10900
yaşadığımız şeyin adı “futbol kültürü” falan değil, dümdüz corporate greed.
taraftar dediğin, kulübün gerçek sponsorudur. kombine alıyor, binlerce liraya forma alıyor, deplasmana gidiyor, yayın paketine para gömüyor. yani bir insanın aidiyet duygusu üzerinden gönüllü olarak yaptığı her harcama, kulübün kasasına sadakat vergisi gibi akıyor. normalde bunun karşılığında beklediğin şey çok basittir: saygı.
en azından insanca muamele beklersin.
ama yağmur yağıyor, tribündesin, ıslanıyorsun ve yönetimin çözümü 30 liralık poşet oluyor! yağmurluk değil, poşet!
bu, unutulmuş bir detay değil, düpedüz kirli bir zihniyettir.
geliri premium al, maliyeti minimuma indir. aradaki fark = kâr. taraftarı da müşteri değil, yakalanmış hedef kitle gibi gör.
corporate greed şunu der: bir yanda forma, özel koleksiyon, maç günü ürünü, vıp deneyim diye pazarlanan pahalı aidiyet ürünleri; öbür yanda stadyumda yağmurdan korunmak için verilen en ucuz, en vasat, en berbat çözüm yani marka imajını satarken lüks takılır ama iş hizmete gelince ucuzluk...
bu durumun futboldaki karşılığı da taraftarın sadakatini kullanarak gelir potansiyelini hesaplamasıdır. yani kısaca şöyle diyor:
satın al,
destek ol,
birlik ol,
ama sıra kulübün taraftara destek olmasına gelince de "al sana poşet!"
bu sadece galatasaray taraftarına özel bir durum değil ama süper kupa finali galatasaray taraftarına verilen yağmurluktan sonra sömürü hiç bu kadar alenen yapılmamıştı.
umarım bu durum taraftarın kabullenme değil, isyan etme noktası olur.
türkiye'nin en büyük kulübünün en büyük destekçilerine de bu yakışır.
taraftar dediğin, kulübün gerçek sponsorudur. kombine alıyor, binlerce liraya forma alıyor, deplasmana gidiyor, yayın paketine para gömüyor. yani bir insanın aidiyet duygusu üzerinden gönüllü olarak yaptığı her harcama, kulübün kasasına sadakat vergisi gibi akıyor. normalde bunun karşılığında beklediğin şey çok basittir: saygı.
en azından insanca muamele beklersin.
ama yağmur yağıyor, tribündesin, ıslanıyorsun ve yönetimin çözümü 30 liralık poşet oluyor! yağmurluk değil, poşet!
bu, unutulmuş bir detay değil, düpedüz kirli bir zihniyettir.
geliri premium al, maliyeti minimuma indir. aradaki fark = kâr. taraftarı da müşteri değil, yakalanmış hedef kitle gibi gör.
corporate greed şunu der: bir yanda forma, özel koleksiyon, maç günü ürünü, vıp deneyim diye pazarlanan pahalı aidiyet ürünleri; öbür yanda stadyumda yağmurdan korunmak için verilen en ucuz, en vasat, en berbat çözüm yani marka imajını satarken lüks takılır ama iş hizmete gelince ucuzluk...
bu durumun futboldaki karşılığı da taraftarın sadakatini kullanarak gelir potansiyelini hesaplamasıdır. yani kısaca şöyle diyor:
satın al,
destek ol,
birlik ol,
ama sıra kulübün taraftara destek olmasına gelince de "al sana poşet!"
bu sadece galatasaray taraftarına özel bir durum değil ama süper kupa finali galatasaray taraftarına verilen yağmurluktan sonra sömürü hiç bu kadar alenen yapılmamıştı.
umarım bu durum taraftarın kabullenme değil, isyan etme noktası olur.
türkiye'nin en büyük kulübünün en büyük destekçilerine de bu yakışır.

