son derece kötü şartlarda girdiği 2005-2006 sezonunu, rüya gibi bir finalle noktalamış teknik direktör.
galatasaray'daki teknik direktörlük kariyerine, "mevcut kadrodan kimsenin ayrılmasını istemiyorum" diyerek başlamıştı. fakat burası galatasaray'dı. öyle her şey istediği gibi olmayacaktı. önce, takımın yıldızı
frank ribery'nin kaçtığı haberini aldı, sonrasında yine kalmalarını istediği
flavio conçeicao ve
hakan yakın'ın ayrıldığını öğrendi. istanbul'a gelir gelmez birlikte yemek yediği
bülent korkmaz'ın da sözleşmesi uzatılmamıştı. ribery dışındaki isimler düşüşteki isimlerdi ama onlar da gidince kadro dümdüz kaldı. yine de, spor yorumcularının ortaya attığı "gerets'in takımları birkaç hafta sonra inişe geçiyor" analizlerine aldırış etmeden yolumuza doludizgin devam ediyorduk. ta ki
tromsö il faciasına kadar. norveç takımı'na elenince hepimiz korkmuştuk ama neyse ki korktuğumuz başımıza gelmedi.
diğer taraftan da kadroda bir gençleştirme operasyonu söz konusuydu.
fatih terim ve
gheorghe hagi'den sonra, tıpkı onlar gibi altyapıya önem veren bir başka teknik direktör olan gerets'le
mehmet güven,
aydın yılmaz,
ferhat öztorun,
uğur uçar gibi gençlerimiz takım içerisine yerleştirilmişti. hepimiz bu durumdan çok memnunduk ama bu durumun farklı boyutları olduğunu da biliyorduk. rakibin kadrosu daha dengeli ve daha güçlü bir kadroydu. onlar appiah ve aurellio'dan oluşan sağlam bir orta sahaya sahipken, biz afrika kupası'na giden saidou'nun yerini mehmet güven'le mi yoksa volkan arslan'la mı doldurabiliriz diye düşünüyorduk ama hakkını verelim, forvet rotasyonumuz mükemmeldi.
yukarıda saydığım problemlere maddi sıkıntılarımız, futbolcuların ödenmeyen alacakları vs eklense de gerets hiçbir zaman bahane üretmeden kendi takımını kurdu, kendi oyununu oynattı ve rekor puanla şampiyon olduk. hem de muhteşem bir bitişle.
her şey için teşekkürler hocam. bir gün arena'da seni tekrar görebilmek dileğiyle.