• 1353
    mehmet cansun yerine özhan canaydın başkan seçilmeseydi, sahip som denilen dolandırıcı yüzünden hazır mis gibi stad kredisi anlaşmasını iptal etmeseydi yıkılsa bile yenisi yerine dikilecekti.

    geldiğimiz oyunu şöyle açıklamak lazım;

    --- alıntı ---
    aslında gerçekleştirdiği olay çok basit olup, kendisi basit bir komisyoncudan ibarettir. yurt dışında birlikte çalıştığı bir kredi kuruluşunu türkiye'de temsil etmekte ve galatasaray gibi uygun faizle kredi arayan kuruluşlarla temasa geçerek kendileri ile ön sözleşme imzalamaktadır. malesef, kredi koşullarının uygunluğu sebebi ile sözleşmeyi iyice incelemeyen kuruluşlar burada tuzağa düşmektedir. çünkü kredinin gelmesi asli sözleşmenin imzalanmasına bağlı olup, bu kredi ise çok yüksek teminatlara bağlanmaktadır. bu arada ön sözleşmede de aracının komisyonu belirlenmektedir. doğal olarak kredi bekleyen firma gerekli teminatları gösteremeyince, ön sözleşmede belirlenen yükümlülükleri yerine getirememiş olur ve hem ödemiş olduğu komisyon hem de bazı durumlarda ilave zararları ödemek zorunda kalır. olay bundan emanettir.

    https://eksisozluk.com/entry/3712096
    --- alıntı ---

    bu vesileyle merhum başkanımızı rahmetle anmak istedim.
    herkese nasip olmaz organ mafyasına koskoca galatasaray'ın ciğerini kaptırmak...
  • 1354
    dozer yıkım yapmaz arkadaşlar. genelde kaba tesviyede kullanılır. önce buna bir açıklık getirmek istiyorum. yıkım ise genelde kırıcı uçlu ekskavatörle gerçekleştirilir. yerleşim yerlerinde, yıkım esnasında diğer binalara zarar vermemek amacıyla üretilen yeni iş makineleri de mevcut onların ismini öğrenmek bu zamana dek kısmet olmadı henüz. lütfen bu bilgiler ışığında ali sami yen'i, yuvamızı yıkan iş makinasına küfredelim...

    (bkz: seni yıkan ekskavatörün...)
  • 1356
    gecenin bu köründe bilgisayarının bir köşesinde yine belgeselini bitiremeyip, inceden gözümden yaşlar akarken, aklıma geleceksin de iş yerinde bunun için mi ağlanır lan gibi sorulara maruz kalmamak için bütün gün internetten uzak kalmaya çalışan ben, bir anımı buraya not düşeyim.

    ali sami yen'in yıkılma zamanlarına yakın beypazarı maçından sonraki dönemde ali sami yen'de sabahları koşu parkına girişin olduğunu öğrendim bu kadar geç öğrendiğim için kendime kızarken öğrendiğimin sabahı hemen sami yen'e gitmek istedim. son defa o kadar yakından içinden görebilecektim. bir gram uyku girdiyse gözüme namerdim.

    çokça hüzün salakça bir mutluluktu o gece ki, ekstra olarak sakarya'dan arkadaşlarım gelmiş beni (bizi) ziyarete, geceden demleniyoruz salak salak muhabbetler, yok abi benim kafamda sadece yarın sabah var ya giremezsem diye de deli gibi korkuyorum sabah 5.30 gibi kalktım avcılar'dan metrobüs ile ali sami yen'e geldim. o düzinelerce küfür etmek istediğim demirci şerefsizler turnikeleri sökmeye başlamıştı bile. inanır mısınız 1 saat yalvardım lütfen dedim, reddettiler. seni sokarsak herkes girer diyordu şerefsiz lan sabahın 7 sinde herkes hafta sonu keyfi yaparken yatağında buz gibi soğukta kim gelecek lan?! o şerefsiz kesin fenerliydi adım gibi eminim. gittim kenardan aradan bi yer buldum öyle gördüğüm kadarına baktım, dayanamadım ağladım lan o şerefsiz de öyle uzaktan baktı. işte ali sami yen ile ilgili en çok içimde kalan anım budur. sonra sabahın 7.30'unda götüme baka baka metrobüse binip daha evde herkes uyurken evime dönüp donuk donuk tavana baktım.

    o günden sonra hayatımızdan çıktın ama benim (bizim) için sen hep oradaydın. ben her mecidiyeköy denildiğinde aklıma sen geldin. her sen geldiğinden de peşinden bir küfür patlattım. belgeselde bahsedilen vaayy be burada stad varmış denilen bir zamana doğru gidiyoruz. seni unutup da oraya beton dökenlere küfür etmeyi unuttuğum günü yaşamak istemiyorum. işte o gün ölmem gereken gündür.

    hayatımın en iyi iş teklifini de alsam, beni hayallerime amaçlarıma ulaştıracak görüşmeye gitsem bile asla o binalardan içeriye adımımı atmayacağım.

    seni çok seven, hayatını sana borçlu hisseden, belki de çocukluğundan bu yaşına kadar bozulmadan taşıyabildiği tek şey olan sana selam olsun.

    5 yaşındaki onurhan.

    edit: belgesel https://www.youtube.com/watch?v=IfPmwrBC2UQ
  • 1357
    her şeyi pek bilen quality turkish media'mızın, hattahaftaya netleşir ve kontrolünü yitirmiş zat başkanlarımızın da söylemleriyle yarattığı algının aksine; yerinde yapılan projeler tamamlandığı zaman toki'ye 400 milyon liranın üzerinde gelir sağlayacak olan müteveffa mabedimiz. buna karşılık türk telekom arena inşaatının toki'ye maliyeti 200 milyon lira civarındadır. yani dolaylı yoldan bakıldığı vakit galatasaray üst kullanım hakkına sahip olduğu arsadan vazgeçmiş, o arsa yeni stadı tamamlayan toki'nin masrafını karşılayıp üzerine bir o kadar da kazanç elde etmesine sebep olmuştur.

    ama işte gel de anlat...
  • 1358
    çimleri tarih kokan mabedimiz..

    https://www.youtube.com/watch?v=un_6ufsTSFY

    gece gece izledim ve tüylerim yine diken diken oldu. galatasaray armasının olduğu yerde pes edilmez bunu öğrendik biz büyüklerimizden.

    futbolculara destek kesilir, yönetime destek kesilir, teknik kadroya destek kesilir çünkü onlar gelir ve gider. ancak bu armaya ölünceye dek destek kesilmedi, kesilmeyecek. yine göreceğiz o mutlu günleri, gol atıp tribüne koşan metinleri, hakanları, bülentleri, tugayları, hasanları, popescuları, hagileri, sneijderleri göreceğiz. gol olduğunda deli gibi sevinen, hiç tanımadığı insanlarla kucaklaşan taraftarları, dolu dolu tribünleri göreceğiz. biliyoruz ki bu armanın olduğu yerde güneş batmaz, yeşiller sararmaz, umutlar tükenmez.

    son olarak söylemek istediğim..
    (bkz: sana söz yine baharlar gelecek)
  • 1359
    şebnem ferah'tan hoşçakal şarkısı çalarken (https://www.youtube.com/watch?v=O1yz2I8Dit0 ), ev sahipliği yaptığı son maçta, koca koca adamların gözyaşlarıyla suladığı, eşşek kadar heriflerin dudak büze büze ağladığı, bir kesim hatıra sökmek peşindeyken bir kısmının ellerini başının arasına koyarak hıçkıra hıçkıra ağladığı, gitmek zorunda olmanın en ağır geldiği yer olan; mabed...

    ali sami yen'de son maç dendiğinde, soğuk yüzler, şaşkın bakışlar, "ee abi şimdi bir daha buraya gelemeyecek miyiz?" diyen insanlar canlanıyor gözümde.

    * sokak'tan çıkıp ali sami yen'e yürüdük, gidene kadar yolda sevgimizi haykırdık. güldük, eğlendik, çift turnike yaptık. ufak çocukları kardeşimiz gibi stada soktuk. turnikeden sonra tribüne giden yolu hayal meyal hatırlıyorum.

    kar yağdığında kürekle geliriz dediğimiz, deplasman tribününden eski açık'a fırlatılan şeylerle zaman zaman yaralandığımız, ama en büyük yarayı geri dönmemek üzere kapıdan çıkıp, kafamızı kaldırıp heybetine baktığımızda aldığımız yuva, ev.

    biz ki zaten eşyalarından ayrılırken bile üzülen, eski oturduğu evlerinden taşınırken çocukluğunu oralara terk etmiş insanlardık, bize yapılır mıydı bu?
  • 1360
    2011 yılında yıkılan galatasaray'ın efsane mabedi.

    bu stadda tanık olduğumuz efsanevi maçlar:

    9 kasım 1988 galatasaray - neuchatel xamax 5-0 (tanju(3), uğur (2))
    18 mart 1992 galatasaray - werder bremen maçı 0-0
    4 kasım 1992 galatasaray - eintracht frankfurt 1-0 (uğur)
    9 aralık 1992 galatasaray - roma 3-2 (mustafa (2), arif - caniggia, hassler)
    3 kasım 1993 galatasaray - manchester united 0-0
    23 kasım 1994 galatasaray - barcelona 2-1 (hakan şükür, arif - romario)
    17 ekim 1996 galatasaray - paris saint germain 4-2 (hakan şükür (2), tugay, hakan ünsal - le guen, valdes)
    30 eylül 1998 galatasaray - athletic bilbao 2-1 (okan, hagi - urzaiz)
    3 kasım 1999 galatasaray - ac milan 3-2 (capone, hakan şükür, ümit davala(pen) - weah, giunti)
    6 nisan 2000 galatasaray - leeds united 2-0 (capone, hakan şükür)
    3 nisan 2001 galatasaray - real madrid 3-2 (ümit (pen), hasan şaş, jardel - helguera, makalele)

    ve 2005-2006 sezonu şampiyonluğunun geldiği, unutulmaz 17 dakikalık bekleyişin yaşandığı maç...
    14 mayıs 2006 galatasaray - kayserispor 3-0 (iliç, sabri, hakan şükür)
  • 1371
    yerine dikilmeye çalışılan torunlar center projesi mahkeme kararı ile durdurulmuş olan eski mabed. sebebi de çevresel yapılaşma çerçevesinde izin verilenin iki katı büyüklüğünde bir proje olması. öyle bir aç gözlülük var adamlarda, kelepir fiyata üstüne kondukları arsaya misli misli büyük inşaat yapmaya çalışıyorlar...

    (bkz: ahımız var)
  • 1373
    hayatımda bir kere maç izlemenin kısmet olduğu stattır. bir çok kez fırsat çıkmasına rağmen genelde maddi nedenlerle ve o zamanlar ankara'da yaşamanın verdiği zorluklarla gidememiştim. en sonunda üniversitede okurken okulumun taraftar grubu ile 26 şubat 2009 galatasaray bordeaux maçına gittim. normalde öğlene kadar uyuyan ben, sabah 05:30 kalkıp bilet sırasına girdim ve ilk kez orada karaborsacılarla içli dışlı olma fırsatı buldum. hasbelkader biletleri aldım. ama biletleri eski açık yerine yeni açıktan alınca arkadaşlarda oluşan üzüntüye pek bir anlam verememiştim. sonuçta maça gidebiliyorduk ve bundan daha önemli ne olabilirdi? neyse vakit geldi, yola çıktık. otobüste ülkeyi kurtardık, biraz kominizim takıldık, molalarda bol bol fotoğraf çektirdik ve tabi bir kaç şişe de yuvarlayıp maç havasına yavaştan girdik. tabi bir an önce stada gitme isteği var içimde. neyse ki çok geç kalmadık ve stada gittik. beraber gittiğim arkadaşım, daha önce stada geldiği için tecrübeliydi ve özellikle bir kaç kez 'bak çok bir şey bekleme. sonuçta eski bir stad.' diyerek beni uyarmıştı. açıkçası çok beklentim de yoktu. sadece senelerce hiç göremeyip hasret kaldığım yerde bir kez olsun maç izlemekti isteğim.

    buraya kadar anlattıklarımın hepsini biraz puslu hatırlarken, o merdivenlerden tribüne ilk kez çıkışımı hiç unutamıyorum. her adımda biraz biraz ışıklar geldi, ardında hafif bir uğultu. kalbim patlamak üzere. gözlerimin dolması. ardından cennetin yer yüzündeki yansıması. saf mutluluğu bir burada bir de eşimde buldum sanırım. herhalde çocuğumu kucağıma aldığımda da böyle bir duygu hissederim. tarifsizdi. o stadın müdavimleri için belki çok sıradan ama benim gibi hasret içinde büyüyenler için unutulmaz bir andı. tabi şansıma maçın efsane bir seyrinin olması benim durumumu taçlandırdı. sanırım bu maçı anlatmam, bunu okuyan renkdaşlara hakaretle eşdeğer olur.

    dönüş yolunda yağmurdan sırılsıklam çorapları benzinlikten aldığımız yenileri ile değiştirmek normalde küfredeceğim bir eylemken bu durumda bir eğlence kaynağı olmuştu. yeni açığın balkonunda yağmur suları biriktiği ve biz de en önde olduğumuz için bu sular hep ayakkabılarımıza dolmuştu. ama sorun değildi. zaten sabri golü atınca korkuluklara çıkmış var gücümle bağırıyordum, hiç bir şey umurumda değildi. ne yağmur ne korkuluklar ne de düşme korkusu. sağ olsun taraftar grubumuzun lideri sırtımdan tutarak düşmemi engelliyordu. belki de ondan bu kadar rahattım :)

    bir daha orada maç izleme şansım olmadı. şans mı dersiniz yoksa kader mi bilemiyorum ama şu an stadın olduğu yere 100 metre mesafede oturuyorum. her gün ilk ve son gidişimi hatırlıyorum. anım o kadar az ki canlı tutmak için çırpınıyorum. o çirkin üçlüyü orada görmek beni üzüyor. ama galatasaray'ın olduğu her yer cennettir diyip her maç ali sami yen arena'da soluğu alıyorum. dindirmesi zor bir hasret benimkisi ama çoğu kişiden daha az hasret barındırdığı da kesin. eminim bu entryi okuyan çoğu kişi ne demek istediğimi çok iyi anlayacaktır.

    ali sami yen sonsuza kadar
App Store'dan indirin Google Play'den alın