• 7
    kolay değildir.
    futbol bilgin üst düzey olsa dahi bazı şeylere ihtiyacın vardır. öncelikle yalama bir karaktere sahip olmalısın. üst düzey (!) insanlarla iyi ilişkiler kurmalı, onlara şirin gözükmelisin.
    bir tarafa yakın olmalısın, objektif yorumlar yapmamalısın. emir gelince düşüncelerini değiştirmeli, başkalarının istediği gibi kalemini oynatmalısın...
    bu liste uzar gider.

    kısacası türkiye'de futbol yorumcusu olmak,
    kolay değildir.
  • 8
    türkiye'de futbol yorumcusu olmanın altın kuralları, gerekenler ve gerekmeyenler:

    1) kesinlikle ama kesinlikle torpil.. tanıdıklar olmadan bu meslekte bir yerlere gelebilmek hayaldir..

    2) iletişimde 100-150 kelimelik bir dağarcık fazlasıyla yeterlidir. 200 ve üstüne sahip olanlar rahatlıkla prof. muamelesi görürler.

    3) kişinin program başına 2-3 cümle kurabilme yetisine sahip olması yeterlidir. cümlelerde herhangi bir düzen ya da mantık aranmaz. tümleci, edatı eksik de olsa gelişi güzel ortaya serpiştirilmiş kelimeler bu cümleler için yeterlidir.

    4) diksiyon ya da beden dilinin nasıl kullanıldığı önemli değildir. kurulan cümleyi, televizyon son ses açıldığında bir üniversite mezununun 5-10 saniyelik bir duraklamayla anlayabilmesi diksiyon için yeterlidir.

    5) tutarlı olmak, tükürdüğünü yalamamak şart değildir. hatta reyting adına arada bir tekrarlanması hoş olur.

    6) ahlak, terbiye gibi erdemler bu meslekte aranmaz. sağlam bir karakter bu sektörde barınamaz. aksine yalancı, iftiracı, iki yüzlü olmanız -ama abartmadan, çaktırmadan- daha iyi netice verir. faşist, ırkçı tiplerde her programda kendilerine yer bulurlar.

    7) iyi bir yorumcu rüzgar ne tarafa eserse o tarafa uçar. dikkat edin, 'uçar'..

    8) cv şartları: ilkokul mezunu, ana dilini konuşabilme, ana dil de yoksa beden dili, söyleneni %15 oranında idrak edebilme (dikkat: 30 sn. içerisinde)

    9) zeka düzeyi, 'iq' falan önemli değildir. beynini aldıran bir adamın, hayatının ikamesi için yapabileceği yegane işlerdendir.

    10) yakışıklı ya da fotojenik olmak şart değildir. kişinin ağzının ve burnunun olması yeterlidir. göz ve kaş da olursa albenisi fazla olur.

    11) insan olmak şart değildir. koltuğu ya da sandalyeyi doldurabilen her hayvan bu işi yapabilir.

    12) dünya futbolunu takip etmek ve sürekli kendinizi güncellemek önemsizdir, boşuna kasmayın. sadece el clasico izleyerek ve xavi-iniesta-messi üçlüsünden örnekler vererek ntvspor'da yıllar boyu çalışmanız mümkündür.

    13) 'maşa' olmak önemlidir. ek bilgi için ansiklopediye başvurunuz..

    14) eğer bayansanız, tüm maddeler sizin için geçersizdir. güzel olmadığınız sürece futbol dünyasına ne sunucu olarak ne de yorumcu olarak ayak basabilirsiniz.

    15) gereken özelliklere sahip değilseniz -bizce- daha çok zorlamayın. yine de kendinizi spora ya da futbola adayıp, en azından 10 yıllık bir birikim elde edip, fotojenik bir suratla, düzgün bir diksiyonla, iyi derecede bir hitabetle şansınızı deneyebilirsiniz. fakat şunu unutmayın; bunu şu ana kadar ancak birkaç kişi başarabildi..(uğur meleke, ali ece..)

    16) bu zorlu süreçte inancınızı kaybederseniz motivasyon adına şu yorumcuyu izleyin:(bkz: gökmen özdenak)
    not: bu yöntemin yan etkisi -yüksek ihtimal- mesleğinizden nefret edercesine soğumaktır. midenize kalmış..

    kaynak: meslek ansiklopedisi - spor dünyası - futbol yorumculuğu - özel not - istisnalar - türkiye - satılık basın

    not: sözlükteki arkadaşlar mesaj atarlarsa yeni maddeler de eklenecektir..
  • 14
    havadan verilen ünvanlardan biridir ulkemizde futbol yorumcusu. eski futbolcuysaniz, bir ara teknik direktörluk yapmissaniz, eski hakemseniz cok rahat futbol yorumcusu olabilirsiniz. hatta doktor, muhendis, belediye işçisi, memur, akademisyen olabilirsiniz mesleğinizin bir onemi yok futbol yorumcusu olabilmek icin. ne bileyim mafya babası, beyaz kadın ticaretçisi bile olabilirsiniz gecmiste. yani bir nosyona sahip olmaniza gerek yok, cikin konusun. agziniz laf yapiyorsa, carpici iddialarda bulunabiliyorsanız, az biraz haber ucurabileceginiz baglanti kanallariniz da varsa* cok rahat futbol yorumcusu sıfatıyla ekranlara cikabilirsiniz.

    ama cok iyi futboldan anlayan, sistem, taktik, ekol, teknik terimleri bilen, hatta spor sagligi üzerine calismalar yapmis ve ayni zamanda radyo-televizyon, gazetecilik vb. bolumlerden mezun olmus adam issiz kalabilir, muhabir olarak bile is bulamaz. boyle bir duzen.

    benim dusuncem, bir an once hitabet, diksiyon, artikülasyon gibi olmazsa olmaz seylerin egitimlerini almamis bireylerin ekranlardan defolup gitmesi yönünde. var boyleleri. adam 3 cumlu kuruyor, 4 tanesi falso, türk diline bile hakim değil, ifadeleri hatali. e arkadas ben seni anlayamayacaksam ne isin var senin orada. o sebepledir ki, mac bittikten sonra ne yorumlari, ne analizleri dinlemiyorum bile.

    ha, cidden egitimini bildigim adamlar var, denk gelirse, o zaman tadinden yenmiyor. zaten onlar da ya cok yaslandi ya piyasadan silinip gitti ya da tozuttu.

    klasik son donem turkiyesi gibi liyakatin olmasi gerektigi yerlerde liyakatsiz kisilerin bulunmasi.

    ha, mesleginden bagimsiz, yapacağı ise saygisi olan ve bahsettigim konularda nosyon edinmis, kendini gelistimis kisiler varsa onlari tenzih ederim. ama benim bildigim, populer olan, goz onunde olanlarin ekseriyeti buna sahip degiller.
  • 16
    televizyon yapılan sovlarin, evlerimize sokulduğu aletlerdir. türkiye'de bir çok futbol.yorumcusu var ve programlarda pek fazla taktik, teknik konuşulmaz, onun yerine, futbolcuların, hakemlerin ve teknik direktorlerin hataları konuşulur. maç sonraları sözlüğün sol tarafında açılan başlıklarda yazıya dökülenler, yorumcular tarafından konuşulur. taktik, teknik konuşulmuyor demek, ben hep belgesel izliyorum demek gibi birşey. yazılarını zevkle okuduğum kaideyi taciz eden istisna arkadaşımız, maç sonraları televiyon ekranına çıkıp, half space dese, holding orta saha dese, target man dese, pozisyon oyunununda bunlar olmaz dese, bir daha ekrana çıkarmazlar, ne diyor bu derler. bırak target man'i falcao alinirmiydi diye sorarlar. izleyenler ne istiyorsa televizyonlar da onu verir. kendimizi ayrıcalıklı hissetmeye gerek yok, galatasaray mağlubiyeti sonrası sözlüğün hali de farklı değil.
  • 18
    türkiye özel televizyon dönemine geçerken, evlatçılık kafasının da etkisiyle oluşan bir iş koluna dahil olmaktır. seksenli yılların sonlarına kadar futbolcular ve gazeteciler-muhabirler çok samimi ilişkilere sahipti. bunda futbolcuların şimdikine kıyasla neredeyse bedavaya oynaması, dönemin sosyokültürel yapısı, gazetecilerin haber kaynaklarının çok kısıtlı olması, şimdiki gibi oturduğu yerden enformasyon imkanlarının olmaması gibi bir dolu olayın payı vardı.

    türkiye'nin özel televizyonlarla tanıştığı doksanlı yıllarda seksenli yılların önde gelen muhabirleri televizyonların spor servislerinin kuruluş aşamasında yer aldı. türk televizyonculuğunun teamülleri oluşup 24 saati dolduracak yayın akışları oluşurken haftasonu akşam futbol konuşulan programlar ortaya çıktı.

    işte o dönemde seksenlerin futbolcuları da yavaş yavaş emekli olmaya başlamış, gel gelelim dönemin futbol ekonomisi çerçevesinde şimdiki gibi 7 ceddini birden doyuracak kadar paralar bir kenara koyamamışlardı. o futbolculardan bu muhabir tayfası * * ile en yakın olanlar, en çenebaz olanlar, en kamera önünde sakin oturup karşıdan anlaşılacak kadar konuşabilenler de futbol yorumcusu yapılmıştır. burda amaç hem kamuoyunun bir nebze de olsa görüşüne saygı duyabileceği birilerini ekrana çıkarıp işi kotarmak, hem de "bizim çocuk aç kalmasın" fikriyatını pratiğe dökmektir. yani karşılıklı bir win-win durumu vardır.

    bu şekilde çok da derin bir altyapısı olmadan ortaya çıkan bir iş kolu işte aradan geçen aşağı yukarı 25 yıllık dönemde dahil olduğu türk televizyon dünyasının ve de bağrından koptuğu ülkenin yaşadığı tüm değişimlerin etkisiyle bambaşka bir yere evrilmiştir. stad önü röportajında kameraya görünmek için binbir şekle girilen dönemden arkadaşlar kanalıma hoş geldiniz dönemine, takım elbise kravat jilet gibi çıktığı ekranda program sunucusuna sizli bizli konuşan naif adamlardan kusturmalı boşnak saksosu lafını hiç çekinmeden söyleyebilen ne idüğü belirsiz tiplemelere geçilmiştir.

    buna ek olarak bir de haftada 1 saat yayınlanan lig stüdyosu sıklığında bir yayın patterninden 24 saat yayın yapan kanallara, günde 2 içerik giren youtube kanallarına, şahsi hesaplara falana filana yayılan bir yoğunluğa geçilice işin cılkı iyice çıkmıştır. zaten mevzu bahis olan 17 mayıs 2000 galatasaray arsenal maçı falan değilse hiçbir maçı bırak alakası olmayan insanlar, sahaya çıkıp oynayacak ya da taktik verecek olanlar bile 1 hafta boyunca gece gündüz konuşmaz. işin de doğanın da tabiatına aykırıdır...

    ancak türkiye'de futbol yorumcuları konuşur. ya da konuşmak zorunda kalır. en oynarsam ipime oynamazsam sikime maçların dahi gündemi pazartesi sabah başlar, salı hakem atamalarıyla devam eder, perşembe-cuma günü son tahminler, maç oynanırken televizyondan izleyip ekran önünde yorumlamak, maçtan sonra kritik...

    biter mi, bitmez tabi. pazartesi sabah herşey sıfırdan başlar yine...

    hal böyle iken sağlıklı, mantıklı herhangi bir üretim beklemek abestir. buna türk televizyonlarının da yazılı-yazısız kurallarla, baskılarla getirildiği noktada yüklenen aptal kutusu işlevini de ekleyince durum daha da acıklı bir hale gelmiştir. bugün türkiye'de ana akım futbol yorumcusu olmak biçilen bir karakter olarak, önceden belirlenmiş bir senaryo içindeki rolünü oynamaktır. kimisi patavatsızdır, kimisi sinsidir, kimisi kalemşördür, kimisi pavalı köpektir, kimisi amigo yazardır, kimisi sinsidir, kimisi sakin ve sağduyuludur...

    herkes mizacına göre ya da karakterinden verebildiği ödüne göre bir role bürünür. kamera önüne geçerler, düdük çalar ve oyun başlar...

    biri keşfetse de ben de bu "şaşalı" hayata geçsem diye yırtınanlar, patronuna ustasına anasına babasına eşine çocuğuna atamadığı fırçayı internette denk getirdiği ünlüye atanlar, devletin ot gibi yaşayıp ot gibi düşünme dayatmasına karşı koyamamış ya da devlet-mahalle baskısı işbirliğinde kişisel gelişimini tamamlayamamış kayıp bireylerden oluşan türk futbol kamuoyu zaten sosyal medya denen canavar sayesinde gündemi kendi kendine oluşturmaktadır.

    tüm bu arz-talep dengesinin ortaya çıkardığı, karşılıkı etkileşimle birbirine bayrak yarışı gibi elden ele götürdüğü saçma sapan döngü içinde var olan bir tipleme olmaktır türkiye'de futbol yorumcusu olmak. televizyonculuk o an neye ihtiyaç varsa, o hengamede eksik olan neyse, ya da ortaya atıldığında "wauuoow" dedirtecekse onu bir şekilde ortaya çıkarır, klasik bir kurnaz türk esnafı olarak. işte siz o anda hem oralarda bir yerde olabilir hem de tam o istenen şey olabilirseniz bir anda kendinizi futbol yorumcusu olarak bulabilirsiniz.

    türk futbol yorumculuğunu işte böyle neredeyse aşağılık bir konuma getiren en önemli faktör türk futbol kamuoyudur aslında. adamlara sabah akşam sövüp "çok kral iş be" diye bok atarken onları var edenin türk futbol kamuoyu ve onun talepleri olduğunu unutmamak gerekir. salı sabah hakem ataması açıklandıktan pazar akşam ilk düdüğe kadar adamın yönettiği her maçın tek tek videosunu izleyip kesip biçip "compilation" videosu hazırlayan, üstelik bunu bedava yapan adamların çıkıp da türk futbol yorumculuğuna laf etmesi patolojik bir araştırma konusu olabilecek derinliktedir.

    kibarca öyle başa böyle tarak diyeyim, sabah sabah kötü olmayalım kimseyle...