• 3
    sözlükte henüz başlığı olmasa da 'altyapı fetişizmi' ile de birleştirerek söylüyorum; böyle bir fetişizm varsa da galatasaray açısından faydalıdır. en azından genellikle fenerli arkadaşa "gördün mü olum kimi almışız" demekten başka bir işe yaramayan yıldız transfer fetişizminden daha az zararlıdır. finansal fair play kısıtlaması tepemizde demokles'in kılıcı gibi sallanırken ve görüntüye göre daha da sallanacakken; borç almış yürümüş, kulübün yegane güvencesi gayrimenkullerini de yok pahasına satmış, savıp çapsız bir başkanın hissettiği 'kendi koltuğunu koruma içgüdüsü' ile yaptırdığı saçma sapan kontratlara sıkışmışken ilk verilecek tepki "genç futbolcu fetişistisiniz" olmamalı sanırım.

    her yıl bir arda turan çıkartıp iki haneli bonservisle satmak zorunda da değiliz. ama anadolu kulüpleriyle ve çakal futbolcu menajerleriyle masaya oturmak ve çoğunlukla da milyonlarca euromuzu sokağa atmak zorunda kaldığımız transferleri düşününce kendi çocuklarımıza bu şansları vermek, hiç değilse birkaç rotasyon oyuncusunu kendi içimizden yetiştirerek birkaç milyon euroyu cebimizde tutabilmek kadar masum ve haklı bir düşüncenin "fetişizm" diye aşağılanması hakikaten çok enteresan. mutsuzluğu her tarafından okunan, kafasını yerden topu bel hizasından kaldıramayan şener özbayraklı'nın aldığı forma kadar emirhan civelek forma alsaydı ne değişirdi? hiçbir şey değişmese, şener'e 2 yıl kontratla bağladığımız 13 milyon lira kasamızda kalırdı. süleyman saracchi kadar şans bulsa saracchi'den daha mı az gelişim gösterirdi? leipzig'e oyuncu yetiştirmektense kendi oyuncumuzu yetiştirmeye çalışmanın neresi fetişizm?

    uğurcan'ı, abdülkadir ömür'ü, yusuf yazıcı'yı geçtim; abdülkadir parmak ve hüseyin türkmen trabzonspor'da olmasaydı trabzonspor bir stoper ve bir orta saha için hangi anadolu kulübüne kaç milyon euro vermek zorunda kalırdı? marcao'yu değil de kaşarlanmış ünlü bir stoperi alsaydık şu anda kimin için "şunu satıp gelen parayla az biraz eksik kapatırız" diyebilecektik? kendi kişisel hikayesinde sıçrayış yapma hırsı olan genç futbolcuların o hırslarından kollektif bir yükseliş hikayesi üretmeye çalışmanın nesi bu kadar kötü, aşağılanmaya müstehak hakikaten anlamıyorum.

    kağıt üstünde kusursuz parçaların bir araya getirilmesiyle kusursuz bir bütün oluşturulabilse, 2019-20 sezonunun bizim için çok daha iyi geçmesi gerekirdi. ama kusurlu da olsa uyum ve gelişim sağlayabilecek parçalar birleşerek kusursuz bütün oluşturuyor çoğu zaman. servet çetin semih kaya'dan daha iyi futbolcuydu. ama semih'in içinde olduğu galatasaray defansı, servet'in içinde olduğu galatasaray defansından çok daha iyi performans gösterdi.

    genç futbolcunun daha önce hiç oynamamış olmasının, kiralık olarak gönderildiği anadolu kulüplerinde dahi şans bulamamış olmasının da önemi yok bence. 4 ayda çıkış yapıp kulübe tarihi bir bonservis bedeli kazandırmış ozan kabak'ı, kartalspor stoperi olmasıyla şampiyonlar ligi yarı finali kovalayan takımın stoperi seviyesine çıkması arasında hepi topu 2 sene olan semih kaya'yı ve son olarak da en kritik maçta çıkıp, ligin en zorlu santrforlarına karşı aslan gibi top oynayan emin bayram'ı gördükten sonra bu peşin hükümlerden vazgeçmiş olmalıyız. belki bu sayede oradan buradan kiralıklarla her yıl yeni takım kurmaya çalıştığımız, 20'li yaşlarının sonuna gelmiş futbolculara 3'er 4'er milyon euroları saçtığımız bu sarmaldan kurtulabiliriz.

    emre mor'un bulduğu forma sayısını yunus akgün'ün, şener'in bulduğunu emirhan'ın, ahmet çalık'ın bulduğunu emin bayram'ın bulması gerektiğini savunan genç futbolcu ve altyapı fetişistlerinin sayısını allah arttırsın.