• 2151
    little big man (küçük dev adam) - 7.5/10 *
    fragman: https://youtu.be/7K4l5ZZe4-k
    film afişi: https://gss.gs/lji.png

    1970 yapımı western/macera/komedi filmi.

    henüz izlemedim, bu akşam izlemeyi düşünüyorum.

    ayrıca filmin adı lucas torreira'ya çok yakışacak bir lakap. *

    --- alıntı ---

    film 1970 yılında bir huzurevi koğuşunda başlar. konuşmalarından antropolog olduğu tahmin edilen bir adam, 121 yaşında olduğunu söyleyen çok yaşlı bir huzurevi sakiniyle söyleşi yapmaktadır. sigarasından derin bir nefes çeken yaşlı adam açık olan makara teybe inanılmaz hayat öyküsünü anlatmaya başlar: adı jack crabb (dustin hoffman) olan bu adam 111 yıl önce 10 yaşındayken ailesiyle birlikte vahşi batı düzlüklerinde pawnee kızılderilerinin saldırısına uğrarlar. kervandan tek sağ kalanlar ablası ve kendisidir. daha sonra atıyla gelen bir başka kızılderili (sonradan adının "gözüken gölge" olduğunu öğrenecektir) onları kamplarına götürür. bu kamp iyi kızılderiler olan cheyenne'lere aittir. kabilenin şefi "yaşlı çadır derisi" (chief dan george) onu evlat edinir. bu arada kızkardeşi çoktan kamptan kaçmıştır. kızılderililerin arasında tıpkı onlar gibi yetişen crabb hayatından çok memnundur. yaşıtı "genç ayı" nın hayatını kurtarınca büyükbaba dediği kabile şefi ona "küçük dev adam" adını takar. amerikan süvarileriyle girdikleri bir çatışma sırasında kızılderili olmadığı anlaşılınca askerler tarafından alıkonan jack, kasabada bir din adamının, rahip pendrake (thayer david)'in himayesine verilir ve onun evinde kalmaya başlar. burada dindar bir genç olarak eğitilmeye başlayan crabb yaşlı din adamının genç ve ateşli karısı louise (faye dunaway)'in cinsel sataşmaları ile göstermelik sofu konuşmaları arasında şaşkınlığa uğrar. bayan pendrake'in marketçiyle zina yaptığına şahit olunca dinden soğur ve alelacele evi terkeder. sonra merriweather (martin balsam) adlı şarlatan bir iksir satıcısının çırağı olur. burada da üçkağıtçılığın inceliklerini öğrenmeye başlar. hasta ve sakat numarası yaparak kalabalığın arasından tezgaha yanaşan crabb, sözde satın aldığı iksirden içerek iyileşmiş numarası yapar ve iksirin satışını teşvik eder. kasabanın birinde foyaları meydana çıkınca katran ve tüye bulanarak oradan kovulurlar. linç grubunun içinde erkeksi bir kadın olan kızkardeşi caroline (carole androsky) de vardır. jack'i tanıyan kızkardeşi onu yanına alır ve onu bu kez de bir silahşör gibi eğitmeye başlar. çok iyi bir silahşör haline gelen crabb'in adı favori içkisinden dolayı "gazozcu çocuk"tur artık. ünlü silahşör wild bill hickok (jeff corey)'la tanışır ve dost olurlar. ancak hickok'un bir adamı öldürdüğünü görünce silahşörlükten soğur. bu duruma çok bozulan kızkardeşi de onu terkeder. jack bu kez de olga (kelly jean peters) adlı isveçli bir kadınla evlenir ve mağaza işletmeye başlar. ortağı hırsız çıkınca mağaza batar. eşyaları kasaba meydanında mezatta satılmaktayken tesadüfen oraya gelen general custer (richard mulligan)'ın tavsiyesiyle batıya giderler. yolda bindikleri posta arabası saldırıya uğrar ve karısı olga kızılderililer tarafından kaçırılır. her yerde karısını ararken tekrar cheyenne'lerle karşılaşır ve eski kabilesine yeniden kabul edilir. bir süre sonra tekrar olgayı aramak için kabileden ayrılan jack custer'in süvarilerine katılırsa onu daha çabuk bulacağına inancıyla 'katırcı' olarak askerlere katılır. ancak süvari birliğinin kadın ve çocuklardan oluşan bir kızılderili topluluğunu acımasızca katlettiğini görünce çileden çıkar. çalıların arasında bir kızılderili kadının doğum yaptığına şahit olur. "gözüken gölge" nin kızı olan ve kocası öldürülmüş "güneş ışığı" (aimée eccles) adındaki bu kadını askerlerden korur ve "yaşlı çadır derisi" nin kabilesine getirir. kadınla evlenirler ve bir çocukları daha olur. diğer kızılderililerle birlikte zorunlu iskan edildikleri bölgede yeni karısının isteği üzerine kocaları ölmüş üç kızkardeşiyle daha evlenir. şimdi dört karılı olmuştur. bu arada eski arkadaşı "genç ayı" nın olga'yla evlenmiş olduğunu hayretle öğrenir. eski karısı olga jack'i tanımamıştır. general custer'ın süvari birliği onları burada da rahat bırakmaz ve yaptıkları ani bir baskınla hükümetle aralarında varılan anlaşmaya güvenerek rahat ve silahsız yaşayan kızılderileri çoluk çocuk demeden katlederler. jack'in karısı ve bebekleri de öldürülür. jack de tam öldürülecekken custer'a onun eski 'katırcısı' olduğunu söyler ve kurtulur. gece custer'ın çadırına sokulur ama onu öldüremez. custer onu aşağılar. jack de beyazların arasına döner, artık kendine olan saygısını kaybetmiş ve bir ayyaş olmuştur. burada eski dostlarıyla teker teker tekrar karşılaşır. wild bill hickok ona yardım eder ama sırtından vurularak öldürülür. hickok'un bir fahişeyle ilişkisi vardır ve son nefesinde jack'le ona para gönderir. jack parayı vermeye geneleve gittiğinde kadının rahibin eski karısı bayan pendrake olduğunu hayretle görür. sonra bay merriweather'a rastlar ama onun buffalo derisi işine girme teklifini geri çevirir. tekrar umutsuzluğa kapılarak inzivaya çekilir. bir süre avcılık yaptıktan sonra tam intihara etmeye karar vermişken uzaktan custer'ın süvarilerini görür. bu kez onlara izci olarak katılır. aslında jack'e güvenmeyen custer onu kendi deyimiyle bir "ters barometre" olarak, yani 'ne önerirse tersini yapmak' üzere işe almıştır. bunu bilen jack de bu fırsattan yararlanarak custer'ı hata yapmaya yönlendirir. little bighorn denen yerde jack'in önerisin aksini yaparak vadiye hücum eden custer'ın süvarileri burada kendilerini bekleyen büyük bir kızılderili kuvveti tarafından tamamen imha edilirler. sağ olarak kurtulan tek kişi "küçük dev adam" dır ve tekrar kabilesiyle birlikte yaşamaya başlar.

    --- alıntı ---
  • 2152
    lig tatile girdi madem, kendimce bir liste çıkartmak istedim. aralarında gözden kaçırmış olabileceğiniz, fazla bilinmeyen pek çok iyi film var.

    - the man form earth
    - jakten
    - the grand budapest
    - big fish
    - captain fantastic
    - modigliani
    - a clockwork orange
    - the book thief
    - 12 angry man
    - maudie
    - the big lebowski
    - the king speech
    - amadeus
    - huvudjägarna
    - the best offer
    - ınto the wild
    - big night
    - chocolat
    - the legend of 1900
    - the hurricane
    - midnight in paris
    - green book
    - erin brockovich
    - the secret life of walter mitty
    - julie and julia
    - ı am sam

    iyi seyirler.
  • 2157
    (bkz: scarface)

    nam-ı diğer yaralı yüz.*

    al pacino'nun en sağlam filmlerinden. öte yandan affınıza sığınarak bir sahne anlatmak isterim. filmde bir tane testere ile adam kesme sahnesi var ve inanılmaz rahatsız edici. inanın ben geriliminden, korkusuna, yasaklısına kadara sayısız film işlemişimdir. bu sahne kadar beni rahatsız eden çok az sahne vardır. sanki sahne gerçekten çekilmiş gibiydi hani diğer filmlerdeki gibi yapay değildi. bu sahneyi çekmek için ciddi şekilde konuya hakim olmak lazım. yönetmen ya birisini kesmiş ya da çok fazla dark web tabanlı meksika karteli videosu izlemiş.*

    film süperdir bu arada.
  • 2164
    (bkz: her şey her yerde aynı anda)

    biraz geç izledim farkındayım, 7 dalda oscar kazanmış bir film. o kadar güçlü bir film mi? bence değil. farklı mı? eh. paralel evren muhabbetinin işlendiği ilk film değil. kendisini izletiyor, farklı duygular yaşatıyor. mesela filmi izlerken gülüp, eğlenip daha sonra üzülebiliyorsunuz. yer yer geriyor da insanı. çok bir beklenti ile izlenmez ise iyi film.

    yalnız netflix şaşırtmamış, bu filmin de orta yerine lezbiyen bir çift yerleştirmiş. pek umursamıyorum artık bu mesajları.
  • 2166
    sizlere birkaç kore sineması bırakıcam, korelilerin en iyi yaptığı işlerden birisi intikam temalı film yapmaktır. bu konuda gerçekten iyiler.

    (bkz: oldboy)
    (bkz: sympathy for mr. vengeance)
    (bkz: sympathy for lady vengeance)
    (bkz: a bittersweet life)
    (bkz: the man from nowhere)
    (bkz: i saw the devil)
    (bkz: the chaser)

    oldboy’un yanlışlıkla hollywood versiyonunu izlemeyin, kore yapımı olanı çekilmiş en iyi intikam filmi olabilir.
  • 2167
    selamlar, yakın zamanda çıkacak kaliteli filmlerle ilgili ufak bir bilgilendirme yapmak istiyorum sevgili sözlük. başlayalım:

    killers of the flower moon: türkçe adıyla dolunay katilleri. 20 ekim tarihli film için geri sayım son hızıyla devam ediyor. ünlü yönetmen martin scorsese imzalı filmin kadrosunda leonardo di caprio, robert de niro ve daha birçok ünlü oyuncu bulunuyor. gerçek bir hikayeden uyarlanan film, bu sene hali hazırda çıkmış olan birkaç filmle beraber akademi ödülleri'nin en iddialı filmi olacak gibi görünüyor.

    bugün filmden ilk afiş yayınlandı: https://twitter.com/...588109238927708?s=19

    merakla bekliyorum.

    ayrıca martin scorcese, yeni filmi the wagen için leo di caprio ile hazırlıkların başladığını açıklamış. leo'yu bırak artık be adam. seri üretime geçmen iyi oldu ama...

    napolyon: oscar ödüllü oyuncu joaquin phoenix'in yeni projesi. fragman yayınlandı: https://youtu.be/qX_FZoZbefU?si=FreSWwYfyZS1ZSXM

    24 kasım öğretmenler günü çıkacak film 2023 için merakla beklenecek. oldukça kaliteli görünüyor fragman. ayrıca phoenix belli ki iyi bir performans göstermiş. ridley scott imzalı yapım, akademi ödülleri'ne aday olmaya hazır görünüyor. umuyorum tarihi gerçeklikten kopmadan bu işi kotarırlar. kasım ayı için de geri sayım başladı.

    the killer: aksiyon tutkunları için enfes görünen bir david fincher - netflix ortaklığı. başrolde michael fassbender bulunuyor. 10 kasım tarihli yapımın dün fragmanı yayınladı: https://youtu.be/rGqG3eg18aU?si=eiavjIukSZBfMkgF

    yağmurlu bir kasım günü battaniyenin altında keyifle izlenecek bir aksiyon filmine benziyor. bu sebepten bekliyorum, diğer iki yapımı mümkün olursa sinemada deneyim edeceğim.

    şimdilik bu kadar, 2023 esasında kısır geçti, oppenheimer ve air benim en beğendiğim filmler oldu şimdiye kadar. pek oralı olmasam da barbie'nin beyaz perdeye çok fazla insan çektiği de bir gerçek. yine de beklenen kalitede çıkarsa oscar için adından söz ettirecek killers of the flower moon ve napolyon heyecanlandırıyor. öbür türlü oppenheimer tek başına iktidar benim gözümde. gerçi oscar gidip kore, japon, hint filmlerini toplayıp birine ödül verecektir. şaşırtmaz...

    yıl içinde izleyip hatırlamadığım, gözümden kaçan kaliteli bir film varsa hatırlatabilirsiniz sevgili yazarlar, kendim hatırlarsam onlar için de entry girerim. hepinize iyi akşamlar, son olarak 30 ağustos zafer bayramı'nız kutlu olsun!
  • 2170
    take me home tonight - 2011 yapımı retro 80ler dönemini yansıtan güzel bir film. mezuniyet sonrası bunalımı yaşayan matt franklin (topher grace), kafa dağıtmak için girdiği yaz işinde çalışırken lisede aşık olduğu tori frederking(teresa palmer)'in şehre döndüğünü öğrenir ve olaylar gelişir.

    https://www.imdb.com/...922/?ref_=ttfc_fc_tt 6,3 puan verilmiş ama müzik ve keyifli senaryosu sebebiyle bence 6,8 - 7,0'lık film.

    galatasaray sözlük pazar gecesi sinema kuşağı'na layık bir film. pazartesi akşamı da haftayı kolaylamak için tavsiye edilir.
  • 2171
    (bkz: there will be blood)

    içinde bulunduğumuz yüzyılın en prime oyuncularından biri olan daniel day-lewis'in "bir insan oscar'ı nasıl alır?" sorusuna gelmiş geçmiş en net cevabı verdiği paul thomas anderson imzalı başyapıt. zaten 3 kez bu ödülü kaldırmış (bunu öyle 45 50 filmde oynayıp, her sene film çevirerek de yapmadığına dikkat çekmek isterim.) bir adamdan beklenen tam olarak bu.

    herkese gelir mi bilmiyorum, ağır gelebilir ama filmdeki alt metinler ve dd lewis oyunculuğu tek başına izleme sebebi. olay örgüsü biraz karışık ilerliyor filmde, mümkün olduğunca spoiler vermeden konudan bahsetmek istiyorum:

    1900'lerin başında amerika'da adeta ikinci bir altına hücum furyası yaşandı: petrol.

    daniel plainview (dd lewis), hayatını daha çok kazanmaya adamış bir petrol arayıcısıdır. başlarda kendi sondajını kendi yapan daniel, zamanla kazandığı parayı değerlendirerek "petrolcü" olmuş ve işleri büyümüştür. inançsız, manipülatif, insanları etkisi altına kolay alabilen ve son derece karizmatik bu adam, oğluyla beraber (çocuk da 9-10 yaşında falan) petrol olan bölgeleri bulup bölge halkını ikna ederek petrolü çıkarır ve para kazanır.

    birtakım olaylar sonucu dönemin petrol şirketi standart oil tarafından alınan bir arazinin yanında, küçük bir kasabaya yolu düşer daniel'ın. tabii tesadüfen düşmez, fakat oraları anlatacak değilim. kasabaya geldikten kısa bir süre sonra adeta bir "petrol okyanusunun" üstünde olduğunu fark eden bu hırslı adam, kasabanın büyük çoğunluğunu satın alıp kasaba halkına zenginlik vadeder. yalnız bu süreçte kasabanın yükselen genç rahibi eli ile yolları kesişen ve karşı karşıya gelme noktasına gelen daniel'ın hikayesi; burdan sonra din sömürüsü, aç gözlülük, yalan, acımasızlık, vefat, yükseliş, güç zehirlenmesi vb. bilimum olay ve duyguyla birleşip patlama noktasına doğru hızla ilerler.

    2007 yapımı filmde daniel ve eli karakterleri esasında kapitalizm ve dini simgelemekte olup, bu iki olgunun esasında karşı karşıya dursa da aynı amaçla kullanılmasından halkın dinle uyutulmasına, kapitalizmin doğaya verdiği zararlara kadar pek çok mesaj içermekte. paul thomas anderson, çok başarılı imgeler ve alt metinler kullanmış. özellikle daniel karakterinin sürekli değişmekte olan halet-i ruhiyesi insan psikolojisini, aşağılık kompleksini, zarar verici düzeyde hırsı, acımasızlığı, saplantılı olma durumunu ve doyumsuzluğu muhteşem portrelemiş bence.

    sinemaya ilgiliyseniz ve hala izlemediyseniz, kesinikle izlemeniz gereken bir yapıt there will be blood.

    bonus: spoiler uyarısı!!!! (filmle ilgili en çok etkilendiğim 3 sahneyi yazacağım, izleyenler zaten anlayacaktır, izlemeyenler güzel spoiler yiyecektir. okuyup okumamak size kalmış sevgili sözlük.)

    son spoiler uyarısı!!!!

    daniel'ın vaftiz edildiği sahne, daniel'ın hw'ya malikanede yaptığı kovma konuşması ve tabii ki filmin sonunda bowling salonu sahnesi.

    vaftiz ve kovma sahnelerinde daniel day-lewis'ten masterclass izliyoruz, özellikle vaftiz sahnesindeki "i've abandoned my child!" diye bağırırken suratının aldığı şekil, sesini kullanış biçimi, izleyiciye geçirmeyi başardığı duygular mükemmel.

    son sahnede ise kapitalizm ve dinin ortak çıkarlara hizmeti, ikisinin de halktan nemalanması gibi tonla alt metin dışında en çok sevdiğim mesaj şu oldu: daniel "çakma peygamber" eli'yi bowling labutuyla öldürüyor. eğlence sektörünün dini saf dışı bıraktığı mesajı var ki amerika'da durum tam olarak böyle olmuştur. bana göre gerçekten muhteşem bir oyunculuk ve muhteşem mesajlar veren bir film. insana izledikten sonra bir şeyler kattığı kesin.
  • 2172
    en sevdiğim temalardan biri olan hayatta kalma temasıyla ilgili muhteşem 20 film önerisiyle sizinleyim. bu güzel filmlerin bazıları gerçek hikayelerden uyarlandı. bazıları trajik konuları içeriyor. bazıları oldukça çarpıcı. listedeki tüm filmleri izlemiş biri olarak hepsini gönül rahatlığıyla öneriyorum.

    ilk önereceğim film benim bu listede en çok etkilendiğim ve gerçek bir olayı anlatan (alive) yaşamak için filmi. uruguaylı bir rugby takımını taşıyan uçak and dağlarına çakılıyor. bu çarpışma esnasında yolcuların bir kısmı ölüyor fakat sağ olarak kurtulanlarda var. sekiz gün boyunca uçağın enkazında oturup kurtarılmayı bekliyorlar ama gelen yok. yardım bir türlü gelmeyince sıkıntılarda başlıyor. daha üzücü ve çarpıcı olan, radyodan da arama çabalarının sonuç vermemesi ve çok soğuk ortamda bu kadar zaman yaşamalarının artık söz konusu olamayacağı üzerine arama çalışmalarına son verildiğini duyuyorlar. eksi derecede soğuk bir ortamda on hafta boyunca hayatta kalmaya çalışırlarken korkunç kararlar almak zorunda kalıyorlar. bunlardan biri var ki spoiler vermemek adına bahsetmiyorum. gençlerden üçü bu büyük tradejinin yıpratıcı etkisinden uzaklaşmak için ölümü göze alarak yardım bulmak amacıyla yola çıkıyorlar. bu sıra dışı hikaye bahsettiğim gibi gerçek bir olayı anlatıyor, izlemediyseniz mutlaka izleyin.

    (cast away) yeni hayat filmi listede önereceğim ikinci film. dünyaca ünlü kargo şirketi fedex’te sistem analizi uzmanı olan chuck noland, şirketin ilgili teknik sorunlarını çözmek için dünyanın her köşesine seyahatler yapıyor. işi çok yoğun olduğu için uzun süreli ilişkisini evliliğe taşımaya fırsat bulamayan noland, noel gecesi esnasında aldığı bir telefonda sistemle ilgili problemi çözümlemek için malezya'ya gitmesi gerektiğini öğreniyor. yola çıkan noland güney pasifik'te uçtuğu sırada uçak bilinmeyen bir sebeple düşüyor. bilincini kaybeden noland uyandığında kendini ıssız bir adada tek başına buluyor. ve olaylar gelişiyor. modern dünyanın getirdiği olanaklara alışkın olan bu adamın ıssız bir adada hayatta kalmaya çalışması, kurtarılmayı beklemesi, tom hanks'in müthiş oyunculuğuyla sizleri bekliyor.
    üçüncü önereceğim film yine gerçek bir olaydan beyaz perdeye taşındı.

    özgürlük yolu (ınto the wild). tüm hayatını özgürlük üzerine kuran christopher, üniversiteden mezun olduktan sonra hayatını vahşi doğada hiç bilmediği yerlerde sürdürmeye karar veriyor. bu uzun yolculukta christopher yeni insanlarla tanışıyor ve farklı hikayelerden besleniyor. hayatın gerçekleriyle yüzleşen christopher ihtiyacı olan şeyleri tamamlayıp özgürlük yolunda amacına ilerliyor. peki ya sonra? birçok şeyi sorgulayacağınız, izlerken kapılacağınız, müzikleriyle sizi daha da etkileyecek muhteşem bir film into the wild. odamda kocaman posteri olan tek filmdir ayrıca. ve de her şeyi herkesi bırakıp ortadan kaybolmak temasını en çarpıcı şekilde anlatan filmdir bana göre.

    dördüncü önereceğim film 127 saat. yine gerçek bir hikayenin film haline geldiği bir serüven. kimseye haber vermeden dağa tırmanmaya giden erin tırmanış esnasında dengesini kaybedip düşüyor ve kolunu kayaların arasına sıkıştırıyor. kurtuluşun imkansız göründüğü yerde bir umut yardım beklerken kimsenin ondan haberi yok ve kaderiyle baş başa. 5 gün boyunca büyük bir yaşam mücadelesi veren erın hayatın gerçeklerini kendi iç dünyasındaki sorunları düşünerek zaman geçirmeye çalışsa da bu durum bir zaman sonra psikolojik bir savaşa dönüşüyor. hayat bir film şeridi gibi önünden geçerken her saniye ölüme daha da yaklaşıyor.

    beşinci önerim yine favorilerimden biri olan kusursuz fırtına. film şöyle başlıyor '1991 sonbaharında, andrea gill adlı tekne gloucester - massachusets’ten demir aldı ve kuzey atlantik’teki balık avlamaya elverişli sulara doğru yelken açtı. yolculuğun başlamasından iki hafta sonra, tarihte daha önce hiç görülmemiş bir şey oldu...' bu giriş paragrafı, nasıl bir filmle karşı karşıya olduğumuzu açıklamaya yetiyor. yine gerçek bir olaydan hareketle çekilen kusursuz fırtına bizlere doğa ve insan arasındaki mücadeleyi harika şekilde aktarıyor. deniz, dalgalar, fırtına gibi unsurları seviyorsanız bu film sizi çok etkileyecek. ayrıca filmde kaptan billy tyne' rolünde george clooney yer alıyor. oldukça da başarılı.

    dersu uzala önereceğim altıncı film. bir kurosawa filmi. dersu uzala rus ordusuna mensup bir araştırmacının sibirya bölgesinde bir ormanda araştırma yaparken karşılaştığı bilge adam dersu uzala ile aralarında geçenleri anlatıyor. doğayla adeta bütünleşmiş biri olan dersu, bilgilerini rus kaşif vladimir arsenyev’le paylaşıyor. 1902-1910 yılları arasında sibirya bölgesinde geçen filmde; dersu uzaladan hayatın anlamı ve hayatta kalmak gibi konularda alınan önemli dersler aktarılıyor. sovyet-japon ortak yapımı film oldukça başarılı.

    yedinci önereceğim film ise orman (jungle). filmde hepimizin harry potter olarak tanıdığı daniel radcliffe başrolde yer alırken, filmin son yıllarda izlediğim en iyi hayatta kalma filmlerinden olduğunu aktarmak isterim. filmin konusuysa şöyle, bolivya ormanlarında gezintiye çıkan bir grup arkadaşın dolandırıcı, sahtekar bir rehber yüzünden ormanda kaybolmasıyla olaylar gelişiyor. ekibin başına birçok felaket gelirken, grup korkunç bir ölüm kalım savaşının içine düşüyor. sizlere de soluksuz izlemek düşüyor.

    ben efsaneyim önereceğim sekizinci film. bu film bu listede olmazsa olmazdı. francis lawrence’ın yönettiği bu etkileyici filmin başrolünde tokatçı will smith var. filmin konusuysa şöyle, insanlığın sonunu getiren bir virüsün tüm dünyaya yayılmasıyla büyük bir kaos oluşuyor. bu kaotik ortamda hayatta kalmaya çalışan robert neville ise dünyayı kurtarmaya çalışıyor. bir bilim adamı olan robert neville bu felakette ailesini kaybetmiş ve harap olmuş olmasına rağmen insanlık için hayatta kalmaya başarmış ve bizlerde onun bu virüsü yok etmeye çalışmasını izliyoruz.

    dokuzuncu önereceğim film di caprioya ilk oscarını getiren (the revenant) diriliş. filmin konusu şöyle, kürk için avcılık yapan bir grubun deneyimli üyesi olan hugh glass ayı saldırısı sonrasında hızlı ilerleyemiyor ve tehlikeli bölgede yavaşlamak istemeyen arkadaşlarının onu ölüme terk etmesiyle bir ölüm kalım savaşı veriyor. terk eden kişi de tom hardy filmdeki adıyla john fitzgerald. hayatta kalma ile ilgili birçok deneyime sahip olan glass intikam alabilmek için hayata 4 elle sarılıyor ve bir şekilde yaşamaya çalışıyor. muhteşem bir macera. oldukça güzel bir filmdi.

    marslı listede önereceğim 10. film. ünlü yönetmen ridley scott’un şimdiye kadar ortaya koyduğu en iyi filmlerden biri olan marslı’nın başrolünde ise matt damon yer alıyor. filmin konusu şöyle, mars gezegenindeki uzay üssüne giden bir grup astronot dönerken yakalandıkları kum fırtınası sebebiyle öldü zannedilen arkadaşları mark watney’i geride bırakarak gezegenden ayrılıyorlar ve olaylar gelişiyor. watney saatler sonra uyandığında hayatta olduğuna sevinse de evi binlerce kilometre uzakta olunca çaresiz çözümler bulmaya çalışıyor. marsın doğal şartlarında kendi hayatını sürdürebilmek için birtakım çalışmalar yapan mark dünya ile de iletişim kurmaya çalışıyor. hayatta kalma temasını sıra dışı bir şekilde işleyen oldukça güzel bir film.

    11. önerim yine favorilerimden biri olan sineklerin tanrısı (lord of the flies). mükemmel bir dram filmi olan sineklerin tanrısı, izleyenlerin çoğunun gözyaşlarını tutamayacağı ve uzun süre etkisinden kurtulamayacağı bir film. bu harika filmin konusuysa şöyle. uçak kazası sonucu ıssız bir adada yapayalnız kalan küçücük çocukların hayatta kalmak için yaptıkları mücadeleyi izliyorsunuz. talihsiz bir şekilde uçaktaki yetişkinlerin hayatını kaybettiği kazadan sağ kurtulan çocuklar kendi başlarına hayatlarını kurtarmaya çalışıyorlar. ancak çocuklar kendi aralarında çatışıyor ve bir grup barınacak yer yapmaya çalışırken diğer grup etrafa saldırmanın peşinde olup acımasız bir topluluğa dönüşüyorlar. yavaş yavaş birbirlerine zarar veren çocuklar bir hiçliğin ortasında korkunç bir mücadelenin içine düşüyorlar.

    12. önerim yine oldukça çarpıcı bir film. ölüm oyunu. japon sinemasının çarpıcı örneklerinden olan filmin yönetmeni kinji fukasaku. filmin konusu şöyle günümüzden uzak bir gelecekte, japon hükumeti çığırından çıkmakta olan japon gençlerine gözdağı vermek ve şiddet olaylarını azaltmak için çılgın bir plan yapıyor. bu plana göre her yanından işsizlik, karamsarlık ve şiddet akan bu ülke gençliği bu plan sonrasında dersini alacak, her şey düzelecek. plan doğrultusunda şiddete meyilli 42 japon öğrenci zorla bir adaya gönderiliyor. bu adada hayatta kalabilmek için gençler birbirini öldürmek zorunda kalıyorlar. sonrası kaos, şiddet ve türünde muhteşem bir film. ayrıca quentin tarantino'nun favori filmlerinden biridir.

    13. sıradaki önerim ise (gravity) yerçekimi. başrollerinde sandra bullock ve george clooney rol aldığı filmin yönetmen koltuğunda ünlü yönetmen alfonso cuaron var. filmin konusunda emekli olmak üzere olan astronot matt kowalsky ve ilk defa uzaya çıkan dr. ryan stone’nun uzayda keşif yürüyüşü yaptıkları sırada geminin parçalanmasıyla uzay boşluğunda kalmaları işleniyor. hayatta kalmak için çabalayan ikili, oldukça duygusal ve dramatik sahnelerdeki başarılı oyunculuklarıyla filmi izlerken bizleri oldukça duygulandırıyor.

    14. sırada yine gerçek bir hikaye olan kaptan philips var. 2009 senesinin nisan ayında yola çıkan mv maersk alabama isimli amerikan kargo gemisi, somali'nin doğu kıyılarında korsanlar tarafından saldırıya uğruyor. bu durum amerikalıların yaklaşık 200 yüzyıldır başına gelmeyen türden bir korsan saldırısı. geminin dümenindeki deneyimli kaptan richard phillips, tayfasını kurtarabilmek için kendini rehine olarak feda ediyor. korsan grubuyla, özellikle de liderleri muse ile psikolojik bir savaşın içerisinde yer aldığı bu süreç, kendisini kurtarmaya çalışan bir kurtarma ekibinin de eşzamanlı çabasıyla oldukça yüksek tansiyonlu anlara ev sahipliği yapıyor. oldukça güzel bir filmdi. ve başrolde yine tom hanks var onu da eklemiş olayım.

    15. sırada (the grey) gri kurt var. alaska’da petrol sondajında çalışmak üzere yola çıkan bir grubun geçirdiği uçak kazası sonrasında son derece soğuk ve ıssız bir yerde gözlerini açmalarıyla başlayan hikaye, ekiptekilerin hem yaralanmasıyla hem de vahşi hayvanlardan dolayı bir hayli tehlikede olan serüveniyle devam ediyor. grubun lideri olan ottway ekibini kurtlardan korumaya çalışıyor ve aynı zamanda buradan kurtulmanın yolunu bulmaya çalışıyor. oldukça sürükleyici güzel bir filmdi.

    sona doğru (all ıs lost) önereceğim 16. film olacak. hint okyanusunda tek başına yatıyla gezintiye çıkan bir adamın geçirdiği deniz kazası sonrasında bilinç kaybı yaşaması ve uyandığında ise bir hiçliğin ortasında hayatta kalmaya çalışması bu filmin konusunu oluşturuyor. geçirdiği kazayı yavaş yavaş hatırlamaya başlayan denizci telsiz ve navigasyon gibi yön bulabileceği aygıtları da kaybetmiş durumda olduğu için hayli zor durumda kalıyor. hiçbir donanımı olmadan okyanusun ortasından kurtulmaya çalışan adamın yiyecek ve içecekleri de tükenmek üzere ve bizlerde onunla bu savaşın içinde yerimizi alıyoruz. hayatta kalma temasını derinlemesine işleyen güzel bir filmdi.

    17. sırada yine çok beğendiğim filmlerden olan apollo 13 var. apollo 13 isimli uzay aracı ile ay’a gitmeye çalışan nasa astronotları, daha yolun yarısında yaşadıkları büyük bir sıkıntıyla hayata olan bütün inançlarını bir an kaybediyorlar. uzay aracının oksijen tüpünde yaşanan patlama astronotların ne aya ne de dünyaya gidebilmesini neredeyse imkansız kılıyor. bu imkansızlık içerisinde nasa’nın yardımını bekleyen astronotlar büyük bir yaşam mücadelesi veriyorlar. ve hayatta kalma temalı mı film mi tabi ki başrolünde yer alacağım diyen usta oyuncu tom hanks bu filmde de karşımızda. filmin yönetmenliğini ise ron howard üstleniyor.

    18. sırada ise pi’nin yaşamı var. ünlü yönetmen ang lee’nin dünya sinemasına kazandırdığı başarılı filmler arasında yer alan life of pi, hindistan’dan kanada’ya giden bir geminin batması sonucu 16 yaşında bir çocuk ve birkaç hayvanın okyanusun ortasında küçük bir filikada verdikleri yaşam mücadelesini anlatıyor. 16 yaşında pi adındaki hintli çocuk batan gemiden kurtulan tek insan olurken bindiği filikada ise bir sırtlan, kırık bacaklı bir zebra, bir orangutan ve bir bengal kaplanı var. besin zincirinin uçları olan bu hayvanlar birbirlerine zarar vermeden pi’nin önderliğinde yeniden hayata kavuşmak için sıra dışı bir yolculuk yapıyorlar ve bizleri hem müthiş bir serüven hem de görsel bir şölen bekliyor.

    19. sırada yarından sonra filmi var. iklim bilim uzmanı olan jack hall, antarktika’da büyük bir buzulun koptuğunu keşfediyor. ancak henüz fark etmediği şey ise bu olayın, dünya popülâsyonunu etkileyecek bir doğal afetin tetikleyicisi oluşu. son üç haftadır aralıksız yağmurlar yağmakta ve tüm dünyada bir dizi iklimle ilişkili felaketler meydana gelmeye başlamış. herkes dünyanın yeni bir buzul çağına girmekte olduğunu fark ettiğinde insanlar, mümkün mertebe yaşadıkları alanları terk ederek güneye doğru daha sıcak iklim şartlarının olduğu bölgelere toplanmaya başlıyorlar. jack, new york’ta mahsur kalan ve donma tehdidi altındaki oğlu ve arkadaşlarını kurtarmak için kendi canını ortaya koymaya hazır. peki neler oluyor? bu görsel şöleni mutlaka izleyin. filmde shamelesstan fiona karakteri olarak tanıdığumuz emmy rossum ve başrolde jake gyllenhaal var. ayrıca filmin soundtracki de enfesti.

    20. sırada az bilinen oldukça güzel bir film önereceğim. ihanet (the edge). başrolde çok sevdiğim efsane oyuncu anthony hopkins ve alec baldwin yer alıyor. milyarder iş adamı charles morse fotoğraf sanatına ilgi duyuyor. yanına genç ve güzel karısı mickey’i, profesyonel bir fotoğrafçı ve bu fotoğrafçının asistanını da alarak ufak çaplı bir kuzey amerika yolculuğuna çıkıyor. charles'ın özel uçağıyla çıktıkları bu yolculuk talihsiz bir olayla yön değiştiriyor. bir kuş vakası nedeniyle arızalanan uçak düşüyor, charles ve fotoğrafçı robert kurtuluyorlar. ancak sonrasında aralarında yaşanan güç kavgaları ve ego savaşları, vahşi doğada yaşamak için birbirlerine muhtaç olan bu adamları gittikçe insanlıklarından uzaklaştırıyor. charles ve robert’ın eşsiz mücadelesi bu müthiş iki aktörün harika performansıyla üst seviyeye çıkıyor. muhteşem bir film.

    fırsat buldukça youtube kanalım için dizi ve film önerileri hazırlarken, arada dizi kulübü başlığımıza da katkı verdiğim, dönem dönem bu kısma da katkıda bulunacağım başlıktır. herkese iyi seyirler dilediğim kulüptür.
  • 2173
    (bkz: 10 things i hate about you)

    çok sevdiğim genç yaşta kaybedilmiş oyuncu heathcliff andrew ledger nam-ı diğer heath ledger'ın bence çok yakıştığı julia stiles'la başrolünü paylaştığı amerikan gençlik filmi.

    baştan aşağı eğlenceli bir film. shakespeare'in "hırçın kız" eserinin uyarlaması. konusu klasik liseli hırçın bir kızı iddia karşılığında kendisine aşık etmeye çalışan sonradan kıza kendi de aşık olan cool bad boy çocuk hikayesi. yalnız çok güzel klişe yapmışlar.

    bi kere julia stiles hakkaten çok güzel bu filmde, heath ledger ise bildiğimiz gibi. güneş gibi parlıyor eleman. o dönemki tipini görünce çok şaşıracağınızı düşündüğüm dönemin sıskası joseph gordon levitt de loser rolünde filmde yer alıyor. ne tesadüftür ki heath ledger, the dark knight'taki muhteşem performansı sonrası hayatını kaybedince nolan, gordon levitt'i serinin devam filmi the dark knight rises'a dahil etmişti.

    çok sıcak, eğlenceli ve akıcı bir film. ayrıca bu tür bir filmden beklenmeyecek derecede iyi oyunculuklar var. heath ledger'ın mimik ve fizik oyunculuğu çok başarılı, hele hele julia'ya serenat yaptığı meşhur stadyum sahnesindeki dansı, 8-9 sene önceden nasıl bir joker olacağının spoilerı gibi.

    julia stiles da oldukça başarılı bir performans göstermiş, filmin adını da aldığı 10 things i hate about you şiirini okuduğu sahnede çok beğendim özellikle kendisini. ayrıca tekrar söyleyeceğim, bu filmde gerçekten çok güzel kendisi, hatta genç yaşta böyle bir rolde oynadıktan sonra kariyerinin devamı "beklemen patlamayı yapamamış" olarak değerlendirilebilir.

    her şeyden önce filmde hepimizin özlediği lise yıllarının masumiyeti var, beni kendi lise yıllarıma götürdü. lise aşklarının saflığını hatırlattı, hüzünlü hüzünlü gülümsetti. hakikaten içinde paranın, dış etkenlerin, üçüncü şahısların karışmadığı masumane lise aşklarının yeri bir başkaymış. film de esasında onlardan birini anlatıyor. ama dediğim gibi, başarılı bir klişe olmuş.

    heath'in can't take my eyes off you performansına değinip yazıyı bitiriyorum. çok güzel bir performans, sesi beklediğimden çok daha güzel oluyormuş şarkı söylerken. bandosuyla, julia'sıyla, arkadaki futbol antrenmanı yapan takımıyla, güvenliklerle yaşanan kovalamacayla on numara sahne. arada youtube'dan açıp açıp izlerim, hem güler hem de hüzünlenirim. keşke bu kadar erken aramızdan ayrılmasaydın be heath, oscar'dan kolye yapacak adamdın gerçekten.
App Store'dan indirin Google Play'den alın