• 7
    gençler belki hatırlamaz ama 1996-2000 arasında galatasaray’ın avrupa’daki yolculuğu her maçla bir üst seviyeye taşınıyordu. roseburg’lar, parma’lar, sparta prag’lar, athletic bilbao’lar... uefa kupasına giden yolda oynadığımız bu zorlu karşılaşmalar bize çok şey öğretti. hatta uefa’yı öyle güle oynaya kazanmadık. eğer maçları sadece skorlarla hatırlarsanız “2-1 bologna”, “2-2 leeds” dersiniz ama o maçların gerçekte nasıl geçtiğini pek bilen yoktur.

    leeds deplasmanında 2-2’lik skorla macçı bitirmek için galatasaray, 1987’den beri avrupa’da ne mücadeleler verdi, ne dayaklar yedi! neuchatel xamax, psv deplasmanı, steaua bükreş, manchester karşılaşmaları… bir çırpıda aklıma gelenler bunlar. yıllarca yaşanan o yenilgiler, kaybedilen maçlar sonunda 2000 yılında o psikolojik eşiğe ulaştık. yine de, uefa’ya giden yolda 2-1’lik bologna maçını bir açın, 90 dakika izleyin; o stresler ne yaşandı, bir görün. bu iş tamamen tecrübe. tecrübe yaşandıkça, insan çelik gibi oluyor.

    bugün davinson, sane, ıcardi dışında avrupa’nın havasını koklamış oyuncumuz neredeyse yok. işte bu tecrübe de böyle kazanılıyor. bir de şu açıdan bakın: son 16’ya en son 12 yıl önce kaldık; o zamandan beri doğan çocuklar şimdi ortaokula gidiyor. geçen 3 senede güzel mağlubiyetler, güzel ‘dayaklar’ yedik. bugün 105’te ayağa kalkıp gol atabildiysek, geçmişte yediğimiz o dayaklar sayesinde. bu sene daha nereye gideriz bilmiyorum ama önümüzdeki sezon yine buralara gelirsek, daha ileriye gideceğimizden eminim. önemli olan orada, avrupa’da olmaya devam edebilmek.
App Store'dan indirin Google Play'den alın