548
büyük takım olma yolunda hızla ilerliyoruz. büyük takım dediysek, türkiye liginden bahsetmiyorum elbette. avrupa'da büyük saygı uyandırmaktan, dünya devleri olarak gösterilen takımlara korku salmaktan bahsediyorum. 10 yıl önce yaptığımız gibi, yeniden efsaneler yaratmaktan söz ediyorum. pekçok olumsuzluk karşımızda dursa da bildiğimiz yoldan geri dönmüyoruz. söylenenlere kulak asmadan, belirlenen hedefe doğru inatla yürüyoruz. yürüdüğümüz yola taşlar döşense de, takılıp düşelim diye birileri pusuda beklese de sendelemeden gidiyoruz. bu yıl her zamankinden çok daha farklıyız. bu yıl durdurulamıyoruz.
17 eylul 2009 panathinaikos galatasaray maci üzerinden ufak bir değerlendirme yapalım. maç öncesi ve maç sonrası yazılan yorumları takip ettim burda. benim için, medyanın neler saçmaladığından önce taraftarın neler düşündüğü önemli. biz kendimize ne kadar inanıyoruz, ne kadar güveniyoruz? bunu görmek için önceliğimi sözlüğe veriyorum. maç öncesi yazılanlar -istisnalar dışında- beraberlikle yetineceğimiz yönündeydi. medyada çok sık bahsedilen ciddi rakip meselesi, belli ki bizi de etkisi altına almış. ilk puan kaybımızı yaşayabileceğimiz, hatta ilk yenilgimizi alabileceğimiz bile yazıldı. maça birkaç gün kala olumsuz bir hava hakimdi yazarlar arasında. sonra defansın bel kemiği servet'in oynayamayacağı haberi geldi. galatasaray ikiz kulelerinden yoksun, zorlu bir deplasmana çıkacaktı. zaten olumsuz olan düşünceler, servet'in oynamayacağı haberiyle iyice karardı. beraberliğe sevinecek hale geldik neredeyse. galatasaray ilk ciddi rakibiyle oynayacaktı ve takımın can damarlarından biri kadroda değildi.
gel zaman git zaman, böyle karamsar düşüncelerle maç saati beklendi. savaş havasında geçmesi beklenen maç -ki böyle olmasını isteyenler olmuştur eminim- olaysız ve istediğimiz gibi sonuçlandı. futbol takımımız deplasmandan 3 puanı çıkardı. maç sonrası yorumları da sabırla ve dikkatle okudum. maç sonunda neler düşünüldüğü de önemliydi benim için. galibiyet sevincinin ardından, şansın bizim yanımızda olduğuna dair entryler girildi. hatta şans yanımızda olmasa biz kazanamazmışız, adamlar çok gol kaçırmışlar, defans alarm veriyormuş vesaire... bu yorumlar doğrultusunda, medyanın bizi de ne kadar etkilediği ortaya çıkıyor. söke söke alınan bir galibiyet, tamamen şans faktörüne bağlanıyor. sorarlar adama, bu galatasaray hiç mi bir şey yapmadı?
takımın kaptanı, geride bırakılan haftada üç maça çıkmış. hepsinde de kendini parçalamış, oyuna kendini adamış. yine her maç eksikliği hissedilen ayhan takımda yok. hakan balta'nın formsuz olduğu bir dönem. 90 dakika maçı kaldıramaz denen kewell, derbide maksimum süre oynamış ve avrupa maçındaki bir deplasmana da ilk on birde başlıyor. takıma tam uyum sağlayamamış elano sahada, milli takımdan döndükten sonra dinlenme fırsatı bulamamış keita yine hazır kıt'a bekliyor. taraftarı umutsuzluğa sürükleyen stoperde ise sakatlıklardan yakasını kurtaramayan emre güngör ve yaşı ilerlemiş emre aşık görev yapacak. belki her şey aleyhimize gibi görünüyor; ama rijkaard ve neeskens ikilisi bize umut oluyor.
rijkaard ve neeskens... belki de hiçbir taraftarın eleştirmediği yegane ikili. futbol bilgilerine, kimilerine göre macera aramak olan rotasyon uygulamalarına gözümüz kapalı güveniyoruz. galatasaray futbol takımının başına gelen en iyi iki şey belki de onlar. maç öncesi ısrarla yorum yapmaktan kaçındım. rijkaard işini bilir dedim sadece. dediğimde de haksız çıkmadım. rijkaard alıştığımız galibiyetlerden birini daha hediye etti bizlere.
rijkaard transferinin ardından, henüz sezon başlamadan, hepimizin ağzından tek bir söz döküldü; sabır. yönetim de taraftar da oyuncu da sabredecekti. galatasaray'ın uzun vadede büyük başarılar elde etmesi için başka şans yoktu. yenilgilere tahammülsüz halimizi düşününce, taraftar ne kadar sabredebilir diye düşündüm. çünkü önümüzde bir barça örneği duruyordu. rijkaard kendi sistemini yerleştirinceye kadar, galibiyetlere hasret bir takım görüntüsü çizdi barça. sonrasında müthiş başarılar gelse de, üç beş maçta antrenörün kalemini kırmaya meraklı taraftar profili bu kadar ilerisini görebilir miydi?
yaz ortasında oynanan eleme maçları, uyum sürecinin aşılmasında büyük katkı yaptı bana göre. rijkaard takımı gördü, oyuncular birbirlerini tanıdı, sistem her maçta daha da yerleşmeye başladı ve sezona müthiş başlayan bir galatasaray ortaya çıktı. fenerbahçe medyası, başarısızlıkları yerden yere vurmak için beklerken rüya takım diyebileceğimiz bir ekip ligi domine etmeye başladı. birileri çok korktu elbet. saha içinde fırtınalar estiren galatasaray'ı, saha dışında yıpratmak için ellerinden geleni yapmaya çalıştılar. bir ciddi rakip saçmalığı ortaya çıktı, durdurabilene aşk olsun. rijkaard'ın ortaya çıkardığı bu takım, daha çok korku salacak malum kişilere. ve asla ciddi bir rakiple karşılaşmayacak sezon boyunca.
galatasaray'da bir sistem yerleşiyor artık. hem de en sağlam ve en dayanıklı haliyle. futbolcuya bağlı düzen bozuluyor. 17 eylul 2009 panathinaikos galatasaray macinda da gördük ki, bu takım arda olmadan da kazanabiliyor. servet'siz de çok başarılı olabiliyor. panathinaikos çok gol kaçırdı, kabul; ama bir o kadar da galatasaray kaçırdı. yazının başında bahsettiğim büyük takım olma meselesi, kötü oynarken de kazanabilmeyi içeriyor aslında. büyük takımları büyük takım yapan da budur. ne kadar kötü de oynasalar kazanmayı bilirler. kimileri buna şans der, kimileri de büyük takım olmanın tecrübesi. galatasaray kazanmayı gelenek haline getirmeye başladı. bunun da en büyük sebebi rijkaard'ın takıma yerleştirdiği sistem anlayışı. takım olmanın ne anlama geldiği bilinci.
galatasaray futbol takımı, belki de hiç olmadığı kadar iyi yolda bu kez. as-yedek kavramı kayboluyor. her oyuncu sahaya çıkmak için hazır. her oyuncu güven veriyor. adam olmaz denilen sabri, iki maçtır çılgın atıyor sahada. kimse kahraman olma arayışlarında değil. tek düşünülen takım. gelecek için, hiç olmadığım kadar umutluyum. bir jenerasyonun galatasaraylı olma sebebi avrupa'da elde edilen büyük başarılardır. şimdi yeni bir jenerasyon da galatasaraylı olmak için hazır. türkiye galatasaray'la övünecek, avrupa yine galatasaray'ı takip edecek. bir dönem hakan şükür ve hasan şaş diyenler; artık arda'yı, servet'i anacak. bu takım çok sağlam adımlarla geliyor. sadece izleyelim. tribünlerde söylenen nevizade geceleri'nin keyfini sürelim. galatasaray, avrupa'ya adını ezberletmeye geliyor. bu uzun yolda, bizim söylememiz gereken tek kelime;
yürüyedur!
17 eylul 2009 panathinaikos galatasaray maci üzerinden ufak bir değerlendirme yapalım. maç öncesi ve maç sonrası yazılan yorumları takip ettim burda. benim için, medyanın neler saçmaladığından önce taraftarın neler düşündüğü önemli. biz kendimize ne kadar inanıyoruz, ne kadar güveniyoruz? bunu görmek için önceliğimi sözlüğe veriyorum. maç öncesi yazılanlar -istisnalar dışında- beraberlikle yetineceğimiz yönündeydi. medyada çok sık bahsedilen ciddi rakip meselesi, belli ki bizi de etkisi altına almış. ilk puan kaybımızı yaşayabileceğimiz, hatta ilk yenilgimizi alabileceğimiz bile yazıldı. maça birkaç gün kala olumsuz bir hava hakimdi yazarlar arasında. sonra defansın bel kemiği servet'in oynayamayacağı haberi geldi. galatasaray ikiz kulelerinden yoksun, zorlu bir deplasmana çıkacaktı. zaten olumsuz olan düşünceler, servet'in oynamayacağı haberiyle iyice karardı. beraberliğe sevinecek hale geldik neredeyse. galatasaray ilk ciddi rakibiyle oynayacaktı ve takımın can damarlarından biri kadroda değildi.
gel zaman git zaman, böyle karamsar düşüncelerle maç saati beklendi. savaş havasında geçmesi beklenen maç -ki böyle olmasını isteyenler olmuştur eminim- olaysız ve istediğimiz gibi sonuçlandı. futbol takımımız deplasmandan 3 puanı çıkardı. maç sonrası yorumları da sabırla ve dikkatle okudum. maç sonunda neler düşünüldüğü de önemliydi benim için. galibiyet sevincinin ardından, şansın bizim yanımızda olduğuna dair entryler girildi. hatta şans yanımızda olmasa biz kazanamazmışız, adamlar çok gol kaçırmışlar, defans alarm veriyormuş vesaire... bu yorumlar doğrultusunda, medyanın bizi de ne kadar etkilediği ortaya çıkıyor. söke söke alınan bir galibiyet, tamamen şans faktörüne bağlanıyor. sorarlar adama, bu galatasaray hiç mi bir şey yapmadı?
takımın kaptanı, geride bırakılan haftada üç maça çıkmış. hepsinde de kendini parçalamış, oyuna kendini adamış. yine her maç eksikliği hissedilen ayhan takımda yok. hakan balta'nın formsuz olduğu bir dönem. 90 dakika maçı kaldıramaz denen kewell, derbide maksimum süre oynamış ve avrupa maçındaki bir deplasmana da ilk on birde başlıyor. takıma tam uyum sağlayamamış elano sahada, milli takımdan döndükten sonra dinlenme fırsatı bulamamış keita yine hazır kıt'a bekliyor. taraftarı umutsuzluğa sürükleyen stoperde ise sakatlıklardan yakasını kurtaramayan emre güngör ve yaşı ilerlemiş emre aşık görev yapacak. belki her şey aleyhimize gibi görünüyor; ama rijkaard ve neeskens ikilisi bize umut oluyor.
rijkaard ve neeskens... belki de hiçbir taraftarın eleştirmediği yegane ikili. futbol bilgilerine, kimilerine göre macera aramak olan rotasyon uygulamalarına gözümüz kapalı güveniyoruz. galatasaray futbol takımının başına gelen en iyi iki şey belki de onlar. maç öncesi ısrarla yorum yapmaktan kaçındım. rijkaard işini bilir dedim sadece. dediğimde de haksız çıkmadım. rijkaard alıştığımız galibiyetlerden birini daha hediye etti bizlere.
rijkaard transferinin ardından, henüz sezon başlamadan, hepimizin ağzından tek bir söz döküldü; sabır. yönetim de taraftar da oyuncu da sabredecekti. galatasaray'ın uzun vadede büyük başarılar elde etmesi için başka şans yoktu. yenilgilere tahammülsüz halimizi düşününce, taraftar ne kadar sabredebilir diye düşündüm. çünkü önümüzde bir barça örneği duruyordu. rijkaard kendi sistemini yerleştirinceye kadar, galibiyetlere hasret bir takım görüntüsü çizdi barça. sonrasında müthiş başarılar gelse de, üç beş maçta antrenörün kalemini kırmaya meraklı taraftar profili bu kadar ilerisini görebilir miydi?
yaz ortasında oynanan eleme maçları, uyum sürecinin aşılmasında büyük katkı yaptı bana göre. rijkaard takımı gördü, oyuncular birbirlerini tanıdı, sistem her maçta daha da yerleşmeye başladı ve sezona müthiş başlayan bir galatasaray ortaya çıktı. fenerbahçe medyası, başarısızlıkları yerden yere vurmak için beklerken rüya takım diyebileceğimiz bir ekip ligi domine etmeye başladı. birileri çok korktu elbet. saha içinde fırtınalar estiren galatasaray'ı, saha dışında yıpratmak için ellerinden geleni yapmaya çalıştılar. bir ciddi rakip saçmalığı ortaya çıktı, durdurabilene aşk olsun. rijkaard'ın ortaya çıkardığı bu takım, daha çok korku salacak malum kişilere. ve asla ciddi bir rakiple karşılaşmayacak sezon boyunca.
galatasaray'da bir sistem yerleşiyor artık. hem de en sağlam ve en dayanıklı haliyle. futbolcuya bağlı düzen bozuluyor. 17 eylul 2009 panathinaikos galatasaray macinda da gördük ki, bu takım arda olmadan da kazanabiliyor. servet'siz de çok başarılı olabiliyor. panathinaikos çok gol kaçırdı, kabul; ama bir o kadar da galatasaray kaçırdı. yazının başında bahsettiğim büyük takım olma meselesi, kötü oynarken de kazanabilmeyi içeriyor aslında. büyük takımları büyük takım yapan da budur. ne kadar kötü de oynasalar kazanmayı bilirler. kimileri buna şans der, kimileri de büyük takım olmanın tecrübesi. galatasaray kazanmayı gelenek haline getirmeye başladı. bunun da en büyük sebebi rijkaard'ın takıma yerleştirdiği sistem anlayışı. takım olmanın ne anlama geldiği bilinci.
galatasaray futbol takımı, belki de hiç olmadığı kadar iyi yolda bu kez. as-yedek kavramı kayboluyor. her oyuncu sahaya çıkmak için hazır. her oyuncu güven veriyor. adam olmaz denilen sabri, iki maçtır çılgın atıyor sahada. kimse kahraman olma arayışlarında değil. tek düşünülen takım. gelecek için, hiç olmadığım kadar umutluyum. bir jenerasyonun galatasaraylı olma sebebi avrupa'da elde edilen büyük başarılardır. şimdi yeni bir jenerasyon da galatasaraylı olmak için hazır. türkiye galatasaray'la övünecek, avrupa yine galatasaray'ı takip edecek. bir dönem hakan şükür ve hasan şaş diyenler; artık arda'yı, servet'i anacak. bu takım çok sağlam adımlarla geliyor. sadece izleyelim. tribünlerde söylenen nevizade geceleri'nin keyfini sürelim. galatasaray, avrupa'ya adını ezberletmeye geliyor. bu uzun yolda, bizim söylememiz gereken tek kelime;
yürüyedur!

