resim
Ali Yıldırım Koç
Görev:Başkan
Takım:-
Yaş:58
Uyruk:Türkiye
  • 2804
    başkan olduğu için bin pişman olduğunu düşündüğüm kişi.

    fb başkanı olmadan önce güçlü ve karizmatik bir imajı vardı. şu an ise yerle bir olan karizmasına mı yansın, kişisel servetinin erimesine mi ya da normal şartlarda muhatap bile almayacağı kişilerin kendisine hesap sormasına mı. en son antu forumlarında kendisine ali yazan ergenler gördüm.

    fb ile ilişkisinin sonu iyi görünmüyor. tepkilerden bıkıp gitmeye kalktığı an içeride ne kadar olduğunu bilmediğimiz parasını ister. kulüp batık hali ile bunu ödeyebilir mi. bunu verebilecek kaç kişi çıkar hepsi muamma. sezon sonu ne olursa olsun muhtemelen ve biraz da mecburen en az bir dönem yani 3 yıl daha başkanlık yapacağını düşünüyorum.

    bu sezon soyadının da gücü ile açıktan ve gizliden elinden geleni ardına koymayacaktır. zaten rıdvan dilmen örneğinde olduğu gibi camia olarak kontrolünü yitirmiş bu zatlara karşı hakkımızı yedirmemeliyiz. hakemler 2020-21 sezonunun ilk 2 haftası kendilerine karşı gayet yumuşak bir yönetim sergiledi. bizim maçlar ise en azından şu ana kadar adil geçti çok şükür. umarım arayı açarsak saçma sapan işler ile karşılaşmayız. şampiyonluk yarışında kendisi ve şürekasına karşı her dakika ayık olmalıyız.
  • 2807
    uefa'yı da bir şekilde ikna edebileceğine emin olduğu için har vurup harman savuran fener başkanı. fener seneye ceza filan almaz. hele şampiyon olurlarsa siz görün gümbürtüyü. uefa bunları küme düşürtemedi. daha doğrusu uğraşmadı bile. başka ülkelere yaptığı gibi "bu takımı küme düşürmezseniz avrupa kupalarına hiçbir takımınız katılamaz" deselerdi bu iş bitmişti.

    şimdi ise bunun farkında oldukları için çok rahat şekilde ne tff limiti tanıyorlar ne uefa yaptırımı. görün bakın, sezon sonunda konuşuruz tekrar bunları. lanet olası kapitalizm böyle. paran varsa her kapıyı bir şekilde açıyorsun.
  • 2808
    zamanında uefa’nın bunları küme düşürmemesinin sebebi ülkelerinin iç işlerine karışmamasından dolayıdır. değilse fifa bile türkiye’ye bildirim yapmıştı, bunlara az ceza vermişsiniz, daha çok ceza vermelisiniz diye. arşivler duruyor, isteyen bakabilir. zaten küme düşmekten beter oldular. şampiyon olduklarında bile gidemediler şampiyonlar ligine. uefa rüşvetçidir falan ama o konularda tavizleri yoktur.

    ali koç gelecek sezon o basına yansımayan transfer ücretlerini uefa’ya açıklamasın da bi göreyim.. ha ben yine şampiyon olacaklarını düşünmüyorum ama oldular diyelim, mali kontrollerden geçemeyecekler. bundan adım gibi eminim. trabzonspor nasıl patladıysa onlar da patlayacaktır. hatta trabzonspor daha masum bunlara göre. en azından ne aldılar ne veriyorlar bildiriyorlar bizim gibi.

    ffp’nin bitmesine 1 sene kalmış. yönetime kızıyorum ama yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik. şunlara bakıp kendimizi kıyaslamayalım bi zahmet. azizden nefret ederlerken başlarında yeni bir aziz var. üstelik aziz döneminde başkan adayları çıkarken bu küçük aziz döneminde mali tablo korkusuna çatlak ses bile yükselmiyor. o yüzden onlar oyuncu alıyor biz niye alamıyoruz demeyin.
  • 2809
    ffp ve uefa ile sorunu olmayan fenerbahçe başkanı.

    2020-2021 yaz transfer döneminde vedat'ı ve jailson'u yaklaşık 22 milyon euro'ya sattılar. lemos, tisserand, nazım ve samatta'ya bonservis verdiler. samatta'yı ise bir yıl kiralık ve daha sonra 6 milyon euro satın alma şartıyla kiraladılar. son gün yaptıkları ademi ve pelkas transferleri ile de bu parayı aştıklarını zannetmiyorum. aldıkları 18 oyuncunun çoğunu bonservis ücreti ödemeden transfer ettiler. perotti ise di marzio'nun dediğine göre ücretsiz geldi fenerbahçe'ye.

    yaptıkları 18 transferi de ffp'ye uygun yaptılar. ayrıca kendi takımında fesih ettikleri oyuncuları biz gibi alacaklarını girdi olarak gösterdilerse daha fazla limitleri vardır.

    yani özetle, ffp ve uefa ile başı belaya girmeyecek takım. zaten geçen sene ffp'ye uymayıp uefa'dan ceza almışlardı. aldıkları ceza bizim 3 senedir mustafa cengiz yönetimi'ni övdüğümüz cezadan çok daha hafif ve makul. bir kere de bunun reklamını yaptıklarını ya da ffp'den dolayı transfer yapamadıklarını hatırlamıyorum.

    bu 18 transfer iyidir, kötüdür, gereklidir, değildir, bunları vakit gösterecek. açıkçası kıskandığım da söylenemez. fakat düşündüklerini yerine getirdiği ve takımı için büyük fedakarlık yaptığı çok açık.

    bizde oyunculara lisans çıkartmak için devlet affını falan bekliyoruz. 2 milyon euroluk oyuncuların alınması için birileri satmayı bekliyoruz. çünkü içerde paramız kalır diye korkuyoruz. bunun ffp ile alakası yok.
  • 2811
    ilk iki yılında saçma sapan paralar harcayıp rezil bi yöneticilik sergilemiş fenerbahçe başkanıdır. 2020-2021 sezonuna mutlak şampiyonluk moddosuyla yola çıkmış bu uğurda kimi kesimlere göre 1.5 milyar tlyi sırf limit sorunu yaşamamak için kulübüne hibe etmiştir. bu mudur iyi yöneticilik? aldığı futbolcuların ekonomik bi karşılığı mı var? mevcut yönetimimiz belli ki beceriksiz ama sürekli bi yerlere para saçarak menejerlere para yedirecek alınan bi başarı benim gözümde çok ni değeri yok. altyapıdan çıkan ya da 20 yaşında ki bi scott transferinin bende oluşturduğu heyecan ve sevinç çok daha fazla. genç arkadaşların her gün bi uçak inmesini beklediklerini biliyorum ve anlıyorum. onların yetiştikleri ortam bu şekilde ama biz 14 yıl şampiyon olmayan bu takımı sevdik. 14 yılın ardından şampiyonluklara ambargo koyan avrupada sayısız başarı yakalayan bu takıma aşık olduk. genç arkadaşlardan tek ricam var. bu takım bizim aşkımız. bizim canımız ciğerimiz galatasaray. transfer değil.
  • 2815
    bir soru; kendisinin yaptığı bunca transferden sonra velevki bu sezonu şampiyon tamamladılar.
    hedef ne? şampiyonlar ligine katılım,
    peki bize kılı kırk yaran uefa, daha yeni trabzonspor'u turnuvasına almayan o uefa, kendilerine yol verir mi sanıyor acaba?
    gerçi uefa turnuvalarının en baba sponsorlarından oldukları için bazı kuralların kendilerine işlemeyeceği de öngörülebilir, bilemem.
    lakin o turnuvaya katılamadıktan sonra şampiyonluk en fazla arşive +1 yazdırır. zira bizim ligde şampiyon olanla 2. olanın arasında, şampiyonlar ligi gelirlerini saymazsak eğer, ciddi bir gelir farkı olduğunu sanmıyorum.
  • 2816
    ben kendisinin son kurşununu geçen sene attığını düşünürken bu sezon 2020-2021 sezonudaha büyük risk alıp yatırımları arttırdı.

    artık kendi adını mı yoksa koç ailesinin adını mı düze çıkartmaya çalışıyor bilmiyorum ama sanki kuma daha da çok saplanıyor. bu sene şampiyon olsa bile fenerbahçe’nin avrupa’ya gidebileceğini zannetmiyorum.

    ayrıca fikret orman misali kulübü öyle bir borç altına soktu ki servetinin bir kısmını bağışlamaz ise fenerbahçe’nin beşiktaş gibi olması işten bile değil.
  • 2817
    2020 subat ayinda forbes'un acikladigina gore kisisel serveti fenerbahce baskanlik koltuguna oturduktan sonra gecen 1.5 sene gibi bir surede 850 milyon dolar'dan 650 milyon dolara dusmus kisi. o vakit, turk lirasi da amerikan dolari'na karsi efsanevi cokusune henuz daha yeni baslamak uzereydi. yani eger ali koc'un turk lirasi gelir kaynaklari vardiysa, bu gelirlere doviz kurunun etkisi aradaki 200 milyon dolarlik cokusu aciklamaya yetecek bir seviyede degildi.

    bu da demek oluyor ki adam resmen cebinden servetinin dortte birini fenere harcamis ki tekrar edeyim, buna 2020-21 sezonu yaz transfer sezonundaki manyaklik dahil degil. onumuzdeki sene turkiye'nin en zengin 100 kisisi aciklandiginda muhtemelen kendisini bu listede goremeyecegiz. adam servetini fener'e gomdu.

    sahsen ben kendimi fanatik bir taraftar olarak gormeme ragmen bu adamin servetinin bu kadarini fener'e harcamasina saygi duyuyor fakat bunun hasta bir ruh hali oldugunu dusunuyorum, hem ali koc cephesinden, hem de agzindan salyalar akarak bununla cosan fener taraftari acisindan. aziz yildirim'a bile kalmamis o koltuktan eninde sonunda basarisizliklar gelip uzaklastirilacagi zaman neler yasayacaklar gercekten cok merak ediyorum.
  • 2819
    başkanların kulüplere kendi cebinden verdikleri para kozdur ve koltuktan indirmeye çalıştığında "paramı alırım haaaa" tehdidiyle gelirler.

    şimdi ali koç fenerbahçe'nin başkanı olmadan önce +150 küsür milyon dolar artı da olmuş olabilir ama emin olun ki, bu paranın kat be kat fazlasını söke söke alacaktır. bunlar koskoca iş adamı, verdikleri sakızı bile senetle veriyorlar bunlar. sırf tuttuğu takımın başkanı diye, "param feda olsun" demez. dünyanın en fanatik adamı bile bunu yapmaz. sen, ben, o, ... hiç kimse yapmaz. dediğim gibi bu para onların garantisidir. ne zaman kullanacağını çok iyi bilirler. takım şampiyon olduğunda veya yıldız oyuncular geldiğinde "büyük başkan" naralarını dinleye dinleye koltuklarına otururlar ama aksi bir sonuçta senetler gün yüzüne çıkar ve bir bakmışsın topuuukkkk. büyük başkan ortalıkta yok.*
  • 2822
    mehmet ali aydınlar ile anlaşmasi hic bir açıdan tutarli olmayan bir hamle.

    bu adami kendileri sike operasyonu sonucu baskan yapacaklar demişlerdi. dolayısıyla kendi taraftarı acisindan zaten kafadan problem.

    bunun yaninda is adamı olarak atatürk ilke ve inkilaplarina bağlı bir koç ailesi olarak biliyoruz. bu açıdan direk tutarsız.

    anladik para sponsor vs lazim da bu ne lahana turşusu demezler mi?

    demiyorlar.*
  • 2823
    (bkz: #2996666)

    eğer bunu dediyse vah ki ne vah. yahu bir insanın hangi menajerle çalışıp çalışmayacağını belirleme hakkını nerden buluyorsun arkadaş. insanların kimle çalıştığına, nasıl yaşadığına, ne yaptığına karışamazsınız. bakın eleştirebilirsiniz, madara da edebilirsiniz ama karışamazsınız. ülkedeki herkes mi otokrat yahu. zengini fakiri, okumuşu cahili superior oldu mu "otokrasi candır." diyor.

    en fazla siz de kimle çalışmayacağınızı seçersiniz. bu da partiler arasındaki güç dengesinden dolayı manüpilasyona girer mi, yanlış mıdır tartışırım.
  • 2825
    --- alıntı ---

    “bundan sonra altyapı oyuncularımız kulübün belirlediği menajerlerle çalışacak. alıyorsun yetiştiriyorsun sonra bir menajer gelip aklını karıştırıyor. benim istediğim menajerle çalışmıyorsa da benim oyuncum olmayacak.”

    -ali koç

    --- alıntı ---

    (bkz: #2996666)

    bu söyleme sahip kişi.

    en başından söyleyeyim. bu söylemin kanunî dayanağı olup olmadığını bilmiyorum.

    söylem, beyin göçünün önüne geçmek geçmek için ortaya atılmış bir önlem önerisidir. uygulamaya koyulabilip koyulamayacağı dediğim gibi meselenin kanunî tarafına bakar. eğer böyle bir dayanak varsa, evet, uygulamanın belirli bir otorite kullanımı olduğu söylenebilir. hem olumlu hem olumsuz anlamda... bu nereden baktığınıza göre değişir. kulüp açısından bakıyorsanız olumlu gibi görünürken, futbolcu açısından baktığınızda olumsuz gibi görünüyor.

    bir de şu var. türkiye toplumu genel olarak devlet eksenli bir toplumdur. devletin bir baba figürü olduğunu genel olarak herkes kabul eder. ataerkil toplum düzeninin de katkılarıyla genel anlamda bu söylemlerin geniş tabanda olumlu karşılanacağını öngörmek zor değil. gerçi makrodan mikroya bakmak ne kadar sağlıklıdır emin değilim.

    gelelim bu durumun mümkün olup olmadığı konusuna... aslında alt yapıdan bahsediyorsak -ki öyle- 18 yaş eşiğini dikkate alarak değerlendirmek lazım. yani futbolcu ergin mi değil mi? ya da ergin kılınmış mı? ergin olmayan bir bireye dışarıdan, ne yapması gerektiğini söyleyememeniz gerekir. dolayısıyla burada devreye aile devreye girer. ama 18 yaşına girdiğinizde "bu sözleşme benim birey olarak yararıma değil." deme hakkınız hemen her zaman vardır. hatta mahkeme kararıyla 18 yaşını beklemeden bile bunu deme hakkı vardır. kazai rüşd, falan filan... yani öyle olması lazım.

    o zaman siz, 18 yaşından büyük alt yapı futbolcularından bahsediyorsunuz. ya da işi arka odalarda, belirli otorite kullanımıyla halletmekten bahsediyorsunuz. buraya diyecek bir sözüm zaten yok.

    diyelim futbolcu 18 yaşından büyük ve kulübüyle devam etmek istiyor. biz burada sözleşme şartlarını tartışacağız. kulübün futbolcusuna bazı şartlar öne sürüp sürmeyeceğini... kiminle çalışıp çalışamayacağına...

    bu konuda benim aklıma hemen şey geliyor mesela. bazı şirketler çalışanlarına belirli bankalarla çalışmayı şart koşar. maaşlarını falan oradan yatırır. bazı çalışanlar bunu istemeyebilir. bazı şirketler bu isteklere olumlu yaklaşabilirken, bazıları hiç oralı olmaz. aslında çok farklı örnekler de olabilir bu ikisi. bilemedim.

    neyse.

    bana göre ortada çok da abartılacak bir söylem yok. kulüp futbolcusuna bazı şartlar öne sürebilir. tabii ki futbolcu da kulübe. mesela dennis berghamp'ın arsenal'e transfer olmadan önce, "bak kardeşim ben tek forvet oynamam, çift forvet oynarım." dediği ve hatta bunu sözleşmesine eklettiği söylenir. bu örneklem farazi olsun olmasın, soru şu: bir futbolcu teknik konularda şart koşabilir mi, koşamaz mı? eğer hakikaten böyle bir şart varsa kulüp buna uymak zorunda. şartı esnetme hakkı ise tamamen futbolcuya ait.

    özgürlük bu şartları kabul edip etmeme noktasında. eğer şartları beğenmiyorsanız kabul etmezsiniz biter. kulüp veya şirket şuradan bakar: benim kazancım ne, çıkarımı korumak için ne yapabilirim? yine birey de bu açıdan bakar. çıkarları ne gerektiriyorsa onu yapar.

    şartlar, şartlar, şartlar... eğer siz fenerbahçe veya üçüncü bir kulübün şartlarının sizin çıkarınıza olduğunu düşünüyorsanız kabul edersiniz. her şey on numara. her türlü imkan sağlanmış. müthiş olanaklar sunuyorlar sana. ama bizim elemanlarımızla çalışacaksınız diyorsa kulüp ve sen de her şey güzel ama ben istediğim kişiyle çalışırım diyorsan eyvallah. o şartları sunan kulüple anlaşırsın. kulüpler tam otorite sahibi mekanizmalar değil ki devletler gibi.

    ortada iki taraflı bir irade açıklaması var.

    mühim olan şartların önceden ilan edilmesi. eğer kulüp şartları önceden belirtmişse ve futbolcu bunu kabul etmişse şartlara uymak zorunda. ki isterse gece hayatına karışır ondan sonra, isterse bireysel antrenörüne karışır, isterse ne yiyip ne içtiğine, isterse hangi marka araç kullanacağına, isterse toplum önünde ne giyeceğine... önemli olan bunları önceden anlaşmaya konu etmek. ama şartlar belirtilmemişse veya sonradan değiştirilmişse hiçbir anlamı, hükmü yoktur. geriye yürümezlik gibi zımbırtı var bildiğiniz gibi...

    söz gelimi wimbledon'a katılan tenisçiler, "ben beyaz giymem arkadaş, istediğim şeyi giyerim" diyebiliyor mu? giymek istemiyorsan turnuvaya katılma. ha mesele diyebilip diyememesi noktasıysa orada işler daha derine inmekten geçiyor. ve işin ucu çok kaçıyor. çizgiyi nereye çekeceğiz? tâ bireyci anarşizme kadar gideriz. bir nevi kapitalizm versusu olur. markasını korumaya çalışan wimbledon, özgürlüğü savunan sporcu... bu sorunun net bir cevabı da maalesef yok.

    ha bir de temel haklar konusu var.

    bunları söylüyorum ama sözleşme şartları da önemli tabii. yoksa bildiğiniz kölelik sözleşmeleri yapanlar var. ömür boyu süren sözleşmeler var. bunlar zaten mahkemelerde birey lehine çözülen konular. yani kanunîlik ve hatta hukukîlik önemli.

    aslında ali koç'un bu söylemlerinin hiçbir önemi yok. ortaya koyduğu problemin çözümüne yeni bir bakış açısı da getirmiyor. yetiştirilen futbolcuların elden kaçmasının nedenini menecerlerde görmek açık tabirle aymazlıktır. ki ali koç'un -her ne kadar sevmesem de- aymaz olduğunu zannetmiyorum. argo tabirle çakar almazdan geliyor. sadece taraftarına bir şeyler sunmak zorunda. elden kaçırılan yetenekler konusunda bir yol haritası çizme, suçu üzerinden atma yönünde... yukarıda da dediğim gibi bu tarz otorite söylemleri, türkiye'de geçer akçedir. zaten sıklıkla kullanılır. suç, hemen her zaman başkasındadır. bu özel örnekte mesela menecerlerdedir.

    ama bu gerçekten doğru mu?

    siz bu çocuklara ne gibi fırsatlar sundunuz ki? menecerler bu çocukların akıllarını çabucak çelebiliyorsa ortada başka bir problem vardır.

    demiyorum ki menecerler sudan çıkmış ak kaşıktır. fakat bireylerin çıkarlarını düşünmesi gerekir. eğer menecer bir futbolcuya daha iyi şartlarla geliyorsa futbolcu bu şansı neden kullanmasın? asıl soru: siz, neden o şartlardan daha iyisini sunamıyorsunuz? bu olmalı.

    diyorum ya. çok basit bu işler türkiye'de. sen yetişmiş bireyine hiçbir imkan sağlama. sonra ona o imkanları sağlayan başka bir ülkeye göç ettiğinde vay efendim! yeri gelir vatan haini bile olursun alimallah!
App Store'dan indirin Google Play'den alın