• 40582
    bugün günlerden galatasaray…
    ve yarın da galatasaray olacak.

    bu sevginin mantığı yok. sebebi yok. planlanmış bir tarafı da yok. bir anda içine düşüyorsun. kimi zaman bir maçta, kimi zaman bir golde, kimi zaman da hiçbir şey yokken… sadece hissediyorsun.

    galatasaray’ı sevmek biraz da şunu kabul etmektir:
    her şeyin mükemmel olmayacağını bile bile bağlanmak.

    fatih terim’in üçüncü gelişi…
    o dönem de hatırlıyoruz; ortada kusursuz bir kadro yoktu. hatta çoğu kişi umutsuzdu. ama bir şey vardı: yeniden başlama cesareti. bir ruh inşa edildi.

    yıllar sonra okan buruk geldiğinde de manzara çok farklı değildi. yine kötü geçen bir sezon, yine soru işaretleri… ama bu kez de başka bir şey kuruldu. parça parça, adım adım.

    bu takım bir anda oluşmadı.
    kerem aktürkoğlu gibi çıkış yapanlar,
    sacha boey gibi gelişenler,
    abdülkerim bardakcı gibi güven verenler,
    lucas torreira gibi denge kuranlar,
    dries mertens gibi akıl koyanlar
    ve mauro ıcardi gibi fark yaratanlar…

    hepsi bir sistemin içinde anlam kazandı.

    ama mesele sadece kadro değil.
    asıl mesele şu:

    galatasaray bazen her şeyi doğru yapabilecek güçteyken, o gücü her maça aynı şekilde yansıtamıyor.
    işte kırılma noktası tam olarak burada başlıyor.

    aynı azim, aynı disiplin, aynı ciddiyet…
    bunlar süreklilik ister. ve galatasaray’ın en büyük sorunu da bu:

    “neden her maç aynı karakterle oynayamıyoruz?”

    bu sorunun cevabı sadece sahada değil.
    biraz teknik direktörde, biraz oyuncuda, biraz da bu kulübün doğasında var.

    çünkü galatasaray sadece bir takım değil, bir duygu.
    ve duygular her zaman dengeli değildir.

    belki de bu yüzden bu kadar bağlıyız.
    çünkü kusurlu. çünkü inişli çıkışlı. çünkü gerçek.

    bugün günlerden galatasaray…
    yarın da öyle olacak.

    ve biz, her şeye rağmen, aynı yerden sevmeye devam edeceğiz.
App Store'dan indirin Google Play'den alın