sulu derbi sezonunun tezahüratı.
youtube, facebook ve dijital kameraların halka açıldığı dönemlere denk geldiği için yurt çapında ve dış temsilciliklerde epey tutulmuştur bu tezahürat.
şimdilerde instagram'da maç sabahı havaalanında, öğlenleri nevizade ya da vadi istanbul'da bir masada, maç saati de stadda stori atan adamlar/kadınlar o yıllarda sami yen sokak'ta ellerinde dicital kameralarla dolanırdı. 2 saatlik bir maç gününe koca bir sezonun aktivitesini sığdırmaya çalışır, yapılabilecek her atraksiyonu yapıp hepsini de kayıt altına almaya çalışır, maçın ertesi günü facebook'a albüm olarak yüklerdi.
videoyu çekip internete anında yükleyecek telefonlar o kadar da halka açılmamıştı o yıllarda.
herkesin ortak yarışı da "en holigan benim" diye bağırmaktı. hani biz de 17/17 iç saha yapmadık hiçbir zaman, hayatımızın kısıtlı bir döneminde okulu bitirme şansı her geçen gün azalan hastalardan
* biri olarak arada sırada denkleştirebilirsek sami yen'de olurduk.
bu gözler senede bir gün geldiği her halinden belli olup da sırf facebook'a en holigan benim cakası satabilmek için "bizim sokağımızda ne işin var" diye gariban kargocuya saldıranları da gördü, meşale yakmayı iki dakika önce ilk meşalesinde öğrenip ikinci meşalesinde "profil pikçır" pozu verenleri de, ortalığa içip sıçıp mahalleyi birbirine katıp sokak müdavimlerini mahalleli ve polisle karşı karşıya bırakanları da...
işte öyle zamanlardı. 2-3 takvim yılında bir kere fener yenebilirdik. tıpkı düzenli seks hayatı olmayan erkeklerin diline vurması gibi, biz de işte anca böyle lafla avunmaya çalışırdık.
gerçi hakkını da yemeyelim, o gece fena değildi...