315
bu sezon boyunca düzgün futbol oynayamamamızın temel sebebi orta sahayı boşaltmamız. galatasaray’ın iyi oynadığı maçlara baktığında, sallai bekteyken yunus’un kanattan içe kat edip merkeze yaklaştığını görüyorsun. o zaman orta saha iki kişiye kalmıyor, alan dengeleniyor ve takım nefes alıyor. futbol da ancak o zaman ortaya çıkıyor.
aklıma şu soru geliyor: okan buruk’un geçen sezon kadıköy’de yaptığı, orta sahada +1’i bulmak adına yunus’u sol kanada ekleme hamlesi bilinçli bir tercih miydi, yoksa anlık bir çözüm müydü? bu sezon gördüğümüz tabloya bakınca ister istemez sorguluyorsun. acaba konsantrasyon eksikliği mi var, yoksa bazı maçları önceliklendirip oyuncuları dinlendirme çabası taktik disiplinin önüne mi geçti? belki de hepsinin bir karışımı.
ama ne olursa olsun, bu sezonun bir an önce bitmesini isteyen bir ruh haline soktu bu takım. oynanan futbol kötü, izlemek keyif vermiyor. modern futbolun gerektirdiği taktiksel disiplin ve oyun aklı bizde yok. bu sezon bana gerçekten zevk veren, “iyi oynadık” dediğim belki beş maç var; onların da dördü şampiyonlar ligi’nde. geri kalan maçların çoğu adeta eziyetti.
bunun temelinde de kötü kadro planlaması yatıyor. iki sezonda toplam 50 gole katkı veren mertens’in yerini doldurmak bir yana, alternatifini bile yaratamadık. kanattan içe kat ederek orta sahayı rahatlatan yunus’un rolünü doğru kullanmak yerine, oraya sané transfer edildi. yunus ise bu kez gidip mertens’in boşluğunu doldurmaya zorlandı. sonuç: hem yunus’tan verim alamadık hem takımın dengesi bozuldu.
burada “sané gelmeseydi daha iyi olurduk” demiyorum. mesele isimler değil, profiller. biz hâlâ isim üzerinden takım kurmaya çalışıyoruz. oysa sahadaki oyunu belirleyen şey oyuncu profilleridir. modern bir 10 numaraya ihtiyacın varken gidip sağ beke 30 milyon euro veriyorsun. üstelik sonra o oyuncuyu sağ bekte kullanamayacağına karar veriyorsun — ki bence de doğru karar.
eğer 4-2-3-1 oynayacaksan, bu sistemin bazı zorunlulukları var. beklerden en az biri ve kanatlardan en az biri orta saha karakterli olmak zorunda. aksi halde orta sahada devasa bir alan iki oyuncuya kalır. 10 numara sürekli geri gelirse, hücumda etkisini kaybeder. bu yüzden ya bekten ya kanattan destek almak şart.
ama sen ne yapıyorsun? çizgiye basan iki kanat (sané ve barış), atletizmi yüksek ama oyun kurma becerisi sınırlı iki bek (jacobs/eren ve boey/singo) ile sahaya çıkıyorsun. böyle bir yapıyla akıcı futbol oynaman mümkün değil. ancak daha zayıf kaldığın, “underdog” olduğun maçlarda, yoğun eforla ayakta kalabilirsin. o da iyi oyundan değil, mücadeleden gelir.
bu kadar sorunun olduğu bir sezonda, tek bir maçtan çok şey çıkarmak zaten zor. bu biraz da sezonun birikimi. açıkçası bıkkınlık veren bir noktaya geldi. hatta elendiğimiz için üzülmek yerine rahatladım. trabzonspor ve beşiktaş gibi seni ciddiye alacak, fiziksel ve kadro kalitesi olarak daha güçlü takımlarla oynayıp daha fazla zorlanmak istemezdim. üstelik bu tablo lig performansını da aşağı çekecekti.
sonuç olarak, iki kulvarı kaldırabilecek bir takım değiliz. kağıt üzerinde 300 milyon euroluk kadro var ama sahada acı çeken bir takım izliyoruz. bu çelişki insanı yoruyor. elenmiş olmaktan memnun değilim belki ama sahadaki görüntüyü izlemekten çok daha mutsuzum. bu yüzden bu sezonun bir an önce şampiyonluk ile bitmesini arzuluyorum.
aklıma şu soru geliyor: okan buruk’un geçen sezon kadıköy’de yaptığı, orta sahada +1’i bulmak adına yunus’u sol kanada ekleme hamlesi bilinçli bir tercih miydi, yoksa anlık bir çözüm müydü? bu sezon gördüğümüz tabloya bakınca ister istemez sorguluyorsun. acaba konsantrasyon eksikliği mi var, yoksa bazı maçları önceliklendirip oyuncuları dinlendirme çabası taktik disiplinin önüne mi geçti? belki de hepsinin bir karışımı.
ama ne olursa olsun, bu sezonun bir an önce bitmesini isteyen bir ruh haline soktu bu takım. oynanan futbol kötü, izlemek keyif vermiyor. modern futbolun gerektirdiği taktiksel disiplin ve oyun aklı bizde yok. bu sezon bana gerçekten zevk veren, “iyi oynadık” dediğim belki beş maç var; onların da dördü şampiyonlar ligi’nde. geri kalan maçların çoğu adeta eziyetti.
bunun temelinde de kötü kadro planlaması yatıyor. iki sezonda toplam 50 gole katkı veren mertens’in yerini doldurmak bir yana, alternatifini bile yaratamadık. kanattan içe kat ederek orta sahayı rahatlatan yunus’un rolünü doğru kullanmak yerine, oraya sané transfer edildi. yunus ise bu kez gidip mertens’in boşluğunu doldurmaya zorlandı. sonuç: hem yunus’tan verim alamadık hem takımın dengesi bozuldu.
burada “sané gelmeseydi daha iyi olurduk” demiyorum. mesele isimler değil, profiller. biz hâlâ isim üzerinden takım kurmaya çalışıyoruz. oysa sahadaki oyunu belirleyen şey oyuncu profilleridir. modern bir 10 numaraya ihtiyacın varken gidip sağ beke 30 milyon euro veriyorsun. üstelik sonra o oyuncuyu sağ bekte kullanamayacağına karar veriyorsun — ki bence de doğru karar.
eğer 4-2-3-1 oynayacaksan, bu sistemin bazı zorunlulukları var. beklerden en az biri ve kanatlardan en az biri orta saha karakterli olmak zorunda. aksi halde orta sahada devasa bir alan iki oyuncuya kalır. 10 numara sürekli geri gelirse, hücumda etkisini kaybeder. bu yüzden ya bekten ya kanattan destek almak şart.
ama sen ne yapıyorsun? çizgiye basan iki kanat (sané ve barış), atletizmi yüksek ama oyun kurma becerisi sınırlı iki bek (jacobs/eren ve boey/singo) ile sahaya çıkıyorsun. böyle bir yapıyla akıcı futbol oynaman mümkün değil. ancak daha zayıf kaldığın, “underdog” olduğun maçlarda, yoğun eforla ayakta kalabilirsin. o da iyi oyundan değil, mücadeleden gelir.
bu kadar sorunun olduğu bir sezonda, tek bir maçtan çok şey çıkarmak zaten zor. bu biraz da sezonun birikimi. açıkçası bıkkınlık veren bir noktaya geldi. hatta elendiğimiz için üzülmek yerine rahatladım. trabzonspor ve beşiktaş gibi seni ciddiye alacak, fiziksel ve kadro kalitesi olarak daha güçlü takımlarla oynayıp daha fazla zorlanmak istemezdim. üstelik bu tablo lig performansını da aşağı çekecekti.
sonuç olarak, iki kulvarı kaldırabilecek bir takım değiliz. kağıt üzerinde 300 milyon euroluk kadro var ama sahada acı çeken bir takım izliyoruz. bu çelişki insanı yoruyor. elenmiş olmaktan memnun değilim belki ama sahadaki görüntüyü izlemekten çok daha mutsuzum. bu yüzden bu sezonun bir an önce şampiyonluk ile bitmesini arzuluyorum.

