• 244
    bir yılda bu futbol denilen pahalı eğlenceye ülkemizde harcanan para aisşdlasşilas neyse ya. tanım yapamadım gülmekten, belki modlar siler ama baranakcoklar filan görsün anlarlar ne demek istediğimi :(

    her gördüğü yüksek meblağ sonrası "bunu ülkeye harcasak şu olurdu" diyenler futbolu da hesaplamalı bence. kaldı ki futbola ve futbolcuya harcanılan para orta büyüklükte bir balkan ülkesinin yıllık gelirinden fazladır. ufak bi afrika ülkesi de neymiş?
  • 33
    türkiye'de oynan(a)mayan oyundur...

    oturuyorsun bir chelsea-liverpool maçını, bir manchester-tottenham maçını, bir valencia-barcelona maçını, bir wolfsburg-bayern maçını izleyince iyiden iyiye anlıyorsun bunu...

    modern futbol değişmekte. bundesliga, eredivise haricinde ve bazı takımların teknik adam tercihleri dışında (bkz: chelsea-guus hiddink) artık takımlar orta alanın daha kalabalık olduğu, santraforlarının yer değiştirerek oyun oynadığı bir sisteme dönmeye başladılar. belli bir kadro kalitesi olan takımlar (bkz: barcelona), (bkz: manchester united) zaten parsayı toplayıp götürdüler...

    türkiye'deki futbol anlayışına bakacak olursak...

    1-) anadolu takımıysan 4-1-4-1 ya da 5-4-1 gibi bir taktikle sahaya çık ve deplasmanda futbol oyna(t)madan 1 paunı almaya çalış...
    2-) büyük klüpsen milyon euroları 30 yaşına merdiven dayayan adamlara saç, 3 maç oynat, sonra tüm sezon yatmalarını izle...
    3-) avrupa maçlarında maçtan önce "3 atarız-5 atarız" diye gez, sonra yiyince onca golü "rakip güçlüydü" diye avun...
    4-) klüp yöneticisi sensen transferi sen yap, bu sayede takım sözünü dinleyen adamlardan oluşsun, antrenörde bir halt yüyemesin...

    türk futbolu hem milli takım bazında, hem klüp bazında her geçen gün daha da kabızlaşan bir futbol oynuyorlar. allaha emanet savunmalara, rastgele pozisyona giren forvetlere, ayağındaki topu yanındaki arkadaşına atamayan orta sahalara sahibiz...

    endüttürüyel futbol diye birileri bir taraflarını boşuna yırtmıyormuş demek...

    bu zinciri kıracak takım gene galatasaray olacaktır. her alanda yeterince tecrübeye sahip bir klüptür galatasaray. klüpten öte 600 yaş eskitmiş bir camiadır. sadece gerekli tecrübeye sahip ve vizyonu geniş kişilikli bireyler tarafından yönetilen, futbol anlayışı oyunu oynatmamak değil güzel oynarak kazanmaya çalışan bir antrenöre sahip, gerekli yerlere gerekli oyuncuları alacak galatasaray klübü bu tabuyu yıkacak olandır...
  • 256
    benim nazarımda inanılmaz bir haz kaynağı. taa 3-5 yaşından beri hem de. amcam ve abimle evin salonunda çoraplardan yaptığımız toplarla, kanepeden kalelerle oynadığımız, dünyanın en güzel oyunu. yaş yükseldikçe tabi saha değişiyor, sokağa çıkılıyor okula başlamayla beraber. artık işler daha profesyonel, 1 milyona bakkaldan aldığın top ve iki taştan 3-4 adım sayıp yaptığın kaleyle oynanan bir oyun oluyor. hatta yol arkadaşlarını bile seçebiliyorsun aldım-verdim ile.

    daha sonra belediyelerin parklara, okul bahçelerine yaptığı kaleler ve çakma futbol topları. biraz daha sonra sentetik çimler ve kaliteli toplar, ama bu sefer üzerine para veriyorsun falan.

    küfür etmeyi, yardımlaşmayı, düşünce kalkmayı hemen hemen her erkek çocuğu futboldan öğrenir. aldım-verdim sırasında taraf olmayı, lisede sevdiği kız taraftarken hırsı öğrenir. hani meşhur laf var ya, hayat futbola fena halde benzer diye, sonuna kadar doğrudur. ve hatta hayat, futbol sayesinde anlaşılır.
  • 424
    `https://twitter.com/...epqQBup6GA&s=19`

    bizlere bir şeyi delice, karşılıksız sevebilecek*, bu uğurda kah ağlatacak, kah sevinçten çılgına döndürecek, kah sinirden deliye döndürecek vs. kadar hayatımızın bir parçasını hediye etti. belki bunun dışında o kadar epik hikayeler, efsane oyuncular* izletti. yine bunun dışında tutkuyla bağlanacak nedenlerimiz oldu. kimi onu kimi bunu destekledi. kimi ulaşılmaz oldu, kimi kayboldu, kimi öyle kimi böyle vs. yani benim gibi y kuşağının çoğunluğunu belki zaman zaman hayran bıraktı, belki küstürdü. ama kendi adıma çocukken gönül verdiğim renklerin ihtişamlı zaferlerini şahit bıraktı. çocukken bir fifa, pes oynamak hayalleri kurdurdu, hatta o dönem sakızdan çıkan futbolcuların çıkartmalarından bile zevk aldım. sokakta pestilim çıkana kadar oynadım. bu uğurda babamdan anamdan azar yedim. evde erkek kardeşim ile gazeteden top yapar oynardık yine azar yerdik.* hatta çamaşır mandallarına bile gazoz kapağıyla maç yaptırırdım (nasıl oluyor demeyin, çocukluk işte*). büyüdüm deli gibi pes, fifa oynadım. altyapılarda oynadım. biz 3 kardeşiz, kızkardeşim erkek kardeşim ve ben, aynı odada kaldık. o yüzden hiç özel alanım olmadı. ben de salona geçerdim çok büyük futbolcu olarak hayal kurar galatasaray'ı ve milli takımı sırtlayan adam olurdum, adımı anons ettirdim falan.* hayalim futbolcu olmaktı ama belli sebeplerden olamadım.

    işte messi tam da olmak istediğim adamdı. yaptıkları ile milyarlarca insanı kendine hayran bıraktı. altyapısında yetiştiği, borçlu olduğu takıma sayısız başarılar sağladı. defalarca en büyük futbolcu oldu. yani sadece efsanesi olduğu barcelona'yı değil de tüm dünyayı peşinden sürükledi. ispanya'yı değil arjantin'i seçerek ülkesine de aidiyetini gösterdi. belki de bu onun için her daim sorgulanma sebebi olacaktı öyle de oldu. kendi veya önceki dönemlerde oynadığı futbolcularla her daim kıyas gördü. ciddi nefret edenleri de oldu, çokça eleştirenler de. milli takımı ile tam 3 final kaybetti. efsanesi olduğu barcelona eski gücünü kaybedince hele de psg'ye geçip düşüşe geçince iyiden iyiye bir devir kapandı diye bakılıyordu. ama pes etmedi, o hayallerimdeki adam yerine geçti ve tüm dünyaya neden en iyisi olduğunu ispat etti. 3 kez üst üste milli takım ile final kaybettikten sonra bu defa 3 kez üst üste final kazandı.

    ama bu sonuncusu yani 2022 katar dünya kupası belki de ölümsüz olacak. dünya yaşadıkça yaşayacak belki de. zaten bizler hiç unutmayacağız. hani futbol demişken belki de bu yüzden borcunu bu adama ödedi, belki de kendini bu sayede ölümsüz kılmak istedi bu oyun. bu turnuvaya gelirsek; arjantin ve tabiki messi beni yeniden çocukluğuma götürdü, anılarıma, eski güzel zamanlara...

    yukarıdaki linkte "futbol tamamlandı" yazıyor. evet belki çok ütopik bir söz ama kesinlikle bizim gibi gönülden, romantik futbol taraftarları için bir devrin kapandığını düşünüyorum artık. bundan sonra belki de o kadar anlamlı olmayacaktır kim bilir. çünkü yavaş yavaş bu oyun da modern dünya nimetlerinden nasibini almaya başladı. ama bizlere öyle bir anı bıraktı ki neden bu oyuna bu kadar hayran olduğumu bir kez daha ispatladı.
  • 91
    futbol bir geometri, matematik problemi gibidir. hani problemi çözerken farklı yollar denersin sonuca ulaşmak için çözemedikçe daha da hırslanırsın sonucu bulmak için ve tüm bu çabaya rağmen sonuca ulaşamadığında bırakırsın bütün hevesin kaçar, ondan sonraki basit soruları bile yapmak istemezsin ya da tam tersi çözdükçe daha da heyecanlanır bir yenisini çözmek için gaza gelirsin çözersin çözersin bi bakmışsın ki bir sürü soru çözmüşsün ama hepsinden keyif alarak, zamanın nasıl geçtiğini bilmeden. futbolda tam böyle bir şey bana kalırsa. ya ilk durumdaki gibi salıverirsin kendini bırakırsın en kolay pozisyonları en kolay maçlarda bile harcarsın ya da birbiri ardına gollerle, pozisyonlarla, şahane bir oyunla kendini kaptırır gidersin bi bakarsın ki 90 dakika bitmiş.
  • 63
    --- alıntı ---

    futbol romantiktir.
    seviyoruz ya futbolu, işte romantikliği de burada başlıyor.
    taraftar olmak da romantiklik göstergesi. her an her sonucun alınabileceği bir oyunun peşinden bu kadar insan niye koşsun ki başka türlü.
    bunların hepsi kendi içinde bölünebilir elbette.

    bir takımı sırf sevdiğin için küme de düşse tutuyorsan romantiksin işte, kimse sana realist diyemez.
    ama kendi içinde realist de olursun. takımın nasıl oynaması gerektiğini, hangi transferin mantıklı olacağını düşünürsün. bunlarda da elbette romantizm oluyor, en son geçen hafta galatasaray’dan hangi yabancının gönderilmesi gerektiği konusunda yaşandı. bir çok galatasaray taraftarı kewell’ın gönderilmemesini istedi. bu mantıkla açıklanacak bir şey değil. belki de açıklanabilir, ben açıklayamıyorum.
    adamlar çocuğumu keserim dedi yahu. bu tabii ki abartı ama taraftarlığını askıya almaktan ciddi ciddi bahsedenler oldu.

    kendi takımımızla ilgili başka, diğer rakiplerle ilgili başka yorumlar yaparız, aynı durumlarda. realist değildir taraftar, romantiktir.

    neyse aslında bunları anlatmak değildi niyetim, başka şeyler vardı kafamda.

    futbol romantiktir derken, futbolsever romantiktir aslında. futbolsever, zafere kaçış filmini sever örneğin. tekmeler yiyip de sakat sakat maçı alan pele’yi çok sever. aslında firar etmek için kadroya giren, ama maçı kazanmak için kaçmayan arkadaşlarıyla kalan kaleci robert hatch yerine penaltıyı kurtarır. mean machine’i de sever. mahkumların gardiyanları yenmesini izler. benzer hikayelere bayılır, futbolsever olmasa da insanların büyük çoğunluğu. rocky’i de sever insanlar. ama işin içinde futbol varsa daha da güzeldir her şey futbolsever için.

    yırtık formalarla şampiyonluk hikayeleri güç verir insanlara, bol parası olanlara dudak bükülür romantiklerce. bir dolu para harcayıp, transfer yapıp şampiyonluk kovalayanlar yerine, genç takımlarından futbolcu çıkaranları tutar içten içe.
    ki sayıları çoktur romantiklerin, belki de bana öyle geliyor.

    1982 dünya kupası’nda almanya’yı yenen cezayir’in gruptan çıkmasını engelleyen almanya – avusturya şikesini unutmaz.
    1990 dünya kupası’nda şaibesiz de olsa ingiltere’ye elenen kamerun ve roger milla için üzülür.

    fakir bir aileden gelip de harikalar yaratan futbolcuları sever, hijyenik şartlarda futbol okullarında futbolu öğrenenlere itibar etmez.

    asileri sever romantikler. cruyff gibi kafasının dikine gidenleri, maradona gibi hızlı yaşayanları sever. çok tanımasa bile george best’i sever. hakemlerle, rakip oyuncularla hatta seyircilerle dalaşan cantona’yı sever. ama bu oyuncular sadece süper yetenekse izin verir, sıradan futbolcu da kabullenemez taraftar.
    çifte standardı vardır romantiğin. o yüzden, futbolcu ayırmayan disiplinli alman hocaları sevmez.
    şımartıla şımartıla tepesine çıkmış oyuncuyu yine de affeder, bir ara pasına bir gole bakar affedilmek.
    en fazla “ah ah biraz kendine dikkat etseydi dünya çapında futbolcu olurdu” der sevmeye devam eder.

    futbol başka sporlara benzemez. saha içinde değişkeni çoktur, her zaman favoriler kazanmaz. bu yönüyle bile yeterince romantiktir ve dünyada en sevilen spor olması da bundandır.

    --- alıntı ---

    http://captano.blogspot.com/...bol-romantiktir.html
  • 202
    şu eleştirme konusuna bir açıklık getirmek gerekli gibi sanki. bunun için de yine bir başka sahne sanatı olan sinemayı örnek verebiliriz. bir insanın kubrick filmini beğenmemesi için yönetmen olmasına ya da kubrick'in akranı olmasına ihtiyacı yoktur. beğenmemek en basit eleştiri düzeyidir. birşeyi beğenmemişsindir ve beğenmediğini dile getirirsin, o kadar. açıklama yapmana bile gerek kalmaz. açıklama yapmak basit bir "nesini beğenmedin la" sorusuyla gündeme gelir. dolayısıyla soruyu soran karşındakini otomatikman kaale almaktadır. bir platformda mesela eksisozlukte bir adamın sinema eleştirisini okuyorsan o senin gizli sorduğun soruya cevap veriyor demektir "nasıldı lan film?". adamın eleştirisini beğenmemek de senin elinde. ancak tutup da kubrick senin yaşın kadar film yapmış lan mırrık diyerek konuya dalıyorsan olmuyor ayıp oluyor. "sen haksızsın ibne" türü bir yaklaşımla olmuyor yani. sinema da futboldan daha az karmaşık bir yapıya sahip değil. ışık var senaryo var oyuncu performansı seçimi kurgusu montajı gak guk gibi bir sürü detay var. evet gerçi bir "movie director 2014" yok ve evet komik olurdu bir oyun üzerinden film yapımlarını eleştirmek belki ama ne malum adamın oradan eleştiri yaptığı? deeeeeemi? * *
  • 383
    temel prensibi mutlaka sağlam koşu ve koordinasyondur. mutlaka diyorum. dünyada bilekleri ile milimetrik isabetle top gönderebilen ne kadar isim varsa onlarla sadece top oynayabilirsiniz. ama halı sahadan öteye gitmez. ikili mücadelelerde yıkılmayan sağlam dikey koşular ve sürat olmadan futbol icra edilmez. yeri gelir çarpa çarpa, omuz omuza mücadelerde, hatta tekmelerde yıkılmadan gitmeniz gerekir. 2020-2021 sezonunda galatasaray futbol takımında bunu yapabilen kaç kişi var, bir elin parmaklarını geçmez.
  • 205
    kuralları arasında sürekli aklıma takılan bir saçmalık var. mutlaka revizesi gerekir. şöyle ki, kale vuruşu kullanıldıktan sonra top eğer ceza sahası dışına çıkmadan topa müdahale edilirse kale vuruşu tekrarlanır. bu durumdan rakip takım hiçbir avantaj elde etmez. hata yapan ekibin hatası yanına kar kalır. ayrıca skor olarak öndeyse zamandan da çalmış olur. bu zamana kadar zaman geçirme yöntemi olarak kullanılmamış olması da enteresandır.

    her neyse sözün özü:

    (bkz: fifa göreve)
  • 467
    son dönemde özellikle avrupa'da maç sayıları ve fikstür yoğunluğu oyuncular tarafından sık sık şikayet edilen spor dalı.

    sermayeleşen futbol endüstrisinin bir neticesi olarak görüyorum bu maç takviminin sıklığını. ama asıl değinmek istediğim şey işin oyuncu tarafı. oyuncular bol sıfırlı kontratlara imza atarken kulüplere 40 dereden su getirtiyorlar. kulüpler de bu paraları ödeyebilmek için yayın gelirlerine muhtaçlar. dolayısıyla daha fazla maç, daha fazla maç günü ve yayın geliri demek.

    takvim sıklığından şikayet eden oyunculara 'gelin maaşlarınızı yarı yarıya indirelim, maç sayısı da azalsın' dese kulüpler hangi futbolcu bu teklifi kabul eder? dolayısıyla futbolcuların şikayetleri biraz şımarıkça. her işin bir külfeti varsa, futbolun da külfeti bu. hepi topu 10 sene katlanıp sülalenize yetecek para kazanıyorsunuz.
  • 457
    saçma sapan kurallara sahip oyun. misal gole giden rakibini düşüren stoperin hizasında başka bir stoper daha var ve yetişebileceği değerlendiriliyorsa kırmızı kart verilmiyor. tamam eyvallah. peki bunu yapan kaleci olunca nasıl kart yine sarı oluyor? kaleciyi geçtikten sonra yemişim hizamdaki stoperi, boş kaleye yuvarlayacağım ama sarı kart. saçmalık. dün ederson'un yaptığı müdahalede olan buydu.

    (bkz: 16 aralık 2023 manchester city crystal palace maçı)
  • 82
    iş görüşmelerindeki sorulara cevap verirken bahsetmekten çok mutlu olduğum, izlemeye doyamadığım, bazılarına göre oyun, ben gibiler için ise hayatın yeşil zemindeki yansıması.

    soru: görev tanımızdaki işleri tamamlayamamak uğruna başkalarına yardım ettiğiniz olur mu?
    cevap: eğer takım o anda gol yemek üzere ise ve de sizin atacağınız bir golün pek de önemi yoksa kale önünde gol aramanızın anlamı yoktur.

    soru: görevini yerine getirmeyen bir arkadaşınızın bu boşluğunu üstünüze şikayet ederek mi yoksa konuşarak mı yoksa onun işlerini yüklenerek mi doldurursunuz?
    cevap:
    maç sırasında ise, takım önemlidir, o sırada uzun uzun konuşmaların ya da kenara gidip teknik heyete çekiştirmenin bir getirisi olmaz. mümkün olduğu miktarda onun açıklarını kapatmak gerekir ki takım kazansın.

    antremanda ise konuşmak verimli olur ki, iş işten geçmeden önlem alınabilsin.

    üstüne şikayet etmeye gelince.. eğer adam gibi bir teknik direktörse problemi zaten görür, şikayet size bir şey kazandırmaz. eğer bu problemi göremeyecek kadar körse, zaten takımı yönetemiyordur, şikayetiniz havada asılı kalır ancak.
App Store'dan indirin Google Play'den alın