• 1827
    (bkz: hacivat karagöz neden öldürüldü?)

    yönetmenliğini ezel akay'ın yaptığı ve başrolleri haluk bilginer ve beyazıt öztürk'ün oynadığı 2005 yapımı film. müzikleri ile insanın yüreğine dokunur. aslında anadolu ortaçağ üçlemesinin ilk filmi olarak düşünülmüştür. film döneminde muhafazakarlar tarafından çokça eleştiri almıştır. malesef gişede istenilen başarı sağlanamayınca olumsuz eleştirilerin de etkisi ile sonraki iki film rafa kaldırılmıştır.

    youtube üzerinden hd olarak izlenebilir.

    https://www.youtube.com/watch?v=Ny2aLUVPvgk
  • 1830
    (bkz: eşkiya)

    yavuz turgul'un yönettiği ve senaryosunu yazdığı, başrollerini şener şen ve uğur yücel'in paylaştığı 1996 yapımı sinema filmi. vizyona girdiği yıl 2.5 milyonun üzerinde izlenmesi ile yerli filmler arasında bir devrim yaratmış olan ve erkan oğur'un müzikleri ile yapımı başka bir boyuta taşıdığı, her sinemaseverin görmesi gereken bir başyapıt.

    youtube üzerinde hd kalitede resmi olmayan yüklemelerine ulaşılıp izlenebilir.
  • 1833
    (bkz: papillon)

    1973 yapımı henri charriere'in yazdığı ve gerçek hayat hikâyesini anlattığı kitaptan sinemaya uyarlanan film.
    başrollerini steve mcqueen ve dustin hoffman'ın paylaştığı yapım uzun süresine rağmen en başından itibaren izleyiciyi konunun içine çekmeyi başarıyor. ayrıca gerek steve mcqueen, gerek dustin hoffman üst düzey oyunculuk performansı ile yine kendilerine hayran bırakıyorlar. her sinemaseverin mutlaka görmesi gereken bir film.

    https://m.imdb.com/title/tt0070511/
  • 1834
    (bkz: a fistful of dollars)

    başrolünü clint eastwood'un oynadığı, yönetmenliğini sergio leone'nun yaptığı 1964 yapımı spagetti western tarzı sonraları dolar üçlemesi olarak ünlenecek olan yapımların ilki. üçlemeler sanılanın aksine amerika kıtasında değil ispanya'da çekilmiştir. filmin müzikleri ennio morricone tarafından yapılmıştır ve western tarzınının simgelerinden olmuştur. clint eastwood'um film boyunca çok az repliği vardır ve kendisinin üçlemenin sonraki iki filminde olduğu gibi bir karakter ismi bulunmamaktadır. yapımı sinemaseverlerin klasiği olan ve maalesef güzel olan her şey gibi günümüzde yasaklanan pazar sabahı western kuşağı filmi olarak değerlendirmeniz önerilir.

    https://www.imdb.com/title/tt0058461/
  • 1836
    ratatuy veya ratatouille isimli 2007 yapımı animasyon, bir aşçı yamağı ile ona yardım eden yetenekli aşçı farenin macerasını anlatıyor.
    benim gibi otuzlarınızdaysanız ve çocukluğunuz taşrada geçmişse, sizin gözünüzde de o günlere dair anılar canlanabilir diye düşünüyorum.
    ne zaman izlesem karın yumuşakça yağdığı bir kış akşamı evimizin önünde henüz kimsecikler ölmemişken geçen akşamlar aklıma gelir. filmin sonu da buna vurgu yapıyor zaten.
    (bkz: akşam oldu hüzünlendim yine)
  • 1838
    daha önce yazmıştım, 38. istanbul film festivali'ni ne kadar beklediğimi. dört senedir istanbuldayım bu dört senede de hep iple çekerim, kaçırmamaya çalışırım. bir de öğrenci biletleri gündüz seanslarında 2 lira olduğu için güzel bir program yapıp 19 filme bilet almıştım. dün itibariyle aşırı yorucu olan maratonun sonuna geldim. bir fikir oluşturması amacıyla bir iki yorum yapmak isterim filmler hakkında.

    shadow: arkadaşım bu filme bayıldığı için ilk filmimi heyecanla bekliyordum fakat oraya gidince seansın iptal olduğunu onun yerine başka bir film gösterileceğini öğrendim. açıkçası biraz üzdü. ama arkadaşımın dediğine göre esaslı bir filmmiş.

    eşanlamlılar: işte iptal olan shadow seansının yerine gösterilen film. açıkçası hiçbir fikrim yoktu film hakkında. fransa'ya yerleştikten sonra israil kimliğinden kurtulmaya çalışan ve dilini konuşmayı reddeden bir adamın hikayesi. açıkçası para verip gitmiş olsaydım beğenmeyebilirdim ama böyle beklentiyi düşük tutarak izlediğim için fena bulmadım. başrol oyuncusu hoşuma gitti, güzel oynamış. 6/10

    2001: uzay macerası: bu film de aynı günün sürprizi oldu. shadow filmi için iade sırasında beklerken bir adam 10 dk sonra başlayan film için fazla bileti olduğunu ve gelip gelemeyeceğimi sordu. ben de hazır bu filmi merak ediyorken kabul ettim. kubrick'i sinemada izlemek büyük bir ayrıcalık. fakat sonu gelmek bilmeyen sahneler biraz üzdü beni. o da ara verilmiyor olmasından kaynaklı bir şey. genel hatlarıyla beğendim. filmin sonlarına doğru on dakikalık bir sahne beni benden aldı. kitabını da okuyacağım sonrasında. 7/10

    okul çıkışı: işte kaçırdığım ilk film bu oldu. salona geç kalan seyircilerin alınmamasından dolayı maalesef bu filmim yalan oldu. izlemek isterdim.

    oyunbozan: bu festivale -bence- damgasını vuran filmlerden biriydi. oyunculuklar, konu seçimi, işleyişi, kurgusu vs. her şey inanılmaz güzeldi. sistemi sorgulatan güzel bir düşünce filmi de diyebilirim. rahatsız edici sahneleri vardı ama çocuk oyuncu muazzam oynamış. 8.5/10

    bakın nasıl kıvırıyoruz: festivalin antidepresan kısmından seçtiğim tek filmdi galiba. epey komik olduğunu düşünmüştüm fakat fransızlarla espri anlayışımız uyuşmuyor galiba. birkaç iyi sahne vardı ama genel olarak 'ee yani?' dediğim bir film oldu maalesef. 5/10

    bay jones: stalin dönemindeki kıtlığı anlatan ve hayvan çiftliğine esin kaynağı olan gazetecinin ekseninde geçen bir film. ilk izlediğimde beni o kadar etkilememişti ama gün geçtikçe etkisi artıyor. güzel bir dönem filmi olmuş aslında. kostümler, diyaloglar vs. her şey yerli yerindeydi. 7/10

    lanetli kumaş: herkesin sıkılıp salondan çıktığı benim ise saçma bir şekilde beğendiğim bir film oldu. absürt şeylerin özellikle sinemaya yansımasını çok severim. giyeni lanetleyen bir elbiseyi konu alan bu film beni hem güldürdü hem ürküttü. city's sinemalarının ses sistemlerine bir teşekkürü borç bilirim. fısıltı sahnelerinde sanki birisi arkamdan boynuma doğru yaklaşıp fısıldıyor gibi hissettirdi, tüylerim ürpermişti. 7/10

    canım: iran'ın dağlık bir köyünde yaşayan 80'li yaşlarda bir kadını konu edinen bir belgesel bu. kısacıktı zaten. yaşamının sonlarına gelmiş, evlatlarından bir hayır görememiş bir kadının üzücü bir hikayesi aslında. izlerken babaannemi gördüm sanki. güzel bir belgeseldi en nihayetinde. 6.5/10

    karakol: vizemle çakıştığım için maalesef gidemedim. arkadaşıma göre ortalama bir filmmiş.

    sıçan avcısı: vizemle çakıştığı için buna da gidemedim. arkadaşım ise epey beğenmiş.

    mahvol, mahluk, mahvol: geldik en eğlenci kısma. * hayatımda ilk defa bir filmden o denli bunaldım ki uyuyakalmışım. yetişmem gereken bir şey yoksa her etkinliğin sonuna kadar kalan beni bile uyutmayı başarmışsa tebrik ediyorum bu filmi. konu desen anlamsız, karakterler desen ne yaptığı belirsiz. inanın hiçbir şey anlamadım. uzuun süre içinde izlediğim en kötü filmdi. 2/10

    yem: bir önceki filmin hayal kırıklığından sonra bu ilaç gibi geldi. aslında çok durağan çok basit bir film fakat eski kamera ile çekilmesinden dolayı bu filmin 2019 yapımı olduğuna bir türlü inandıramadım kendimi. o yüzden başarılıydı. 6/10

    görülmüştür: festivalde izlediğim ilk türk filmi oldu ve bayıldım! aslında türk sinemasını çoğumuz kötülüyoruz fakat haberimiz bile olmadan çok güzel filmler çekiliyor. ama hiçbiri vizyona girme şansı bulamıyor. mesela geçen sene aynı festivalde izlediğim bekçi filmi. muazzamdı. ama kimse duymamıştır bile. türk sinemasına destek olmamız gerek ki böyle güzel filmler çekilsin. 7.5/10

    meleklerin koruyucusu: ölmek üzere olan çocuklara koruyucu ailelik yapan bir adamın gerçek hikayesi, bir belgesel. ağlamamak mümkün değil zaten. çok mütevazı bir film idi. bize çok şey vadetmemiş ama istediğimizi de tam olarak vermiş. 6.5/10

    oray: tam da zamanında hasta oldum ve bu çok beklediğim filme gidemedim. arkadaşım pek beğenmemiş.

    otomatik portakal: zaten izlemiş olduğum bir filmdi fakat sinemada izlemek ayrıdır. hastalığım yüzünden bu da yalan oldu.

    kaygan zemin: bitmek bilmeyen hastalık yapmışlar. bu filmi de izlemeyi çok istiyordum.

    angelo: beklentim biraz yüksek olduğu için maalesef onu karşılayamayan bir film oldu. hakkını vermem gerekirse müzikler kostümler oyuncular çok iyiydi. ama hikaye kısmında maalesef bir zayıflık hissediliyordu. pek çok soru işareti kaldı kafamda. 5.5/10

    cinnet: en sonunda bu kubrick filmini izleyebildim! yıllarca uzunluğu konusunda yakındığım için açıp izleyemiyordum fakat hata yapmışım. kitabını da okumuş olduğum için daha da sevdim. başka bir şey söylemeye gerek yok galiba. 8/10

    edmond: ve festivalin açılış filmi benim de kapanış filmim oldu. fakat son dakika golü atarak inanılmaz beğendiğim bir film buldum! cyrano de bergerac senelerdir bana övülen fakat açıp okumaya üşendiğim bir tiyatro oyunuydu. onun sahnelenme süreci o kadar güzel anlatılmış ki hem kahkahalarla güldüm hem de çok hüzünlendim. acilen kitabını okumam gerek zira filme bayıldım. 9/10

    bir festival de iyisiyle kötüsüyle sona erdi. geçmiş festivallere göre biraz sönük kaldı, belki de benim yanlış film seçimlerim yüzünden. rağbet gören filmleri haklı bir şekilde hep 21.30 seanslarına koymuşlar fakat bu kadar film aldığım bir festivalde bir tane filme 20 lira verecek olmak ekonomi sarsıyor. eskiden onlara en azından bir tane gündüz seansı da eklerlerdı ama bu sene yapmamışlar. belki de çok fazla seveceğim filmler olacaktı. her neyse. sönük olmasının bir diğer nedeni ise maalesef bu sene ana sponsor bulunamamış olması. sanata daha çok önem verilen nice güzel festivallar diliyorum, umarım seneye daha güzel filmler izleriz.
  • 1839
    (bkz: dom za vesanje)

    türkçe'ye çevrilen adıyla çingeneler zamanı, yönetmenliğini emir kusturica'nın yaptığı 1988 yapımı yugoslav filmi. kusturica'nın en iyi filmlerinden biri olarak kabul edilen yapıt, aynı zamanda tamamı çingenece çekilen ilk sinema filmidir. oyuncuların neredeyse tamamı amatör ve çingene kökenlidir ve bu da karakterlerin rollünün yapıldığı değil gerçek hayatta yaşadığı hissi uyandırıyor. perhan karakterine hayat veren davor dujmovic genç yaşta depresyon nedeni ile intihar etmiştir ki bu da filme ayrı bir hüzün katıyor.

    goran bregovic müzikleri ile filme adeta boyut atlatmıştır ve neredeyse filmde duyacağınız her bregovic eseri türkçe'ye uyarlanmıştır. izlemediyseniz mutlaka görmeniz hatta dijital bir kaydını arşivinize eklemeniz gereken şaheser.
  • 1843
    yücel'in çiçekleri-cumhuriyet tarihimizin iki güzide eğitimcisi hasan ali yücel ve ismail hakkı tonguç' un cumhuriyetimizin yüzakı projelerinden köy enstitüleri için verdikleri emekleri ve iktidara gelen karşıtlarınca nasıl kapatılarak ülkemizin özellikle eğitim konusundaki gelişiminin baltalanışının anlatıldığı belgesel film.
  • 1844
    (bkz: the handmaiden)

    2016 güney kore yapımı erotik psikolojik gerilim türündeki park chan-wook filmi. yönetmen tıpkı oldeuboi da olduğu gibi ilk sahneden itibaren yarattığı gizemli hava ile izleyiciyi filmin içine almayı başarmış. cinselliğin cesurca sergilendiği; korku-gizem-gerilim üçgeninde yine kore sinemasının olmazsa olmaz psikopat karakterleri ile kore sineması sevenlerin görmesi gereken bir yapım...

    https://www.youtube.com/watch?v=whldChqCsYk
  • 1847
    (bkz: wag the dog)

    https://www.imdb.com/title/tt0120885/

    türünün tartışmasız en iyi filmlerinden.

    film ile ilgili kısa bir inceleme buldum paylaşmak isterim.(kaynak: http://www.cinerituel.com/...tidar-iliskisi.html)
    --- alıntı ---
    haberin, tarihin dolayısıyla ideolojinin üretilen bir “şey” olması durumunu göz önüne seren 1997 yapımı barry levinson’un yönetmenliğini yaptığı wag the dog (başkanın adamları) filminde kurmaca bir savaş senaryosuyla gündemin seyrini değiştiren iktidarın medyayla olan bağının daha doğrusu medya araçları üzerindeki söz hakkının ne boyutta olduğu işin mutfağından anlatılır. başkanın adamları filmi orijinal adı olan wag the dog’dan kolayca anlaşılacağı üzere, olağan biçimde “köpeğin kuyruğu sallaması değil, kuyruğun köpeği sallaması” ile iktidar-medya (sinema)-söylem-ideoloji dörtlüsünün birbirini nasıl etkilediğini, birbirine nasıl yön verdiğini konu edinir. manipüle edilen gerçeklik algısı ve dil, sinemanın ulusal ve uluslararası arenada kitlelere yön verme gücüyle birleşince ortaya neredeyse gerçekten daha gerçek bir atmosfer çıkar. wag the dog filmi medyanın iktidarın elinde şekillendiği ve bunun dışında alternatif bir söylem gelişmesinin neredeyse imkânsız olduğu tezinden yola çıkarak çekilmiş, uydurma bir savaş çıkarmaya bile gücü yetecek iktidar-medya ilişkilerinden ve bu uğurda her şeyin mubah sayılmasından bahseden cesur ve öncül bir yapım. film, haberin yaşananlardan ziyade oluşturulan, yazılan metinlerden ibaret olduğu gerçeğini sarsıcı biçimde dile getirir.

    filmin hemen başında siyah fon üzerine beyaz yazıyla art arda görünen şu üç cümle yalnızca filmin gidişatı ve ironik üslubuyla ilgili bilgi vermekle kalmaz aynı zamanda iktidar ve medya arasındaki diyalektiği de vurgular:

    – neden köpek, kuyruğu sallar?
    – çünkü köpek kuyruktan daha akıllıdır.
    – eğer kuyruk köpekten daha akıllı olsaydı kuyruk köpeği sallardı.

    bu cümleler iktidarların medyayı kendi çıkarları ya da ideolojileri doğrultusunda kullandığını gösterir.

    yüksek tempolu bir şekilde başlayan ve devam eden filmde abd başkanı’nın seçimlere on beş gün kala bir ateşböceği kızı tarafından cinsel tacizle suçlanması ve bu krizin nasıl yönetilip yoktan var edilen bir savaşın medyaya servis edilmesiyle örtbas edildiği gösterilir. bu suçlama duyulduğunda başkan çin gezisindedir. krizi yönetmek üzere beyaz saray danışmanlarından conrad brean görevlendirilir. conrad hemen bir ekip oluşturarak özellikle ilk 24 saatlik kriz yönetimindeki stratejilerinin ne olacağını belirlemeye çalışır. conrad haberin doğruluğundansa sunuluşunun iş yaptığını bildiğinden taciz skandalını bastırabilecek tek şeyi yapar ve kurmaca bir savaş çıkarır. bu iş için hollywood yapımcısı stanley motss ile anlaşır. bu iki ismin önderliğinde müzik, senaryo ve kostümle ilgili en ince detaylar ekipçe yaratılır. yaratılan savaşın sahip olması gereken uydurma savaş görüntüleri, bir kahramanın varlığı ve dilden dile dolaşabilecek bir motto da senaryoya eklenince ortaya mükemmel ve “gerçekliği” tartışılmaz bir savaş çıkıverir. sonuçta bu hikâye taciz skandalını bile unutturmaya yeter. çünkü söylem toplumsal bir kontrol aracı olarak gücü elinde bulunduran kişi ya da kişilerin denetimi altındadır. söylemi hedef kitleyle buluşturabilmenin en kestirme ve yaygın yolu ise medyanın gücünden yararlanmaktır.

    söz konusu iktidar ve medya ilişkisi olduğundan elde avuçta güvenilir bir malzeme kalmamasının güvensizliği ve ardından gelen boşluk hissi, filmin tam da yaratmaya çalıştığı duygu denebilir. aslında bir şey değişmediği aksine teknolojinin ve yeni medya olanaklarının zenginleşmesiyle başkanın adamları’nın çekilmesinden bu yana geçen on yedi yılda medyanın iktidarla olan organik bağının güçlendiğini hatta çeşitlenip kolay ulaşılabilir ve hızlı hale geldiğini söylemek mümkün. bu açıdan bakıldığında başkanın adamları zihin açıcı ve farkındalık kazandıran bir film. güvensizlik inşa etmesi ise filmin suçu değil olsa olsa güncel olaylarda da görüldüğü üzere hayatın bir gereği ya da “gerçeği” denebilir.

    --- alıntı ---
  • 1849
    (bkz: zero dark thirty)

    başrolünde jessica chastain var.

    usame bin ladin'in öldürülme operasyonunu anlatıyor. sıkıcı diyen var, amerikan propagandası diyen var ama böyle gerçek hikayelerin filmleri benim çok hoşuma gidiyor.

    zaten sonu belli olduğundan spoiler'a girmez, yıllarca istihbarat toplayıp adamı aramaları, en sonunda bulup o sondaki operasyon sahnesi, hayatını buna adamış ajanın bin ladin ölünce boşluğa düşmesi filmi çok güzel kılıyor.
  • 1850
    (bkz: bölük)

    askerlik temalı bir film. ama öyle ucuz milliyetçiliğin tavan yaptığı filmlerden değil. bayağı bir bölükte geçebilecek sıradan olaylar sade ve gerçekçi bir dille anlatılmış. yer yer duygusal sahneler de var. ufak tefek çatışma sahneleri de. özellikle askere gidecek arkadaşlar mutlaka izlemeli.. kışladan içeri girer girmez neyle karşılaşacağınız aynen anlatılmış.
App Store'dan indirin Google Play'den alın