• 1127
    merhaba arkadaşlar. bugün hepimizin bildiği ama aslında neredeyse hiçbirimizin gerçekten tanımadığı ihsan yüce hakkında yazacaktım. ne tesadüf ki film grubumuzda bir arkadaş çok güzel bir yazı yazmış ve ben bu kadar güzel yazı yazamazdım. o yüzden arkadaşın da izniyle buraya alıntılıyorum. öncelikle ihsan yüce'nin fotoğrafı, zira isim olarak bilinmiyor: http://turkagram.com/...p-ayri-oldu..Bi_.jpg

    mutlaka okuyun derim.

    --- alıntı ---
    çoğunuzun aklında kemal sunal’ın filmlerinde oynadığı kayınbaba ya da muhtar rolleriyle canlanır muhtemelen. belki de hiç canlanmazdı, üstteki fotoğraf olmasa. şöyle söyleyeyim; kibar feyzo’da gülo’nun babası hüso’dur mesela, çöpçüler kralı’nda da hacer’in babasıdır. bu örnekleri tek tek çoğaltmak istemiyorum, çünkü çok fazlalar. istatistiksel bir bilgi vermek gerekirse 150’den fazla filmde oynamıştır, bunların 56’sının senaryosunu yazmış, 6’sını da yönetmiştir. kameranın önünde olduğu kadar, kameranın arkasında da büyük işler başarmış bir emekçidir aynı zamanda. yeşilçam’ın o en parlak yıllarında yazdığı filmler, oynadığı roller ile iyi paralar kazanmıştır ama kazandığı parayı da yine sinemaya ve tozunu uzun yıllar yuttuğu tiyatroya harcamış, yatırımlar yapmış, gençlere el vermiş ve onları yüreklendirerek bu vefasızlıktan geçilmeyen yollara adını derin derin kazımıştır. “iyilik yap denize at,” demiş atalarımız ama yaptığı iyilikler ne kadar geriye dönmüştür, ihsan yüce ne kadar hatırlanıp anılıyordur bilemiyorum. doğruyu söylemek gerekirse unutulan, yitip giden bir değerdir yüce ihsan. adını söylediğinizde, insanların hatırlamadığı bir karakterdir artık…

    elazığlı bir alevi ailenin çocuğu olarak 1929 yılında dünyaya gelir ihsan yüce. izmir atatürk lisesi’nde okur, sonra iktisadi ve ticari ilimler akademisi’ni bitirir. bir süre kendi mesleğinde çalışsa da içinde çocukluğundan beri taşıdığı hislerin peşinden koşar. ufak tiyatrolarda oyunculuklarla başlar sanat hayatına. tiyatroculuğun yanında resim ve heykel çalışmaları da başlar o yaşlarda. gençtir, heveslidir, içi sanat için üretmekle doludur. 1968 yılında üç arkadaşıyla ankara’da drama tiyatro’sunu kurup ideallerinde olan şeyleri yapmaya başlar. mesela dostoyeski’nin suç ve ceza’sını oyunlaştırır. 1952 yapımlı charlie chaplin’in yapımcılığını, yönetmenliğini ve oyunculuğunu üstlendiği sahne işıkları’nı tiyatroya uyarlar. drama tiyatro böylelikle ses getirmeye başlar. ihsan yüce’nin sinema yolculuğu da bu sahneden sonra başlar.

    birçok türk filminde yardımcı karakter olarak yer alır. her tür tipe bürünmüştür beyaz perdede. mazlumdan deliye, karadenizli’den güneydoğulu’ya, dalkavuktan ayyaşa… her daim yan karakterde yer almasına bakmamak gerekir yine de. çünkü baskın karakterli oyunculuğuyla bir şekilde filmi tamamlayan karakter oyunculuklarıyla hafızalara yer etmiştir ihsan yüce. kendine has sigara içişi, sigaradan sararmış bıyıklarıyla bütünleşir adeta. yazdığı senaryolara kendi yaşamından ve dönemin siyasi olaylarına göndermeler yerleştirir. çok zekidir çünkü, toplumcudur ve toplumun yanında olduğunu bir şekilde göstermek ister. ihsan yüce, bir bakıma, 1970’lerde yükselen köylü sosyalist hareketin sinemamızdaki taşlama örneklerini kaleminin ucunda ve en yalın en anlaşılır dille işlemiş tek sanatçıdır. yılmaz güney’in mizahtaki dengidir. argoyu da yerinde ve gerçekçi, cömertçe kullanmıştır. lafını esirgemeyen bir senarist yazardır yüce.

    keza senaryosunu yazıp oynadığı kibar feyzo filminde bu tarz sahnelere rastlamak mümkündür. kibar feyzo filmi görünüşte mizah filmidir ama aslına bakılınca sosyalizme övgü olarak kaleme alınmıştır, bunu kendisi de söyler. örneklemek gerekirse; filmin faşo aga’sı maho’nun bir sahnede feyzo’ya, “ula şurda 141, 142 başsınız lo!” repliği, anayasanın 141 ve 142. maddelerine göndermedir. bu maddeler komünist cemiyetler kurmanın suç olduğuna ve komünizm, anarşizm, diktatörlük, ırkçı­lık propagandalarını ve millî duyguları yok etmeye ve zayıflatma­ya yönelik propagandaların cezalandırılmasıyla alakalıdır. film içerisinde yine sendikalaşmanın önemi ve işçilerin birlik olmasıyla alakalı birçok propaganda yer alır. bu yönüyle ve içerisinde bulundurduğu daha birçok şeyle bir başyapıtı kendi imkânlarıyla ve riskleriyle yüklenip dile getirmiş, senaryolaştırmış ve çektirmiş kişidir ihsan yüce. dönemin baskılarına ve dayatmalarına karşı gelmiş bir yürektir.

    sinema, tiyatro, resim ve heykel dışında edebiyatla da ilgilidir ihsan yüce. dostlarının anlatılarına göre pek çok şiiri vardır ama bunların hiçbiri yayımlanmamıştır. yazmayı sever, üretkenliği buraya da yansımıştır lakin şiirlerini ve eleştirel yazılarını bulmak pek mümkün değildir. günümüze ulaşan en bilinen şiiri “ekmek, şarap, sen ve ben” dir. şiir mazlum çimen’in bestesiyle mümtaz sevinç’çe de seslendirilmiştir.
    “…bir kere aristo’nun hocası olmuştum
    ona verdiğim dersle gurur duymuştum
    bazen jan dark’ı kurtarmak için çalışan bir kahraman
    bazen odunun ateşleyen bir cellât olurum
    eğer daha da içersem
    shaskespare halt etmiş derim karşımda
    salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de
    işte mozart’ın aradığı melodi bu diye gülerim
    enayiymiş be platon…
    bir içsin de görsün….
    ne felsefesi varmış bu hayatın
    anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu…”
    salacak’ta küçük bahçeli eski bir evde, ailesiyle yaşar ihsan yüce. bu evde 1991 yılında kalp krizi geçirerek vefat eder. mezarı karacaahmet’tedir. kısa boyuna rağmen kocaman bir yüreği taşır bedeninde yaşadığı ömürce. arkasında bıraktığı işlerle unutulup gitmiştir.
    her filmine denk geldiğimde onu anlatmayı, yaptığı işleri yanımdakilere tek tek sıralamayı bir borç bildim adeta. bu yazıyı da ekranda bir filmini seyrederken borçluluk duygusuyla yazıyorum. ihsan yüce’yi biliniz, seviniz, tanıyınız.

    --- alıntı ---
  • 1128
    yarın vizyona iki yeni film girecek.

    ----
    the big short

    "dünya ekonomisi hakkında belli bir bilgi seviyesine sahip, ancak bankacılık sektöründe yer almayan 4 kişi, 2000'li yılların ortasında yaşanan büyük ekonomik krizi önceden sezerler. ancak gerek bankalar, gerekse hükumetler bu durumu ısrarla görmezden gelmeye devam etmektedir. oluşan bu büyük açığı ancak her şeylerini kaybetmeyi göze alacak kadar cesur olanlar, risk almaktan korkmayanlar değerlendirebilecektir. sonunda ya batacak, ya da muazzam paralar kazanacaklardır.

    filmin oyuncu kadrosu brad pitt, christian bale, steve carell, ryan gosling, melissa leo'dan oluşuyor."

    *

    ----

    joy

    "tek başına 3 çocuğuyla ayakta kalmaya çalışan joy mangano'nun 4 kuşağa yayılan aile hikayesi filmde anlatılıyor. aşk acısı, ticaret hayatının zorlukları ve maddi sıkıntılarla yüzleşen joy, yine de ayağa kalkıp büyük işler başarmanın yollarını arayacaktır.

    filmin oyuncu kadrosu robert de niro, bradley cooper, jennifer lawrence, virginia madsen, edgar ramirez'den oluşuyor."
    ----

    aklınızda bulunsun.
  • 1129
    yarın vizyona creed filmi giriyor arkadaşlar. rocky 7 diyebiliriz. rocky serisinin yeni filmi. film imdb'de top 250'deydi yeni düştü listeden. altın küreye de aday oldu. tabii ki çok bekledik bu günü.

    dınııı nııııı
    nınııı nııııı
    nını nı nı nınınını nıı nıı
    nı nını nınııı

    :( (bkz: galatasaray sözlük şiir kulübü)

    ertem ver müzüğü. ver müzüüü ertem https://www.youtube.com/watch?v=GvQkl7qa6RQ
  • 1131
    birçok kişiye ilham olan sylvester stallone'un hikayesini anlatacağım.

    stallone'un garip bir yüz ifadesine sahip olmasının sebebi yüzünün sol tarafının büyük bir kısmının felçli olarak doğması. doğuştan gelen bu "engel" yüzünden düzgün konuşamıyordu. konuşma bozukluğuna sahipti. düzgün konuşamayan ve yüzünün bir kısmı felçli olan bir aktör? kulağa ne kadar olasılıksız geliyor değil mi?.. değil!

    new york şehrine hayalini gerçekleştirmek, aktör olmak için geldiğinde kimse onu işe almadı. o kadar çaresiz ve parasız kaldı ki; 3 hafta boyunca new jersey otobüs terminalinde yattı. o kadar çaresiz kaldı ki en yakın ve sadık dostu olan köpeğini 25 dolara tanımadığı birine satmak zorunda kaldı.

    bir gün muhammed ali'nin bir maçını izlerken aklına bir fikir geldi. o kadar dolu, hevesli, istekli, hırslıydı ki hafta sonu boyunca uyumadı ve rocky filminin senaryosunu yazdı. hem de 3 günde, koskoca bir filmin senaryosu... prodüktörler bu senaryoyu çok beğendi ve ona 125.000 dolar teklif etti(hem de o zamanın parasıyla) ama ona bu filmde rol vermeyeceklerini söylediler.

    çaresiz ve parasız olmasına rağmen stallone'un hayali aktör olmaktı ve rest çekerek bu 125 bin dolarlık teklifi reddederek oradan ayrıldı. ya ben başrol olurum ya da bu film hiç olmaz dedi. 1 hafta sonra 325 bin dolar teklif ettiler ama yine rol vermeyeceklerdi. stallone bu teklifi de reddetti. en sonunda prodüktörler başrolde onun olmasını kabul ettiler ama neredeyse teklifin 10'da 1'i olan 35 bin dolar para teklif ederek. stallone düşünmeden kabul etti. filme hayatını koymuştu, kendinden de birçok sahne vardı filmde. sonuna kadar inanıyordu. parayı aldıktan sonra hemen köpeğinin izini sürmek ve satın almak için 15000 dolar harcadı.

    rocky 200 milyon dolar kazandı...

    "dünya güneş ışığı ve gökküşaklarından ibaret değil. dünya çok adi ve pis bir yer ve ne kadar sert olursan ol, eğer ona izin verirsen seni dizlerinin üzerine çöktürür ve orada kalırsın. sen, ben ya da hiç birimiz hayat kadar sert vuramayız. ama olay senin ne kadar sert yumruk atabileceğinle alakalı değil; olay ne kadar sert yumruk yiyebileceğin ve buna rağmen devam edebileceğinle alakalı. işte ancak bu şekilde kazanılır."
  • 1136
    (bkz:spotlight )

    oscar yarışında favori olan film. bu gece izleyebildim. kilisenin halı altına süpürdüklerini ortaya çıkarmaya çalışan bir ekibin öyküsünü anlatıyor. başlar sıkıcı olsa da film ilerledikçe biraz da olsa içine girebiliyorsunuz filmin. ama acayip te beğenmedim filmi. kadro güzel, micheal keaton doğru yola girmiş görünüyor. açıkçası the revenant varken, hatta bridge of spies varken bu filmin oscar'ı alması pek içime sinmez.
  • 1140
    (bkz: the revenant)

    daha önce yazılmış ama olsun zarar gelmez bir kez daha yazmış olayım. di caprio'ya oscar verilmedikçe adam kendini aşmaya devam ediyor. alejandro gonzález iñárritu; çoğu filmini izlemişim aslında ama kusura bakma abi yeni öğrendim senin ismini de. onlar nasıl geniş geniş, uzun uzun sahneler, nasıl kamera açıları; valla helal olsun o kadar film izlerim uzun zamandır bu kadar etkilenmemiştim. kesinlikle tavsiye ederim, izleyin izlettirin.
  • 1141
    kimse yazmamış golden globe günü bugün. şu ana kadar ki ödülleri ilerleyen saatleri yazarım yada yazarlar ama bu gece rahat uyuyucam. dicaprio aldı en iyi oyuncuyu. şimdi sıra oscarlara. hugh glass en iyi böyle oynanırdı.

    edit:

    en iyi film drama: the revenant

    en iyi erkek oyuncu drama: leonardo dicaprio

    en iyi kadın oyuncu drama: brie larson

    en iyi film müzikal yada komedi: the martian

    en iyi aktris müzikal yada komedi: jennifer lawrence

    en iyi yönetmen: alejandro gonzález iñárritu

    en iyi yabancı film: saul fia

    en iyi senaryo: jobs

    en iyi yardımcı erkek oyuncu: sylvester stallone

    en iyi animasyon: inside out

    en iyi erkek oyuncu müzikal yada komedi: matt damon

    en iyi film albümü: the hateful eight

    en iyi film şarkısı: spectre- writing's on the wall

    en iyi yardımcı kadın oyuncu: kate winslet
  • 1145
    bende yazıcam ama drvenom adlı arkadaşımız yazmış, alan rickman için yolun sonu bu dünyada gelmiş.

    harry potter'lar hakkında yazacağım.

    -----spoiler-----

    harry potter herkes için, her yaş için çok özeldir ama 90lı yıllarda doğanlar için bir başka önemlidir sanki. okul sıralarında çocuk klasikleri dışında belki de ilk okuduğu kitaptır herkesin, en azından benim için öyle. ilk topladığım kartlar harry potter kartlarıydı, ilk kez sevdindiğim ve üzüldüğüm hayali karakterler hep harry potter'dandı. kitaplarını maksimum 2 günde bitirir üzerine bir de sakin kafayla okurdum çünkü yeni gelecek kitaba zaman çok vardı. daha sonra filmleri geldi. kitaplar o kadar güzeldi ki 2-3 kere okuyanlar olarak filmleri hep eleştiriyorduk. ilk film çıktığında 9 yaşındaydım ve o yaşıma rağmen sürekli sorular soruyordum bu neden yok, şurayı niye böyle diye. film sayıları arttıkça daha fazla girdik filmlerin içerisine, daha da bütünleştik okuduğumuz karakterlerle. büyüdükçe oyunculuğun nası bir şey olduğunu anlamaya başladık belki de.

    bazıları para için oynadı sadece bu seride, gary oldman gibi. sirius gibi güzel bir karakter, gerek yönetmen, gerek senarist tarafından yeterince güzel anlatılamadı. gary oldman'ı da suçlamıyorum, iyi oynadı diyebiliriz ama kendisinin nelerini izledik. çok düzdü bence, düz oynamasına rağmen kendisi öldüğünde herkesin içinde birşeyler koptu. kendisi de demişti para ön planda diye.

    bazıları ise yaşadı karakterini, belki de en iyi oyununu oynadı bu filmde. alan rickman öyleydi işte. harry potter serisindeki en gizemli karakter olan snape'i o kadar güzel oynadı ki. herkesi 7.5 film boyunca kendinden nefret ettirdi belki de. sinema seyircisi olarak söylüyorum bunu. kitaplarını okuyanlar farkındaydı yaşadıklarının. dumbledore'u öldürmesi olmasa belki hep gıcık karakter olarak kalacaktı kendisi. ama hikayenin tamamlanmasının ardından, sırlar açığa çıktı ve herkes saygı duydu. rowling'in yarattığı en kompleks karakterdi snape ve yarattığı güzelliği çok güzel kullandı rowling. ''always'' sözü son noktaydı herkes için. düşünseli'den harry çıkarken kitabı okuyanlar veya filmi izleyenler şok olmuştu, içimiz burulmuştu adeta. son olarakta adam da çok seviyordu snape'i oynamayı. ruh katmıştı karaktere.

    ---------spoiler-------

    neyse alan rickman sadece harry potter değildi elbet. 69 yaşında bir ingiliz çınardan söz ediyoruz. oynadığı her oyuna bir şekilde imzasını bırakabildi bu adam ve artık yok. çok üzgünüm. huzur içerisinde uyusun, sonsuzluğa uğurlanırken sonsuza kadar yaşayacak bir karakter bıraktı bu dünyaya.
App Store'dan indirin Google Play'den alın