• 427
    yine de iyimserlik*

    kardeşim
    sonu tatlıya bağlanan kitaplar yollayın bana
    uçak sağ salim inebilsin meydana
    doktor gülerek çıksın ameliyattan
    kör çocuğun açılsın gözleri
    delikanlı kurtarılsın kurşuna dizilirken
    birbirine kavuşsun yavuklular
    düğün dernek yapılsın hem de
    susuzluk da suya kavuşsun
    ekmek de hürriyete
    kardeşim
    sonu tatlıya bağlanan kitaplar yollayın bana
    onların dediği çıkacak
    eninde de sonunda da...

    nazım hikmet
  • 428
    yavaş yavaş aydınlanan
    bir denizaltı âlemi,
    yosunlu bir boşluktan
    çekiyor kendine beni.

    bir yıldız uzaklığında
    uyanıyor birer birer
    ürkek bulanıklığında
    zamanı bölen şekiller.

    ey sükûtun bir nefeste
    yaktığı billûr âvize!
    bu esrarlı müselleste
    gökler yakınlaştı bize..

    aydınlığın hendesesi
    sonsuzluk bahçendir senin;
    dinleyin geliyor sesi
    arılarla böceklerin!

    bilirim kimse içemez
    üstüste aynı pınardan,
    bir veda gibi her nefes
    alışılmış kıyılardan.

    hangi güvercin kanadı
    köpükten çırpınışında,
    bu sarayı tamamladı
    her tesadüfün dışında;

    ve hangi el boş geceden
    uzattı bu altın tası,
    sızdıkça bir düşünceden
    günlerin kızıl meyvası?

    ey eşiğinde bir ânın
    durmadan değişen şeyler!
    başucunda her rüyânın
    bu aydınlık oyun bekler...

    ahmet hamdi tanpınar
  • 430
    dertliyim

    nedir hey erenler benim yandığım
    halden bilmez yar elinden dertliyim
    bu aşkın ateşi yaktı sinemi
    pervaneyim nar elinden dertliyim

    bin bir niyaz edip eyledi beni
    bir kadim ikrara bağladı beni
    gül iken dikene dağladı beni
    kokulatmaz har elinden dertliyim

    virani'yim çeker yarin kahrını
    doldur ver içeyim aşkın zehrini
    muhabbete saldık gönül bahrini
    geçti zaman zar elinden dertliyim

    nesimi çimen
  • 432
    26 ağustos, gece sabaha karşı,
    topların çelik ağzı çaldı bir hücum marşı.

    bu ölüm bestesinin içinde yandı dağlar,
    altüst oldu siperler, eridi demir ağlar.

    fırtınadan yeleli, yıldırımdan kanatlı,
    alevlerin içinden geçti binlerce atlı.

    çığlıkla, iniltiyle sarsıldı, köşe bucak,
    savruldu gök yüzüne: kafa, kol, gövde, bacak!

    rüzgârlarla atbaşı yarış etti bu akın,
    şimdi yakınlar uzak, şimdi uzaklar yakın!

    akdeniz, ayakları altında ordumuzun,
    mavi bir atlas gibi serilmişti upuzun.

    çekti kadifekale albayrağını yine,
    güzel izmir büründü yine eski rengine.

    süngüler ilk amaca tam on dört günde vardı,
    o gururlu alınlar yere düşüp yalvardı.

    yusuf ziya ortaç
  • 435
    sana sadece kendimden bahsetsem
    bir dursan ve yarımı tamamlasan.
    bir gezegen doğsa
    güneş batsa,
    merkür salsa kendini.

    sana kendimden bahsetsem
    bir bakıp çıksan bana
    bir bende denesen aşkını
    yıl olurdum belki bir sana çeyrek kala

    sana hiç bir şeyden bahsedemedim
    sana kendimi tamamlayamadım
    çoğu aşk dizesinden farklı
    çoğu yaş masalıyla aynı
    ben daha kendime yetişemedim.

    senin için gelecektim oraya, ve sonunda geldim.
    gördün, cızırtılı ve sessiz.
    sevişme sonrası akdeniz?

    öpüşmedik, “bana buraları gezdir” dedim köhne bir esnaf lokantası tadında bir yer yoktu oralarda, aç ve sessiz..
    bunu hiç sevmediniz.

    adımlar attıkça sen tükeniyor olabilirdin ya da cızırtılar gitmiyor olabilirdi.
    hala şaşkındın beni gördüğüne, gördüğüne de pek sevinememiştin kim bilir belki de, ilhan şeşen’i çok sevdiğin halde.

    -bu zevki iyi ya da kötü yapmaya çalışan biri olarak en ağır eleştirilerinizi bile bekliyorum.
  • 437
    gafil, hangi üç asır, hangi on asır
    tuna ezelden türk diyarıdır.
    bilinen tarihler söylememiş bunu
    kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
    dinleyin sesini doğan tarihin,
    aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak
    yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.
    asya’nın ortasında oğuz oğulları,
    avrupa’nın alplerinde oğuz torunları
    doğudan çıkan biz, batıdan yine biz
    nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz
    türk sadece bir milletin adı değil,
    türk, bütün adamların birliğidir.
    ey birbirine diş bileyen yığınlar,
    ey yığın yığın insan gafletleri!
    yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
    dünya o zaman görecek hakikat nerede,
    hakikat nerede?

    gazi mustafa kemal atatürk
  • 438
    hâfız'ın kabri olan bahçede bir gül varmış;
    yeniden her gün açarmış kanayan rengiyle.
    gece, bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
    eski sirâz'i hayal ettiren ahengiyle.

    ölüm âsûde bahâr ülkesidir bir rinde;
    gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter.
    ve serin serviler altında kalan kabrinde
    her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter.

    yahya kemal beyatlı

    irtihalinin 60. senesinde kendisini rahmetle anıyorum.
  • 439
    kimseden ümmid-i feyz etmem, dilenmem perr-ü-bal
    kendi cevvim, kendi eflakimde kendim tairim,
    inhina tavk-ı esaretten girandır boynuma;
    fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim.
    -----------
    kimseden bir fayda ummam ben, dilenmem kol kanat
    kendi boşluk, kendi gökkubbemde kendim gezginim,
    bir eğik baş bir boyunduruktan ağırdır boynuma;
    fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şairim.

    tevfik fikret
  • 440
    geldiğimde
    şemsiyeyle atladığım balkonlu evlerden taşınmıştım sana
    güneşin öğlen girebildiği odanda
    gecelerinde çiçek açtım.
    beş yaşımı yirmi yılda geçtim de
    sandalyelerden, merdivenlerden
    senden sonra düşüp dizlerimi kanattım.

    geldiğimde
    sen gidiyordun, vuran bir ayakkabıyla.
    seni durağını geçmiş trenler gibi kaçırıyordum.
    raydan çıkmayacak vagonlardan
    iki bilet istiyorum yalnız
    zaten üç don alsam yanıma
    sevişmediğimiz zamanlara yetiyordu.
    yetiyordu bir menemen iki sabah üç öğün açlığımıza.
    ama neden milyar yıldızlı gökyüzü orda
    zil çalan eteğin başka odada duruyordu

    geldiğimde
    pencerenden bakıp, sustum.
    şarkılardan bir güzeli çalıyordu
    mahallenin ışığı yüzünde durmuş
    karşı duvarınızda
    umut sen de yazıyordu.

    not: arada ufak denemeler yaptığımız edebi tür.
  • 441
    ata'ya ağıt

    yok gayri bizlere uyku dünek vay
    kime bel bağlayak kime dönek vay
    vay amansız ecel alçak felek vay

    türklük yüreğini dağlasın gayrı
    cihan da bizimle ağyasın gayrı

    ağla gözüm ağla yaşlar dil olsun
    kurumuş dereler baştan sel olsun
    çiçek kara açsın çayır kül olsun

    türklük yüreğini dağlasın gayrı
    cihan da bizimle ağlasın gayrı

    en büyük en güzel en yiğit kayıp
    dereler denizler çağlar ağlayıp
    rabbim de gözyaşı dökmezse ayıp

    türklük yüreğini dağlasın gayrı
    cihan da bizimle ağlasın gayrı

    her gittiği yerde o şan verirdi
    aslan bakışını görse erirdi
    kaşları yeleden nişan verirdi

    türklük yüreğini dağlasın gayrı
    cihan da bizimle ağlasın gayrı

    bakışları şimşek gibi çakardı
    yarını görürdü düne bakardı
    kürsüye çıktı mı, arşa çıkardı

    türklük yüreğini dağlasın gayrı
    cihan da bizimle ağlasın gayrı

    her belâyı önler arda atardı
    dermandı her dalda hemen yeterdi
    babamızdı elimizden tutardı

    türklük yüreğini dağlasın gayrı
    cihan da bizimle ağlasın gayrı

    kaybını yıldızlar bile bileler
    kırıla kanatlar sola yeleler
    kurt kuş duyup cenazene geleler

    türklük yüreğini dağlasın gayrı
    cihan da bizimle ağlasın gayrı

    millet atan gitti başın sağ olsun
    ölümü devr açsın yeni çağ olsun
    dağlar birer birer yanar dağ olsun

    türklük yüreğini dağlasın gayrı
    cihan da bizimle ağlasın gayrı

    gitti her ocağın söndü alevi
    yeryüzü dediğin bir ölü evi
    cihan türbe olsa almaz o devi

    türklük yüreğini dağlasın gayrı
    cihan da bizimle ağlasın gayrı

    dönmüş denizler gözyaşı taşına
    dünya ortak çıkmış türk’ün yasına
    her evden bir ölü çıkmışcasına

    türklük yüreğini dağlasın gayrı
    cihan da bizimle ağlasın gayrı

    gökler ağıtlardan titriyor kat kat
    düştü üstümüze gerilen kanat
    onsuz dünya yarım, insanlık sakat

    türklük yüreğini dağlasın gayrı
    cihan da bizimle ağlasın gayrı

    o hep dolu tuttu boş atmadıydı
    söz verince yaptı aldatmadıydı
    on beş yıl tek burun kanatmadıydı

    türklük yüreğini dağlasın gayrı
    cihan da bizimle ağlasın gayrı

    bizdendi sevinci bizdendi derdi
    biz uyurduk o bizleri beklerdi
    uyudu nöbeti bizlere verdi

    türklük yüreğini dağlasın gayrı
    cihan da bizimle ağlasın gayrı

    kuru yapraklara benzedik bu güz
    her göz kan içinde sapsarı her yüz
    milyonlarız bir babadan öksüzüz

    türklük yüreğini dağlasın gayrı
    cihan da bizimle ağlasın gayrı

    gök düşsün toprağa toza belensin
    mezarına gece yıldız elensin
    şehitler doğrulsun nöbet dolansın

    türklük yüreğini dağlasın gayrı
    cihan da bizimle ağlasın gayrı

    dünya hem kahr olur hem onu gömer
    yıldızlar kandildir semalar kemer
    sus boğulayazdın sus aşık ömer

    türklük yüreğini dağlasın gayrı
    cihan da bizimle ağlasın gayrı

    behçet kemal çağlar
  • 442
    ağlayalım atatürk'e
    bütün dünya kan ağladı
    başbuğ olmuştu mülke
    geldi ecel can ağladı

    şüphesiz bu dünya fani
    tanrı'nın aslanı hani
    insi cinsi cem'i mahluk
    hepsi birden ağladı

    doğu batı cenup şimal
    aman tanrım bu nasıl hal
    atatürk'e erdi zeval
    amir memur altın kürsü
    yas çekip mebsan* ağladı

    iskender-i zülkarneyin
    çalışmadı bunca leğin
    her millet atatürk deyin
    cemiyet-i akvam ağladı

    atatürk'ün eserleri
    söylenecek bundan geri
    bütün dünyanın her yeri
    ah çekti vatan ağladı

    fabrikalar icat etti
    atalığın ispat etti
    varlığın türk'e terk etti
    döndü çark devran ağladı

    bu ne kuvvet bu ne kudret
    vardı bunda bir hikmet
    bütün türkler inönü ismet
    gözlerinden kan ağladı

    tren hattı tayyareler
    türkler giydi hep karalar
    semerkand'ı buhara'lar
    işitti her yan ağladı

    siz sağ olun türk gençleri
    çalışanlar kalmaz geri
    mareşal fevzi'nin askerleri
    ordular teğmen ağladı

    zannetme ağlayan gülmez
    aslan yatağı boş kalmaz
    yalınız gidenler gelmez
    felek-el mevt'in elinden
    her gelen insan ağladı

    uzatma veysel bu sözü
    dayanmaz herkesin özü
    koruyalım yurdumuzu
    dost değil düşman ağladı

    aşık veysel
  • 447
    ''senden sonra 23 şehir gezdim.
    3 kilo aldım.
    dünya bilmem kaç 365 günde bilmem kaç dönümünü tamamladı.
    darbe gibi bir şey oldu.
    barış gelmedi.
    savaş bitmedi.
    seni özledim.
    iltica edecek tek yer bulamadım.
    gittiğim her yerde senden bir nefes bıraktım.
    belki yürürsün aynı sokakta.
    ayak izime denk düşer ayak izin.
    belki saçına değer nefes.
    belki sen de bir gün özlersin diye, seni uzakta bıraktım.
    seni uğurladım.
    sana kavuştum.
    seni terk ettim.
    bilmem kaç kilometre yol gittim.
    evren kaydı.
    sen göğüs kafesimden milim kaymadın.''
  • 448
    kışın bana yaptıkları

    1

    seni bir boşluğa attım
    gövdemi başka gövdeler bilmeyecek artık
    boşluk sesi ol..
    hoşluk sesi ol..

    sonra dönüp üz beni.

    yüzüm yüzünü terk edeli kıştı.
    yeni yeni kıştı. kollarım kendi
    bacaklarımı sarmıştı. fotoğrafta görünmeyen
    ışıklar vardı. sandalyenin ucuna oturmuştum.
    gözlerim bacaklarıma dolanan kollarıma,
    sonra bacaklarıma, sonra daha uzağa, salondan
    da uzağa,
    o yok yere bakıyordun.

    seni boşluğa attım
    gitmek üzereydim kalktım
    boşluk sesi ol..
    hoşluk sesi ol..

    gözlerimdeki ay ışığı
    gözlerinin körlüğü içindi.

    2

    hadi benim umarsızım
    ben ölmek üzereyim
    yorgunluğum da öyle
    sabrımın son parçasını da yedim
    az önce.

    hadi benim suskunum
    geçtiğim yılları yaktım ardımda
    çocukluğumdan gelirken düştüğüm
    o keskin virajdan
    sürüklendiğim bu vakte dek
    sıkıca tuttuğum
    kırık dökük inançlarım bile
    ölmek üzere.

    hadi benim kırgınım
    kışın bana yaptıklarından,
    yazın beni öldüren yıldızlarından sonra
    yitirdiğim mevsimler değil,
    vaktim yok,
    baktığım yerleri yaktım
    içime ağladığım suları da içtim
    az önce.

    3

    seni şimdi bir yabancı gibi karşıma alıp
    sanki senden bahsetmiyormuşum gibi yapıp
    sanki benden bahsetmiyormuşum gibi
    hatta bir aşktan bahsetmiyormuşum gibi
    fırtınayı ve huzuru anlatacağım sana

    yılları ve yolları, limanları ve fırtınayı
    ve aşkın belki hiç adı geçmeyen kuzeyini
    aşkın bu kuzeyden nasıl düşürüldüğünü,
    artık sonsuza dek yitirdiğimizi
    büyünün bitişini,

    hiç gerekmeyen yıllarda huzur,
    çok gereken yıllarda da fırtına
    nasıl yaşanır onu anlatacağım.

    seni bir yabancı gibi karşıma alıp
    bunun dayanıklı bir şey olmadığını
    sürekli kılınmadığını, çünkü aşkın
    yapılan bir şey olmadığını,
    başlangıçta bir melek konduğunu
    sonunda bir kelebek öldüğünü,
    yani kısacık sürdüğünü, oysa hayatın
    bir korkular ve alışkanlıklar bütünü
    olduğunu,
    bütün bunları sana
    nasıl anlatacağım?

    4

    kalbim
    ölü mevsimler gibisin
    bir şeyin görünmeyen iyi yanları gibi
    ama bitti mevsim,
    bir başka yolcu yok sana
    fark etmez gibisin.

    kalbim
    demir masanın küfü,örtünün yırtığı
    camın kırığı, patlayan freni hayatımın
    kalbim, anla, bitti mevsim
    bir başka yolcu yok sana.

    birhan keskin
  • 449
    "mutsuzlukdan söz etmek istiyorum
    dikey ve yatay mutsuzluktan
    mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
    sevgim acıyor

    biz giz dolu bir şey yaşadık
    onlar da orada yaşadılar
    bir dağın çarpıklığını
    bir sevinç sanarak

    en başta mutsuzluk elbet
    kasaba meyhanesi gibi
    kahkahası gün ışığına vurup da
    öteden beri yansımayan
    yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
    öbürünün bir kadından aldığı verem
    bütün işhanlarının tarihçesi
    sevgim acıyor

    yazık sevgime diyor birisi
    güzel gözlü bir çocuğun bile
    o kadar korunmuş bir yazı yoktu
    ne denmelidir bilemiyorum
    sevgim acıyor
    gemiler gene gelip gidiyor
    dağlar kararıp aydınlanacaklar
    ve o kadar

    tavrım bir çok şeyi bulup coşmaktır
    sonbahar geldi hüzün
    ilkbahar geldi kara hüzün
    ey en akıllı kişisi dünyanın
    bazen yaz ortasında gündüzün
    sevgim acıyor
    kimi sevsem
    kim beni sevse

    eylül toparlandı gitti işte
    ekim filanda gider bu gidişle
    tarihe gömülen koca koca atlar
    tarihe gömülür o kadar"

    turgut uyar
  • 450
    west indies, kızıl elma, itaki, maçin!
    uzun yola çıkmaya hüküm giydim.
    beyazların yöresinde nasibim kalmadı
    yerlilerin topraklarına karşı suç işledim
    zorbaların arasında tehlikeli bir nifak
    uyrukların içinde uygunsuz biriyim
    vahşetim
    beni baygın meyvaların lezzetinden kopardı
    kendime dünyada bir
    acı kök tadı seçtim
    yakın yerde soluklanacak gölge bana yok
    uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

    uzak nedir?
    kendinin bile ücrasında yasayan benim için
    gidecek yer ne kadar uzak olabilir?
    başım açık, saçlarımı ikiye
    ortadan ayırdım
    kimin ülkesinden geçsem
    şakaklarımda dövmeler beni ele verecek
    cesur ve onurlu diyecekler
    halbukı suskun ve kederliyim
    korsanlardan kaptığım gürlek nara
    işime yaramıyor
    rençberlerin o rahat
    ve oturmus lehçesinden tiksinirim
    boynumda
    bana yargi yükleyenlerin
    utançlarından yapılma mücevherler
    sırtımda sağır kantarı gizli bilgilerin
    mataramdaki suya tuz ekledim, azığım yok
    uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

    bir hayatı, ısmarlama bir hayatı bırakıyorum
    görenler üstünde iyi duruyor derdi her bakışta
    askerken kantinden satın aldığım cep aynası
    bazı geceler çıkarken
    uçarı bir gülümseyişle takındığım musta
    gibi lükslerim de burda kalacak
    siparisi yargicilar tarafindan verilmis
    bu hayattan ne koku, ne yankı, ne de boya
    taşımamı yasaklayan belgeyi imzaladım
    burada bitti artık işim, ocağım yok
    uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

    ismet özel
App Store'dan indirin Google Play'den alın