• 226
    "fırsat kovalama" sevdası adı altında plansızlığın ana plan haline geldiği, galatasaray'a bol bol vakit ve para kaybettiren baş ağrıtan politikadır.

    osimhen'in 5-10 yılda bir denk gelecek bir düşeş şeklinde (o da avrupa'da transfer kapalı olduğu için) galatasaray'a gelmesi sonrasında "aslında transferde acele etmeyip beklersek dünya yıldızları gelebiliyor" diye ne hikmetse dünyada hiçbir takımın aklına gelmeyen ama bizi çok etkileyen bir politika türettik. bu kafayla geçen yaz "donnaruma bize düşecek oğluuum" diye heyecanlanıp haziran ayında yarı fiyatına alabileceğin uğurcan'ı son gün apar topar almak zorunda kaldın. ya acaba pavlovic bize düşer mi diye son güne kadar bekleyip cuesta'lara kaldın. şimdi de fabian ruiz psg ile sözleşme sorunu yaşıyormuş, martinelli şöyleymiş, hakan çalhanoğlu böyleymiş diye diye %1 civarında gerçekleşme ihtimali olan şeylerle vakit kaybediyoruz. şu abuk işe bu kadar vakit harcayacağımıza avrupalı aklı selim kulüplerin yaptığı gibi bütün yıl takip ettiğin, sistemine uygun profiller peşinde koşsan, transfer işini erkenden bitirsen ve oyuncuları erkenden takıma adapte etsen bu her sene aynı dönemlerde yaşanan krizleri yaşamayacaksın.

    bu politikanın baş sorumlularından biri olan okan hocamız da transfer süreçlerinin içerisinde aktif olmayı oldukça sevdiğinden transfer dönemlerinin açık olduğu dönemlerde performansı ve konsantrasyonu dibe vuruyor. dikkat edersek galatasaray'ın her sene en kötü olduğu ve kriz yaşadığı dönem ağustos ve ocak ayları olurken, en iyi olduğu dönem de ekim-kasım, nisan-mayıs ayları, yani transfer döneminden en uzak aylar oluyor. eskiden bunu fiziksel gerekçelere bağlıyordum ama gün geçtikçe sebebin başka olduğuna ikna olmuş durumdayım.

    rakiplerine oranla en oturmuş ve birbirine uyum sağlamış kadro ve düzen bizde. okan hoca üst düzey bir pres hocası. futbolu da fiziksel olarak oldukça talepkar, iki yönlü sürekli oynayabilen fiziksel dayanıklılığı yüksek, sertlikten korkmayan tüm futbolcular galatasaray'da parlarken, bunun tersi özelliklere sahip tüm oyuncular patlıyor. zamanında fındık fıstık parasına aldığın boey ve barış alper'i galatasaray tarihinin en pahalı asetleri haline getiren de okan hoca. keşke bu kadar süperstar sevdalılığı yapmak yerine şu oyuna uygun oyuncu tespitindeki sorunumuz neyse onu çözüp gerçek bir avrupa kulübü gibi yönetilmeye başlasak. hoca da sadece saha içiyle ilgilense. işte o zaman gerçek sürdürülebilir başarı ve mali yapı kurulur ve avrupa'da başarı kendiliğinden gelir. ama biz işleri profesyonelce yapmak varken ahbap çavuş ilişkileriyle, liyakatsiz ve ciddiyetsiz bir şekilde yürütmeyi seçiyoruz. buna rağmen de çok başarılı bir kulübüz. ama galatasaraylıların derdi bu kulübün neredeyse hiçbir zaman gerçek potansiyeline ulaşacak şekilde yönetilmediğinin farkında olması maalesef.
App Store'dan indirin Google Play'den alın