• 528
    milan ve arsenal ile birlikte top class takımlar arasında transfer mühendisliğinin kötü yaparak başlayan kulüplerin başında geliyoruz.
    milan'ın şuan maçını seyrederken gözlerim kanıyor bu ne yaptığını bilmeyen bir klüp. aynı bizim gibi topu ayağına bekleyen stabil topçuların ayağına bakıyorlar (suso-hakan) bana belhanda ve feghouli ikilisi anımsatıyor.
  • 529
    yine el değiştireceğiyle ilgili ortalıkta envai çeşit rivayetin dolaştığı kulüp.

    bu seferki iddiaya göre kulübe talip olan kişi bernard arnault. hani şu christian dior, louis vuitton, givenchy, bulgari, hublot, tag heuer, dom perignon gibi 70 küsur lüks markanın sahibi olan; bill gates ve jeff bezos'tan sonra dünyanın en zengin 3. kişisi olarak gösterilen herif. aslında bu iddia taa yazdan beri söylenegeliyordu ama bu sefer iş daha da dallanıp budaklanmış çünkü zlatan'ın sırf bu satın alımdan haberdar olduğu için milan'ı tercih ettiği hatta teknik direktörlüğe de allegri'nin getirileceği konuşuluyor.

    bunlar iyi hoş iddialar ama bernard arnault daha bir iki sene önce fransa'daki yüksek vergilerden yırtmak amacıyla belçika vatandaşlığına geçiş başvurusu yapmamış mıydı? böyle vatana millete faydası olmayan bir çaşıtın milan'a mı koltuk çıkması bekleniyor? güldürmeyin milanlıları kardeşim.

    öte yandan bu muhabbetin yüksek sesle konuşulmaya başlamasından sonra giorgio armani ağabeyimiz bir açıklama yapmış corriere della sera'ya: "bizim gibi doğma büyüme milanlılar dururken elin fransızına bok yemek düşer..." diyerek milan'a talip olduğunu belirtmiş. iyi de şöyle bir sorun var; armani'nin serveti arnault'unkinin yanında devede kulak kalıyor. birinin sadece 7 milyar avrocuğu varken ötekinin 108 milyar avrosu var.

    neyse, bunlar gerçek olamayacak kadar güzel iddialar bence. aklıma da şu iki üç sene önceki çinli konsorsiyum muhabbetini getirdi. o zaman da göya alibaba'nın falan sahibi olan herifin başı çektiği bir ekip trilyon dolarlık bir konsorsiyumla milan'ı ihya edecekti. sonunda ne oldu? yonghong li diye bir tane soytarı kulübü satın alıp daha ikinci üçüncü taksitte borcunu ödeyemeyip kulübü hedge fona (elliott) kaptırdı :)

    tabii o konu da biraz karmaşık. o olaylar cereyan ederken new york times'ın kol gibi uzunlukta dehşet bir makalesi yayınlamıştı. adamlar bu yonghong li neyin nesidir, kimin fesidir araştırsın diye çin'e muhabir yollamışlar. muhabir bu dallamanın sözde şirket binasını incelemeye gitmiş ama bir de bakmış ki sadece tabela asılı, içeride ne bir masa ne bir sandalye ne de insan var. kimileri şey bile dediydi, güya berlusconi kara para aklamak için bu çinlilerle iş birliği yapmışmış... perde arkasında o varmış... yav kardeşim, o adam hiç öyle şey yapar mı? günahını alıyorsunuz silviocuğumun.

    şimdi ister misin yok christian dior yok armani derken koca milan'ı bizim seher yıldızı külotları teks. san. ve tic. aş. satın alsın? ben beklerim valla.

    https://gss.gs/6Dt.jpg
  • 533
    yahu dünya üzerinde arap'ların yatırım yapmadığı tek avrupa kulübü milan herhalde. ulan ne güzel mazisi başarılarla dolu, muazzam bir taraftar kitlesi var. buradan arap milyarderlere sesleniyorum: ne var yani milan'ı alıp "siz eskiye, biz deliye" diye afişler bastırıp bilboardlara astırsanız. ama öyle 3 ıqlu midesiz çin'li sahiplerinin izlediği transfer politikası gibi değil, adam gibi bir sportif direktör, prime milan seviyesine yakışacak futbolcular ve başarıya aç kaliteli bir teknik direktör gerekiyor. borini, gustavo gomez, hakan çalhanoğlu, laxalt gibi oyuncularla değil alabiliyorlar ise, ciro immobile, dybala, coutinho gibi futbolcuları almaları gerek. gerçi son senelerdeki fenerbahçe'nin transfer politikasından bile daha kötü bir politikaları olduğu için ne kadar paraları kaldı bilemiyorum. işte bu yüzden arap milyarderlerin dedeye sahip çıkmaları elzemdir.
  • 536
    2003-04 galatasaray'ı tadında ilerleyen takım. biz de o sene tel tel dökülürken sondan ikinci hafta deplasmanda trabzon'a 4 atıp yıllar sonraki şampiyonluk hesaplarını bitirmiştik.* bunlar da kötü geçen sezonun sonunda, yıllar sonra şampiyonluk kovalayan lazio'ya deplasmanda gidip 3 attı.*

    juventus malum, interseneye epey saldıracak, laziove atalanta'nın istikrarı derken milan da artık kıpırdanır umarım. koca senede tek tük flaş galibiyet derken orta sıra takımına döndüler iyice.
  • 539
    stefano pioli geldikten sonra çok ciddi bir ivme kazandı ac milan ve özellikle büyük maçlarda tekrardan "ben geliyorum" görüntüsü çizdi. pandemi sonrası da hakan çalhanoğlu ile birlikte mükemmel bir gidişat yakaladılar.

    sezon sonu ragnick geldiğinde bambaşka bir sisteme geçiş yapmayı çalışacaklar ve başarısız olursa muhtemelen pioli, milan taraftarı içinde "devam etse ne olurdu" şeklinde ukde olarak kalacak.
  • 543
    şampiyonlar ligi'nin kralı real madrid'in ardından kazanmış olduğu 7 şampiyonlar ligi kupası'yla bu kupayı en çok kazanma başarısı gösteren ikinci takımdır, bence tarihte real madrid'den sonra en özel, en başarılı takım ac milan'dır.

    1980'lerin sonunda marco van basten, ruud gullit, frank rijkaard, carlo ancelotti, roberto donadoni, franco baresi ve paolo maldini gibi isimlerin yanı sıra ve 2000'li yılların başında ise yine paolo maldini, alessandro nesta, cafu, gennaro gattuso, rui costa, kaka, shevchenko, filippo inzaghi ve hernan crespo gibi isimlerle birlikte avrupa ve dünya futboluna damga vurmuşlardır.
  • 544
    iyi bir kadro iskeleti oluşturmuş ve yıllar sonra geleceğe dair umut veren takım. bazı oyuncularının yaşları şöyle:

    gianluigi donnarumma - 21
    theo hernandez - 22
    alessio romagnoli - 25
    sandro tonali - 20
    ismael bennacer - 22
    franck kessie - 23
    tommaso pobega - 21
    brahim diaz - 21
    alexis saelemaekers - 21
    samu castillejo - 25
    ante rebic - 26
    hakan çalhanoğlu - 26
    rafael leao - 21 yaşında.

    takımda zlatan ibrahimovic gibi winner bir karakter var. geçen sene devre arası takıma katıldıktan sonra verdiği katkı ortada. geçen senenin ortalarında aldıkları ralf rangnick kararlarından vazgeçtiler ve pandemi dönemi muhteşem bir futbol oynatan pioli ile yola devam kararı aldılar. şu an basında geçen oyuncu isimleri de geçmişteki hatalarından ders aldıklarını gösteriyor.
    net ihtiyaçları olan stoper, sağ bek ve sağ açık transferlerini (fiorentina'dan chiesa ve milenkovic, tottenham'dan aurier gibi isimler söyleniyor) yaparlarsa ciddi bir ilk 4 adayı olurlar. uzun vadede de eski günlerine geri dönebilirler.
  • 547
    shevchenko ile sevdik kendilerini fatih terim'e grande diyen italyan kardeşlerimizin takımı. fatih terim'e kalleslik yapan yönetim ve dönemin papaz topçuları idi. milan taraftarı kendilerinden bazılarına gereken ayarı verdi.
    (bkz: tek kaptan baresi)

    hala imparatorumuza büyük sevgi ve saygı duyan* bir camia ve taraftarları vardır. milan her daim italya'da tuttuğum takım olmuştur. hatta 2003/04 sezonu fbjk kardesler kapasirken* ligden umudu koparinca tv8'de milan maclarini izliyordum her hafta. son haftalara doğru roma'yi san siro'da yenip şampiyon olmuştu milan. tek gol 1.dakikada andriy shevchenko'dan* gelmisti.
    (bkz: 2 mayıs 2004 milan roma maçı)

    şampiyonluğu ilan edene kadar sadece udinese'ye yenilmisti milan ve o efsane kadro* sahadaydi.

    bunlari milan terimle yaşayacaktı aslında. bir sene öncesinde de şampiyonlar ligini kazanmışlardi. biz de lucescuyla shaktarda yaptıklarinin fazlasını bizimle yaparken izleyecektik.

    beyfendiler masası hariç çok sevdiğim futbol kulübü. umarım bu yıl tekrar hakkettiği yerde serie a zirvesinde ligi tamamlarlar.*
  • 549
    resmi maçlarda son mağlubiyetini 8 mart 2020'de almış takım. sonra liglere ara verildi. ardından şu güne kadar oynadıkları 23 resmi maçta 17g 6b şeklinde bir performans sergilediler. ligde iyi gidiyorlar, avrupa liginde 3 elemeyi geçip gruplara kaldılar, grupta da 2'de 2 yaptılar.

    çok değil 7-8 ay önce önüne gelene yeniliyor diyorduk. devran dönmeye başladı. sabretmek şart. yükselmek için önce dibe düşmek lazım.
  • 550
    https://bilardisimo.com/dikkat-kirilacak-takim/

    tam bir sene önce bu sıralarda lazio mağlubiyetinin yaralarını sarmaya çalışan milan, juventus maçına hazırlanıyordu ki onu da kaybedip puan sıralamasında 14’üncülüğe kadar gerileyeceklerdi. asıl darbeyi ise birkaç hafta sonrasında, tarihlerine kara bir leke olarak geçen 5-0’lık atalanta yenilgisiyle aldılar. yönetim, maldini-boban ikilisi, futbolcular ve en çok da pioli hedef tahtasındaydı. twitter’da “#pioliout” hashtag’i ikinci defa dünya çapında tt olmuştu. ilki pek tabii ki göreve getirildiği güne tekabül etmişti. giampaolo’nun mahvettiği takımı pioli mi düzeltecekti? keza düzeltememişti de işte…

    pioli seçimine burun kıvırarak yaklaşanlardan biri de bendenizdim. malum kariyeri, en bonkör tabirle bile “vasat” olarak nitelendirilebilecek bir hoca kendisi. genelde göreve getirildiği ilk sıralarda takımları çok iyi performans sergiler ama bu trend kendini düşüşe bırakır, bırakır, bırakır ve pioli kovulur(du). milan’daysa o klasikleşen iyi başlangıcını bile yapamadı, devre arasına kadar takımın başında çıktığı 12 maçta sadece 4 galibiyetleri vardı.

    maldini ve boban ikilisiyse pioli’yi başa getirerek yaptıkları seçimden nedamet getirmiş gibi değillerdi. sonradan öğrendik ki pişman olmak bir yana dursun kulüp ceo’su gazidis’le perde arkasında harbediyorlarmış. ama önce devre arası transferlerine bakalım. yine maldini ve boban’ın maharetiyle ve beklenildiği üzere zlatan, aidiyet duygusunu en fazla olarak hissettiğini her fırsatta dile getirdiği milan’ına geri döndü. bu transferin etkilerine ayrıca değiniriz ama bir diğer ara dönem transferi olan kjaer’yı da konuşmak lazım çünkü onun gelişi de çok tepki çekti. itiraf edeyim, tepki gösterenlerden biri de bendim. atalanta’da oynayabildiği birkaç maçta büyük facialara imza atmış ve bir daha forma yüzü görememiş kjaer’nın milan’ın eksiklik çektiği stoper rotasyonuna hiçbir şey katamayacağını düşünmüştüm. yanılmışım.

    sezonun ikinci yarısının başlamasıyla beraber milan’da bir kıpırdama vardı ama tabii ki yeterli değildi. oyun olarak asıl büyük sıçrayışı yapmaları için pioli’nin 4-2-3-1’i tesis edip bennacer-kessie pivotuyla orta sahayı tutması; sol kanadı rebic’e, sağ kanadı castillejo-saelemaekers ikilisine devretmesi ama hepsinden önemlisi de hakan’ı nihayet açıkta oynama zulmünden kurtararak forvet arkasına konuşlandırması gerekiyordu. gönderilen “one season wonder” piatek’in yerine ikame edilen zlatan’ı anlatmaya bilmem gerek var mı? her ne kadar 38 yaşında bile olsa pozisyon alışından, saha içinde arkadaşlarını yönetişine kadar -bakın gol vuruşlarına falan hiç girmiyorum- adam futbol denen bu sporu yalayıp yutmuş, kitabını yazmış… ama yine de onun varlığı çok daha fazla şeyler sundu, sunuyor. onlara en son değinirim. (erteleye erteleye yazı sündü ama olsun.)

    doğru formasyonla doğru xi’in bulunması ve pandemi arası ki bu süreci acayip iyi değerlendirdiler, milan’ın uçuşa geçmesini sağladı. mübalağa etmeyi sevmem ama 5 maçlık şu periyoda bakın: milan 2-0 roma, spal 2-2 milan, lazio 0-3 milan, milan 4-2 juventus, napoli 2-2 milan. yani normal şartlar altında milan’ın şu beş maçtan 3, bilemedin 4, hadi taş çatlasın 5 puan alması falan gerekirdi ve yine normal şartlar altında şu tablo karşısında her şeyin güllük gülistanlık olması beklenir ama milan’da öyle olmadı…

    maldini-boban ikilisiyle gazidis’in gizliden gizliye çatıştığından bahsetmiştim. sebebi şuydu: gazidis sezon sonunda kulübün başına ralf rangnick’i getirip köklü bir devrimin fitilini yakmak isterken maldini-boban ikilisi buna karşı çıkıyordu. hatta maldini bunu gazetecilerin karşısında açık açık söyledi. boban ise maldini kadar yumuşak başlı değildi ve kendilerinden habersiz böyle bir anlaşma için uğraşılmasını bir hakaret sayarak mart ayında istifasını verdi. tabii giderayak “kulüpte kuzey kore benzeri bir diktatörlük inşa ediliyor!” sözleriyle bombardımanda bulunmayı ihmal etmedi.

    sezon sonu yaklaştıkça pioli’nin gidip rangnick’in başa geçeceği kesinleşiyordu ama öte yandan saha içinde coştukça coşan bir milan vardı. ta 6’ncılığa kadar yükseldiler. daha ziyadesi milan artık bir “takım” olmuştu. hakan’ından rebic’ine donnarumma’sından kessie’sine abartmıyorum neredeyse kadronun tamamı (leao dallaması hariç) pioli’yi ne kadar çok sevdiklerini dile getiriyor ve şayet takımdan ayrılırsa çok üzüleceklerini söylüyordu… fakat asıl ağır toplar en son konuştu. zlatan ve maldini ikilisi pioli’nin kovulması durumunda kulüpten ayrılacaklarını açıkladılar. ve nihayetinde böyle büyük bir baskıya dayanamayan ve de iyi gidişata çomak sokmuş gibi olmak istemeyen gazidis, rangnick anlaşmasını iptal etti. geçici hoca olarak takımın başına getirilen pioli’nin övülecek çok yönü var ama bence en büyük fazileti, kovulacağı gün gibi açıkken takımdaki geleceği her sorulduğunda “bilmiyorum…” diyerek geçiştirmesi ve hiç istifini bozmadan işine bakması oldu. tabii sabrı ölçüsünde ödülüne de kavuştu, rangnick gibi marka bir ismi bertaraf ederek takımının başında kaldı.

    sezonu büyük bir iştahla kapatan kulüp ve gazidis, ehil olduğunu ispatlayan maldini’ye direksiyonu verdi ve transferleri de tamamen o yönetti. o da bu güveni boşa çıkarmadı hani. hiç kuşkusuz ki en parlak işi tonali’nin işini bitirmesiydi. inter’le aylar öncesinden söz geçen ve juve’nin de sulandığı tonali’yi çocuktan milanlı olması kozunu da kullanarak ama daha önemlisi çok uygun bir ödeme planıyla takıma kazandırdı. hakan’ı yedeklemek için brahim diaz ve sağ bek için dalot kiralandı. son olaraksa pastanın çileği babında avrupa ligi eleme maçında başlarını döndüren norveçli hauge takıma kazandırıldı. lakin bana göre iki noktaya daha bir şekilde adam alınmalıydı. birincisi sol bekte theo hernandez’in yedeği yok çünkü laxalt gönderildi, ikincisi ise bennacer, kessie, tonali üçlüsünün yanına bir tane daha merkez/defansif orta saha alınabilirdi. gerçi bakayoko için çok uğraştılar ama nedense sonradan vazgeçip krunic’e bir şans daha vermek istedikleri yazılıp çizildi.

    milan sezona gene çok iyi başladı. rio ave’yle oynadıkları ve tarihe geçen avrupa ligi eleme maçı hariç tüm maçlarda oyunlarını dikte ettirmeye başararak namağlubiyet serisini 20’nin üstüne çıkarınca aslında başlarına da belayı almış oldular. şimdi burayı açmak lazım. çünkü anlamsız bir beklenti ortaya çıkmtı milan’la ilgili. kimi serie a şampiyonu kimi avrupa ligi şampiyonu ilan ediyor… daha da kötüsü “milan geri döndü!” gibisinden lakırdayanlar var. bu tarz beklentilerin oluşması ve dillendirilmesi, şu süreçte milan’a yapılabilecek en büyük kötülükten başka bir şey değil. nasıl ki roma bir günde inşa edilmediyse günümüzde futbol kulüpleri için başarılar da öyle bir sezonda gelmiyor. hele rakiplerinizden biri 9 sezondur şampiyon olan juve, diğerleriyse katbekat daha zengin kadrolara sahip inter ve napoli’yse…

    ayrıca ıskalanan bir husus daha. milan iyi takım ama öyle süper bir takım da sayılmaz. tamam, çok iyi gittiler de her oyuncu yüzde 99’unu değil yüzde 100’ünü verdi bunun için. inanılmaz bir konsantrasyon, inanmışlık ve pioli’nin başardığından bahsettiğim takım olabilme duygusu etkiliydi bunda. yoksa rotasyonu çok dar ve bazı bölgelerinde en azından yetenek açısında noksanlık çeken bir kulüp milan. mesela kjaer. neredeyse geldiğinden bu yana formayı sırtından çıkarmadı bu adam. ikisi de hantal olmasından mütevellit romagnoli’yle oluşturdukları tandem hata yapmaya çok müsait. sonra ligin en iyi ve bence dünyanın da sayılı sol beklerinden theo hernandez. geçenlerde dalot oynadı yerinde ama doğru dürüst rotasyonu yok herifin. sağ açığa baktığında da castillejo ve saelemaekers ikilisini görüyorsun. sonra bir de rakiplere bakıyorsun ki juve’nin o bölgesinde kulusevski’yle chiesa birbirini yiyor oynayabilmek için. milan’da üçüncü stoper olarak gabbia gözükürken inter, daha doğrusu conte manyağı, skriniar’ı oynatmıyor bile…

    bunu dün lille’e 3-0 süpürüldükleri için falan demiyorum. hatta olabilecek en iyi zamanda ve en güzel şekilde geldi o mağlubiyet. sonunda beklentiler belki biraz daha düşer ve ayağı daha yere basan hedefler konulabilir önlerine. bana kalırsa ilk 4’e girip şampiyonlar ligi’ne gitmeleri bu sezon için mükemmel bir sonuç olur. daha fazlası için “olursa olur, olmazsa olmaz” gözüyle bakmak gerek. zira unutulan bir nokta da bu takımın ligin en genç (24,9) yaş ortalamasına sahip olduğu. 23 yaşındaki kessie “davranışlarıma dikkat etmeliyim çünkü çoğu oyuncudan daha büyüğüm ve onlara örnek olmalıyım.” diyordu iki üç gün önce. pioli’nin de dediği gibi “genç ama olgun bir kadro bu.” ama her galibiyetten sonra önlerine havuç olarak “scudetto”yu, kaybettiklerinde de “bu takımdan bir nane olmaz.” gibi acımasız eleştirileri koymak insafsızca.

    son olarak zlatan. oyunculuğu bir yana kişiliği ve liderliği çok önemli minvalinde yazmıştım. bu adam takımdan çoğu oyuncu için bir takım arkadaşından çok daha ötesi. bir mit. yanılmıyorsam ilk geldiği sıralardaki torino maçıydı ve leao’nun asistiyle golünü atmıştı. o golden sonra leao’nun zlatan’a bir bakışı var ki… eh yani. epey de gündem olmuştu ve maçtan sonra leao “onunla playstation’ımda oynardım, bu gece ise asist yaptım. hayal kurmaktan asla vazgeçme…” şeklinde paylaştı o fotoğrafı. diyeceğim o ki inanılmaz bir ağırlığı var bu adamın takım üzerinde ve arkadaşları ondan çekindikleri kadar seviyorlar da… o da geçen gün harika bir açıklama yapmış, çok hoşuma gitti. diyor ki: “onların baskı hissetmesine gerek yok çünkü tüm baskıyı ben üstleneceğim. onlardan sadece çalışmalarını ve inanmalarını istiyorum…”

    https://gss.gs/auK.jpg
App Store'dan indirin Google Play'den alın