performanslar, dalgalanmalar ve dış etkenler gibi pek çok değişkene rağmen sporcuların psikolojik sağlamlık ve yılmazlık düzeyi başarı noktasında çok daha belirleyici bir unsur olarak daha çok ön plana çıkarılmalı.

    kaybettiğinde değil vazgeçtiğinde yenilirsin düşüncesini sıkça dile getiren fatih terim'e ve 1996-2000 arası kulübün en büyük başarısını kazanma sürecinde onunla birlikte takıma profesyonel psikolojik destek noktasında katkısına başvurduğu acar baltaş hocaya bu vesileyle selam olsun.
  • 4
    takımda kaos anlarında psikolojisi dağılmayan futbolcular sırasız liste şu şekildedir:
    icardi
    ilkay
    lang
    lemina
    boey
    abdülkerim
    uğurcan

    bu isimler haricindeki tüm futbolcularımız duygusal, kaos anında dağılmaya elverişli ve biraz da özgüveni yüksekken iş yapan futbolcular.

    bunun bilincini şampiyonlar liginin gelecek turlarında iyi oturtmamız gerekiyor. mental açıdan zayıf düşebilecek oyuncuları iyi hazırlayıp, mentali kolay kolay dağılmayan yukarıda ismi yazılı futbolculardan ise mutlaka faydalanmak gerekiyor.
  • 5
    dünkü maçı eleyişimiz her şeye rağmen güzel bir artı olarak haneye yazıldı.

    artık her bir oyuncumuz juventus comeback tehlikesine karşın bile zaferle tur atlamış olduklarının bilincindeler. gereksiz panikten uzak kalmalarını sağlayacaktır bu tecrübe.

    psikolojik sağlamlığı yaşadığın tecrübeleri hanene katarak büyütürsün.
    (bkz: 25 şubat 2026 juventus galatasaray maçı)
  • 7
    gençler belki hatırlamaz ama 1996-2000 arasında galatasaray’ın avrupa’daki yolculuğu her maçla bir üst seviyeye taşınıyordu. roseburg’lar, parma’lar, sparta prag’lar, athletic bilbao’lar... uefa kupasına giden yolda oynadığımız bu zorlu karşılaşmalar bize çok şey öğretti. hatta uefa’yı öyle güle oynaya kazanmadık. eğer maçları sadece skorlarla hatırlarsanız “2-1 bologna”, “2-2 leeds” dersiniz ama o maçların gerçekte nasıl geçtiğini pek bilen yoktur.

    leeds deplasmanında 2-2’lik skorla macçı bitirmek için galatasaray, 1987’den beri avrupa’da ne mücadeleler verdi, ne dayaklar yedi! neuchatel xamax, psv deplasmanı, steaua bükreş, manchester karşılaşmaları… bir çırpıda aklıma gelenler bunlar. yıllarca yaşanan o yenilgiler, kaybedilen maçlar sonunda 2000 yılında o psikolojik eşiğe ulaştık. yine de, uefa’ya giden yolda 2-1’lik bologna maçını bir açın, 90 dakika izleyin; o stresler ne yaşandı, bir görün. bu iş tamamen tecrübe. tecrübe yaşandıkça, insan çelik gibi oluyor.

    bugün davinson, sane, ıcardi dışında avrupa’nın havasını koklamış oyuncumuz neredeyse yok. işte bu tecrübe de böyle kazanılıyor. bir de şu açıdan bakın: son 16’ya en son 12 yıl önce kaldık; o zamandan beri doğan çocuklar şimdi ortaokula gidiyor. geçen 3 senede güzel mağlubiyetler, güzel ‘dayaklar’ yedik. bugün 105’te ayağa kalkıp gol atabildiysek, geçmişte yediğimiz o dayaklar sayesinde. bu sene daha nereye gideriz bilmiyorum ama önümüzdeki sezon yine buralara gelirsek, daha ileriye gideceğimizden eminim. önemli olan orada, avrupa’da olmaya devam edebilmek.
  • 8
    tokat yemeden büyülmüyor 25 şubat 2026 juventus galatasaray maçında öyle ağır bir tokat yedik ki inanılmazdı ama yıkılmadık ve osimhen’in golüyle bir şekilde ayakta kaldık. kazanan ile kaybedeni bazen bu ince nüanslar belirliyor. şimdi odaklanmamız gereken tek şey var tottenham ile eşleşip kendimizi çeyrek finale atmak. sonrasına sonra bakacağız. adım adım.
  • 9
    deplasmandaki prag, alkmaar ve juve maçları. bu maçların birbirinden bir farkı yok aslında. ilk ikisinde hezimet yaşarken üçüncüsünde bireysel performans ve ilk maçtaki skor ile turu geçtik. hepsinde de temel sorun psikolojik olarak sağlam kalamamaktı.

    tabii aynı kırılganlığı prag ve alkmaar gibi alt seviyede takımlara yaşarken şimdi bir dünya devine karşı yaşıyor olmak seviye atladığımızı gösteriyor.

    ancak galatasaray futbol takımının deplasmanlarda geriye düştükten sonra helva gibi dağılmasından bir sonuç çıkarmalı artık teknik ekip. bu güne kadar prag ve alkmaar maçlarını 10 kişi kaldığımız için berbat oynadık diye düşünüyorduk ama dün rakibimiz 10 kişi kalmasına rağmen aynı durumu yaşadık. yani sorun sayısal olarak azalmak değil, böyle anlarda oyuna karakter koyamıyoruz.

    zaten okan buruk dönemiyle ilgili benim bir çırpıda aklıma gelen deplasmanda comeback hikayesi yok. içerde de çok sınırlıdır. belki de ben hatırlamıyorum bilmiyorum ama skor olarak geriye düştüğümüzde "biz bu maçı alırız" dedirttiğini pek hatırlamıyorum takımın.

    okan hoca oyuncularına verdiği rahatlık ve huzur sayesinde içeride sevgi iklimini oluşturabiliyor. ancak malesef bunun bir dezavantajı da var, disiplini sağlayamıyor. hayatın hiçbir yerinde sevgi disiplin getirmez, disiplini getiren saygı ve korkudur. galatasaraylı futbolcularda bu iki duygu eksik. ceremesini de böyle günlerde çekiyoruz.
  • 10
    önce taraftarda psikolojik sağlamlık olsun.

    taraftarda "fenerbahçe kalan maçların hepsini kazanacak" hezeyanı her yenen golden sonra gitti tur, gitti şampiyonluk düşüncesi yorucu olmaya başladı.

    futbolcular bu juventus 10 kişi. maç uzatmalara giderse 30 dakika içinde yeşek bile her türlü atarız özgüveni ile oynadılar. panik yapan bence taraftardı.

    takımına hocasına bu kadar güvenmeyen, karamsar bir taraftar profili bence toksik bir hal almaya başladı.
App Store'dan indirin Google Play'den alın