• 89
    türkiye için konuşacaksak, en fazla iltifat gören iki spor dalında, futboldan sonra ikincisi.

    türkiye erkekler basketbol ligi, için konuşacak olursak, avrupa'nın belki de en elit yerel liginden ilk ikisinden biri, belki de en iyisi. türkiye erkekler basketbol ligi, rekabetin üst seviyede olduğu bir lig. ama sıkıntı şurada, memlekette her girişimde olduğu gibi, yatırım istanbul'a kaymaya meyilli. 2016/17 sezonu özelinde bakacak olursak, ligde, anadolu efes, beşiktaş sompo japan, büyükçekmece basket, darüşşafaka doğuş, fenerbahçe ülker, galatasaray odeabank, istanbul büyükşehir belediye takımları olmak üzere 7 istanbul takımı var. ligdeki 16 takımın 7'sinden bahsediyoruz. bunu marmara bölgesiyle genişletirsek bursa takımı tofaş'ı da ekleyebiliriz. 2016/17 sezonunda play-off oynayacak takımların, 5 tanesi istanbul ve 1 tanesi bursa takımı.

    yani, demek istediğim, memlekette spor marmara bölgesi özelinde istanbul tekelinde yapılıyor sanki. futboldaki istanbul hegamonyası zaten bilindik. ama şimdilik futbolu bir kenara koyuyorum. futboldaki sorunlar basketbola görece daha derin.

    açık konuşayım. bir giresunlu olarak, giresun'da basketbolun ne kadar sevildiğini söylemem gerek. önceden şehrin tam ortasında, meydan camii'nin yanında sokak basketbolu turnuvası olurdu. önceleri sadece belediye düzenlerdi, sonraları şehrin ilgisi ve isteğiyle valilikte yapar hale gelmişti. bakın, bu küçük şehirde, esnaf, takımlara sponsor olurdu. çok sevmekle birlikte belediye başkanı kerim aksu'ya, yani bizim kerim abimize, en çok kızdığım, o tek potayı kaldırmasıydı. giresun'da basketbol farklı şekilde yaşanırdı. liseler arası turnuvanın zevki çok başkaydı. zaten bu basketbol sevgisinin meyvelerini de son yıllarda aldı. iyi bir proje, yeteneğe özen göstererek, gençlere önem verildiğini göstererek onlara şans tanıyan bir takımdı. hâlâ öyle. yeşilgiresun belediye basketbol takımı, maçları full seyirciye oynar. hatta, o kadar kalabalık olur ki, zannediyor, aşırı seyirci sayısından ceza almışlığı bile vardır. o takım mücadelesini izlemek ayrı bir keyif. çünkü, sahada gencecik çocukların gelişimine ortak oluyordu. okben'in darüşşafaka'ya transferi kaçınılmazdı. buna hem üzüldük hem sevindik. üzüldük çünkü artık onu daha fazla izleme şansımız olmayacaktı. üzüldük, çünkü, darüşşafaka'da hak ettiği süreleri alamayacağından korkuyorduk. sevindik, çünkü, kendini gösteren bir oyuncu bir euroleague takımına transfer olmuştu.

    giresun'un basketbolunu uzattım. aslında, başarının gelmesi, biraz da istanbul dışında küçük bir kentte olmasının etkisi büyük. doğru bir yapılanma ve güven tabii ki. neden? çünkü, oyuncunun aklında, basketboldan başka bir şey olmuyor. yapabileceğiniz etkinlikler, aklınızı kurcalayacak gece hayatı vs pek bulunmuyor. yani, demek istediğim, türkiye oyuncu yetiştirmek istiyorsa, istanbul dışına çıkmalı. yatırımlar istanbul dışına doğru akmalı.

    burada, türkiye basketbol federasyonun atması gereken bazı adımlar var. işleyen bir sistem var. ve bu işleyen sistem, bizi avrupa'nın elit liglerinden biri haline de getirdi denilebilir. asıl konuşulması gereken, avrupa basketbolunu lig, turnuva, kulüp, milli fark etmez domine etmek için atılması gereken adımlar. yine sorun, sizi buraya kadar sistemi muhafaza etmek isteyebilirsiniz. bundan daha doğal bir şey yok.

    yatırımın istanbul dışına çıkmasından bahsediyorduk. ya da istanbul dışındaki takımların sporcularının istanbul'a gitmeye meyilli olmalarından. aslında burada rekabetçilikten bahsedilebilir. istanbul dışı takımların, play-off potasına girmek veya ligden düşmemek haricinde bir hedefleri yok. dolayısıyla, sporcu kişilikli kimseler de, kazanmak isterler, rekabet etmek isterler, sporun doğası budur. peki, bu sporcuları, istanbul'a kapağı atmak istemeleri dışında, nasıl bir hedef koyabilirsin? çünkü olay sadece para değil. yani herkes için değil. ama nereye kadar? bir yerden sonra hem para hem de rekabet istanbul'da olduğu görülüyor zaten.

    istanbul takımları da çok güçlü ve iyi takımlar. hem de bir değil iki değil, yedi tane. birinden kaçınsan bir diğeri, diğerinden kaçınsan bir diğeri...

    ne yapılabilir? yatırımı istanbul dışına çekebilmek için, anadolu takımlarını rekabetin içine sokabilmek için ne yapılabilir? ben bunu çok düşündüm. dediğim gibi, futbolda da bu sorun var. ama futbol da daha derin sorunlar var.

    ben nacizane türkiye basketbol liginin konferans usulü olmasından yanayım. istanbul/marmara ve anadolu olmak üzere. nba'deki sistem. hemen hemen aynısı. her takım birbiriyle maç yapar ama sonunda, yani normal sezon bittiğinde play-offlarda istanbul kendi içinde, anadolu kendi içinde ilerler ve sonunda istanbul şampiyonuyla anadolu şampiyonu, türkiye şampiyonluğu için yarışır.

    burada bazı problemler var elbette. birincisi, nba'deki gibi doğu ve batı takımları arasındaki gibi muhtemel güç dengesizliğinden dem vurulabilir. aynı olayın türkiye için de geçerli olabileceği düşünülebilir. ama biraz düşününce, spor sadece istanbul için mi var? ya türkiye'nin geri kalanı? anadolu'yu rekabetin içine sokmak için bu bir yöntemdir. istanbul takımları için haksızlık gibi görülebilir. bence hiç alakası yok. zaten tüm imkanlar önlerine koyulmuş. böylece istanbul'un rekabetinden kaçacak yatırımcılar çıkacaktır. belki yeni bir güç bile çıkabilir anadolu'dan. belli olmaz. gerçi, o zaman da, cavs'ın yaptığını yapabilecek takımlar da çıkabilir.

    bir diğer problem, bildiğiniz gibi nba'de ligden düşmek söz konusu değil. yani düşecek ve yükselecek takımların nasıl belirleneceğinde. yine yani, konferanslardaki takım sayılarını dengelemekte. ligden düşen takımların belirlenmesi kolay. her konferansın sonuncusu ligden düşer. asıl sorun, alt ligden üst lige yükselecek takımın nasıl belirleneceğinde. o zaman alt ligden çıkacak takımlar nasıl belirlenecek? illaki bir istanbul takımı her sene bir üst lige mi çıkacak? işte bu adaletsizliktir. burada, bölgeyi genişletmek veya alt ligden çıkanlara göre, bölge yakınlığı esasını kabul ederek, konferanslar arası geçiş olabilir. gerçi, çok yüzelsel bir cevap oldu. daha derinlemesine düşünmedim. düşünmek de istemiyorum açıkçası. burada düşlerimden bahsediyorum. anadolu'nun yükselişinden bahsediyorum.
  • 43
    iki senedir yakından ilgileniyorum. daha önce de boyum uzasın diye bir dönem oynamıştım. ama boy vermeyince, koy verdim :(

    izlemesi kesinlikle futbola göre daha keyifli. kar, kış, holigan dinlemiyor. zemin problemi yok. gelen adamlar daha nezih adamlar. al kız arkadaşını git.

    ama futbol öyle mi? kışın tribünde götün donuyor. yazın sıcaktan daralıyorsun. kız arkadaşınla gitsen, girmesi de çıkması da ayrı dert. çoğu zaman zeminler bozuk. yarrak gibi statlar, hizipçi hakemler, hakan balta :(

    geçen bayan basket maçımızda, burnundan pıt alma oyunu oynayan bir çift gördüm. bu rahatlığı yeri geliyor kendi evinde bulamıyorsun. var mı böyle bir spor :(

    yenilen takıma 1 puan verip, yenilgiyi onurlandırma saçmalığını çıkarırsak, özelilkle de şu sıralar basketbol>futbol arkadaşlar.

    moderatör oylamasında oylar captano'ya.
  • 28
    itiraf ediyorum ben basketboldan anlamıyorum. tamam özellikle nba maçlarını izlemesi zevkli ama konuyu bir türlü futboldaki gibi kavrayamıyorum. futbol kanıma o kadar çok işlemiş ki diğer spor dalları nedense ilgimi pek çekmiyor. kendime göre bir sıralama yapsam uzak ara futbol birinci, motor sporları ikinci olur herhalde. şimdilerde sözlükteki lakers celtics çekişmesini görünce "ulan bende bu çekişmenin içinde olmalıyım" diyorum ama konuya bir türlü hakim olamadığımdan ortada kuru fasulye gibi dolanıyorum. gerçi beni içine çeken cazibesi basketbol değil, rekabet konusudur.

    düşünüyorum da "küçükken de sevmezdim" diyorum. mahalledeki tek basketbol sahasında bile futbol maçları yapardık. hatta arada oynadığımız basketbol maçları da elle değil ayakla oynardık. bir nevi iplemeyip taşak geçmek gibiydi. tamam bir ara özellikle liseye doğru kendimi biraz kaptırdım bu spora ama o kadar daha ilerletemedim. ne zaman "lan gelin futbol maçı yapalım" dediler ben orada bittim. ama basketbol oynayalım diyenlere hoş bakmadım bakamadım, "ne basketbolu lan" diye çemkirdim.

    hayatım boyunca "ayakla oynamak varken neden elle lan" dedim durdum. bu yüzden beni dışlamayın, hor görmeyin.

    belkide bunda elle oynanması nedeniyle aklıma "istop, ortada sıçan" gibi oyunlar gelmesidir. bir nevi "çocuk oyunu lan bunlar" bakışımdır. aslında benimkisi armaninpesindeyiz in twitter da dediği gibi "bir bayan gözüyle futbol" misalidir. onlara göre futbol amaçsızca 11 kişinin bir topundan koşması nasılsa benim içinde basketbol aynıdır.

    o kadar ilgisizim ki bu spora, kurallarını bile tam olarak bilmiyorum. bir steps var mesela onu az çok biliyorum. bu da bir nevi "bir bayan gözüyle ofsayt" gibi bişey lan.

    oynarken bile yapabildiğim tek şey yaradana sığınıp topu potaya yollamamdır.

    edit: ekleme
  • 122
    birkaç saat önce bursaspor'un 87-82'lik üstünlüğüyle sona eren maçta şöyle ilginç bir sekansın yaşandığı spordur.

    https://twitter.com/.../1649719608247451648

    kural gereği topun hem çemberi hem de fileyi geçmesi gerektiğinden dolayı sayı verilmedi. birkaç yıl önce james harden'ın sayılmayan bir smacı vardı. mesela orada top fileyi de tamamen geçmişti ama filenin dönüp topu tekrardan çemberin üzerine doğru fırlatması sebebiyle kafalar karışmış ve mike d'antoni'nin uzun itirazlarına rağmen sayı verilmemişti.

    https://www.youtube.com/watch?v=twlEFbo-9U8

    (bkz: 22 nisan 2023 manisa bursaspor basketbol maçı)
  • 105
    tam 6 sene önce bugün türkiye ligi'nde şampiyon olduğumuz spor. şimdi ise bu branşta kadın erkek toplam 15 transfer yasağımız var. 2 yıl önce bir salon yapılacak dendi. onlarca izin alındı, hala hiçbir gelişme yok.
    mustafa cengiz için önemsiz bir spor olarak görülebilir ama galatasaray bu sporda hem kadınlarda, hem erkeklerde, hem de tekerlekli basketbol şubesinde (hani şu çok para tutuyor diye avrupa'ya göndermediğiniz ekibimiz) bir sürü başarı elde etti. lütfen üvey evlayt muamelesi göstermeyin şu spora.
  • 87
    aslında basit bir kuralı vardır:
    güçlü takım güçsüz takımı yener ve en güçlü daima şampiyon olur.

    en azından avrupa'da ve ülkemizde geçerli kural bu. basketbolda sürpriz maç olmaz. bir takım diğerinden bariz güçlü ise onu yener. eğer kaliteleri birbirine yakın ise çekişme olur. ligde bir takım herkesten bariz bir şekilde güçlü ise 4-0'lar ile gelir şampiyon olur. bizim için avrupa'da bir yerlere gelebilmenin tek şartı en kaliteli oyuncuları ve koçu getirerek büyük takımlarla makası mümkün olduğunca kapatmak, onların kalitesine yaklaşmak. kalan farkı da oyuncuların özverisi ve taraftarın desteği ile kapatmak. büyük oyuncular büyük maçlar kazandırır.

    (bkz: para para para)
  • 13
    halk arasında boyu uzattığına inanılır, yok öyle bi dünya. :) basketbolu zaten hali hazırda uzun boylu olan kişiler daha çok yaptığı için bu şehir efsanesi yayılmıştır. zira basketbolun boyu uzattığına dair kesin bir bilimsel veri bulunmuyor. bazı araştırmacılar, bu tür sporların(basketbol, yüzme, voleybol vs.) boy üzerindeki etkisinin ikincil bir etki olduğu, yani kişinin genel sağlığına yaptığı olumlu etkilerin sonucunda genel vücut gelişimini etkilediğini, bu nedenle boyun uzamasına katkıda bulunduğunu söylüyor. dr. emmett l. brown'a kesinlikle katılıyorum.
  • 60
    tam anlamiyla bir koclar satranci. futbolda sahadaki 11 kisinin degisken bolgeleri, alanlarin genisligi, hatta kadronun yetenek orani cok buyuk etki yaratir. buna mutakip bir teknik direktor cok da iyi olmadigi halde sahadaki 11 kisiyi bazen kendi basina birakarak buyuk basarilar kazandirabilir takimina. basketbolda ise alan daha dar, oyuncu sayisi daha az, 'skora yatma, kontratak' gibi seyler yok, her vakit her saniye aktif mucadele etmek zorundasin hem hucumda hem defansta. kadronun yetenegi ve tecrubesi yine cok cok onemli ama taktiklerin daha kuralci olmasi sebebiyle koclarin payinin yanina bile yaklasamaz. bu sebeple, basarili bir basketbol takiminin bas sarti iyi bir koc ve yardimci ekibine sahip olmaktir. tabi bu demek degil ki kadron kotu olsun kocun iyi olsun is tamam. boyle olsa besiktas, erman kunter yonetiminde kafadan zirveye oynardi ama hali ortada, kadro elbette ki onemli. galatasaray mp 2012/13 sezonu itibariyle benim gozumde ergin ataman yağızer uluğ ikilisi ile turkiye'de bir numarali yapiya sahiptir. bu sebeple su anda normatif olarak bakilinca turkiye'nin en guclu saha ici kadrosu olup olmadigi tartisilabilecek olsa da(u: ki bence sampiyonlugun 3 adayi var; gs efes fb ve aralarinda kadro tercihi yapmak zor ) playofflar oncesi en guclu takimi galatasaray mp'dir.
App Store'dan indirin Google Play'den alın