• 433
    feldkamp döneminde oynadığımız ve çok gol kaçırdıktan sonra 0-0 biten maçı hatırlatmışdır.o maçta da yanlış hatırlamıyorsam 11 türk(bir nonda olabilir) ile sahaya çıkmış daha çok orta saha ağırlıklı kadro ile oyuna hükmeden, galibiyeti kaçıran taraf olmuştuk.

    bugünkü maçta ise hemen hemen yine aynı senaryo vardı. orta saha ağırlıklı, mücadele gücü had safhada olan bir takım vardı. özellikle stoch ve dia'nın kanatlarda kalması ile birlikte ortada yalnız kalan mehmet ve emre ikilisine çok üstünlük kurduk. özellikle ilk yarıda kurmuş olduğumuz üstünlüğün temel sebebi budur. tabii bu maçta fark oluşturan bir unsur da elano. inşallah bu isteğini devam ettirir. zaten kalitesinden, yeteneklerin, potansiyelinden şüphemiz yok ama bundan önceki isteksiz ve mücadelen yoksun futbolu ile milli takım maçlarında iyi oynasa da satsak durumundan ileri gidemeyecekti. hagi'nin gelmesinin takıma etkisinin en güzel örneğidir elano.

    son olarak 2 efsaneye değinmek lazım hala içimde ''keşke rijkaard'la devam etseydik'' düşüncesi hakim ama herşeye rağmen 2 efsaneyi kulübede görmek ve senin yaşadığın heyecanı onlarında yaşadığını görebilmek tek kelimeyle enfes bir durum. inşallah başarılı olup uzun yıllar bu takımda çalışırlar.
  • 434
    fenerbahçe taraftarlarının yanı sıra, 17 aydır galatasaray futbol takımı’nın 8 futbolcusunun beden ve ruh sağlığını hiçe sayarak rakip takımın kalesinin önündeki 35-40 metrelik bölgeye yollayıp “ben anlamam! dar alanda bol pas yapıp gol atacaksınız, sakatlanırsanız sakatlanın” diye inat eten mankafa bir teknik direktöre ve futbolu bilgisayar oyunlarından öğrenip sağda solda bikbik ederek meşhur olmaya çalışanşöhret budalalarına kapak olmuş maçtır.

    haaa.. utanırlar mı?
    utanmazlar.
    yönetimin siyasetini algılayamayıp (dedik di mi; bu yönetim bu adamın istediklerini yapamaz. bu işler başka işler. yönetim ömrünü uzatmaya çalışıyor ve rijkaard sadece parasına bakıyor diye) o mankafa teknik direktörü savunurken kullandıkları ahlaksızca küfürlerden biliyoruz utanmaz olduklarını. burası japonya olsa harakiri’den geçilmezdi buralar ama nerde onlarda o yüz. belleri ince, şimdi de hagi diye kıvır kıvır kıvırıyorlar.

    öğrendiniz mi ulan futbolun ne olduğunu! aklın, inancın ve moral motivasyon’un nelere kadir olduğunu!!!

    35-40 metreye 8 futbolcunu sokarsan rakibinin 10 futbolcusu duvar örer oraya. topu da sana verir. ayağında tutsan gelip kolunu bacağını kırarlar, arkadaşını bulup vermeye çalışsan o kalabalıkta iğne deliğinden geçirmen lazım, 18 kişilik kalabalığın arasında arkadaşını bulman mucize olur. arkadaşını bulup topu versen, arkadaşının o 18 kişinin arasında kaleyi bulması mucize ötesi. bunu da geçtim; o kadar adam o bölgedeyken rakip hoop iki tane uzun top atar veya araya bir top kaçırır, al sana galatasaray kalesinde bir gol. kaleci ne yapsın, servet ile neil ne yapsın, forvet ne yapsın. tüm bunlara rağmen hocan seni 17 ay oraya yollayıp sakatlanmana veya başarısız olmana neden olsa sen ne hissederdin hocan hakkında.

    tabi! o mankafa’nın dümeni yerinde, giderken bile kaptı milyonlarca euroyu. hem de, senin futbolcu olarak iki veya üç sezonda alacağın peşin parayı tazminat olarak cukkalayıp gitti. ya sen; futbolcu olarak bu hengamenin içine zora itilip sakatlanman hiçe sayılarak bir sonraki milyon euroluk transferin çöpe gitse ne bok yerdin çok merak etmekteyim.

    sırf cebine girecek euro’lar için istediği futbolcuların hiç birisinin alınmamasına sesini çıkarmayan (ilk ben yazmıştım bunu, bi kamyon küfür etmiştiniz. son paragrafı dikkatli oku) (bkz: zizonkovac/ #414705) mankafa hoca sana kapasitesiz der, keita ile geçinemez, elano ile geçinemez, takımın moral motivasyonu sıfır yapar. golü bulduktan sonra takımı geriye yaslamaları ve vakit geçirmek için yaptırdığı rezillikler de cabası tüm bunların.

    kafan bunlara basmayınca ne yaparsın! ya sana bunları anlatmaya çalışana küfür edersin ya da sana şampiyonluk sevinci yaşatmış futbolcuna karaktersiz veya sahtekar dersin. halbuki bilmen gerekir ki asıl karaktersiz veya sahtekar kendisine şampiyonluk sevinci yaşatıp, evde işte sokakta gururla gezmesine neden olan futbolcuya “karaktersiz” veya “sahtekar” diyendir.

    hayat zeka kıtlığını affetmez. ömrün mars olmakla geçecek. unutma, ne demişti lenin usta;
    “pratik teorik bilgiden daha üstündür, çünkü yalnızca evrensel olmakla kalmaz gerçeklik ile iç içedir..”

    özet geçiyorum;
    “pratik ütopik teorilerin mna kor”

    hadi şimdi havaalanı’na gidip hayranı olduğun o mankafayı uğurla. aynı kafadasınız nasıl olsa. hayranı olman doğal.

    önemli not: bu entry’nin muhatapları geçmişte ben düşüncelerimi anlatırken bana küfür edenlerdir. dışında kalanları tenzih ederim.

    son olarak;
    dikkatli oku. ne dediysek o.
    (bkz: frank rijkaard/@zizonkovac)

    (bkz: devamı çok yakında)

    rijkaard’çı moderatörlerden biri entry’i uçurmasın diye ikinci önemli not (çünkü zizon’a küfür serbest, zizon en ufak bir şey dedi mi entry’isi uçurulur):
    mankafa: kendi isteği ile kendisini dışarıdan gelecek olan bilgilere kapatmış, tekdüze yaşayan ve bildiğini okuyan cahil insan tipi!

    ha! bir de şu var;
    (bkz: parçalı forma namusumdur)
  • 439
    maçtan önce şartların adaleti yoktu, maç sırasında futbolun, maç sonrasında da skorun..

    bu kadar iyi ve akıllı top oynayıp mücadele ederek, gol pozisyonlarına girerek nasıl gol atılmaz, nasıl kazanamayız arkadaş?
    son 10 yılda çoğu zaman olduğu gibi fener balı yine devredeydi. bu seferki fark sadece bizim gol atamamamız değil, onların da topu birilerinin orasına burasına çarptırarak, karambolde birinin önüne düşürerek, aptal saptal kaleci ve defans hatalarıyla gol bulamayıp kazanamamaları oldu.

    maçtan 3-5 gün önce bu maç 0-0 bitecek, kabul eder misin deseler bu şartlar altında hiç düşünmeden kabul ederdim ama maçtan sonra 0-0'a 2 gram sevindiysem fenerli oliyim! en az mağlup olmuş kadar üzgünüm şu anda, sevineninse kimler olduğu ortada..

    bugün de gördük ki galatasaray'ın olduğu her yerde umut vardır!
    bugün de gördük ki bu takım mücadele edecek.
    bugün de gördük ki bu takım "takım" olacak.

    "güzel günler bizi bekler, eyvallah dersin geçer gider."
  • 442
    fenerbahçe – galatasaray : 0-0

    galatasaray 10 sene sonra kadıköyde kaybetmedi. aferin galatasaraya. izlemeyenler böyle düşünüyordur muhakkak. kafası yarılan kimse olmadı, kan akmadı buna dikkat çekmek isterim.

    galatasaray, hagi ile 2 idman yapıp maça geldi. teknik, taktik konusu bu maçta çok geçerli değil. galatasaray – fenerbahçe maçlarında yıllardır söylenen “derbinin favorisi olmaz” mevsuzu gerçek oldu en sonunda. peki bu işler nasıl oldu? nasıl oldu da fenere karşı daha çok pozisyon bulduk?

    galatasaray elindeki sağlam futbolcularla bir kadro zorunda kaldı. santrafor oynayacak 3 adamdan sadece batdal vardı hagi’nin elinde. hoca veya tugay batdal’a güvenemedi. onun yerine daha önce santraforda oynamış pino’yu tercih etti. pino seri bir oyuncu. bir çok pozisyonda rakiplerinden sıyrılıp şut atabildi. işin ilginci bir pino için fenerbahçe savunmasının ileri çıkamayışıydı. gerçi haksız değiller, daha maçın 3. dakikasında savunmanın arkasına sarkıp, kaleciyi geçip vurduğu top çizgiden çıktı pino’nun. sağda elano topla çok iyiydi. ama elano pas veren bir adam olmakla birlikte pas alma konusunda sorunlu. dikkat ettiniz mi bilmiyorum ama pası verip duran bir adam elano. yararlı oldu mu? geldiğinden beri en verimli maçını oynadı belki de elano.

    sol çizgide misimoviç oynuyor gibiydi. sıklıkla içeri girdi misi. topa basıp, telaşsız oynaması galatasaray için psikolojik katkı sağladı. bunun dışında gökhan gönül’ü takip etmese bile gökhan, misi’yi bırakıp ileri çıkamadı.

    bu durumda şöyle bir durum oluştuğu görülüyor. caner elano’yu, gönül misi’yi bırakıp ileri çıkamadı. her zaman iddia ettiğim şekilde galatasaray ne düşünecek rakibi, sen öyle bir takım kurarsın ki, onlar düşünmek zorunda kalır gerçekleşmiş oldu. bunu kim yaptıysa hagi veya tugay fark etmez, tebrik ediyorum.

    orta sahada da cana basit hatalar yapsa da orta sahayı kapattı. ayhan da daha rahat oynama imkanı buldu. sarp, eski maçlara göre gol atmak için yerini kaybetmedi. bunlar önemli ilerlemeler.

    maçın başından sonuna kadar birlikte oynayan, saklanmayan bir galatasaray bu defa kadıköy’deki 50.000 fenerbahçeliyi susturdu. bu çok önemli, daha önceki yıllarda gördük bunu, takım olarak yerlerde sürünen fenerbahçeyi taraftarı iterek galatasaray maçlarını aldırıyordu. gerekirse hakemin kafasını yarıyorlar, gerekirse galatasaray’ın hocasının alnını yarıyorlar, gerekirse maç devam ederken galatasaraylı futbolcunun kafasına bir şeyler atabiliyorlar. unutmamak lazım, maç devam ederken mondragon’a ses bombası bile atmışlardı. korkarım, bu defa bunlar olmayınca galibiyet gelmedi. hahahaha…..

    evet bunlar taraftarca bakış açısı. ama bir gerçek var ki, galatasaray takımının kendine güvenle pas yaparak, telaşa kapılmayarak fenerbahçe’nin üstüne gitmesi. bu durum maçın başından sonuna kadar devam etti ve fenerbahçe taraftarının devreye girmesine engel oldu.

    galatasaray takımı sakince pas yaptı, dirseğe dirsek, tekmeye tekme, depara deparla karşılık verdi. en son lucescu döneminde böyle bir takım izlemiştim. yılmadılar, eksik kadroya rağmen sağlam durdular.

    özellikle ilk yarı boyunca fenerbahçe sadece duran toplarla heyecan yarattı.

    galatasarayda tek forvet oynayan pino, bugüne kadar çizdiği profilin dışında, sakin, seri, rakibinin üstüne giden, korkmadan şut atan bir oyun gösterdi. tek forvet nasıl olursa öyle. bugün anlaşıldığı kadarıyla pino, her iki tarafa da çalım atabilen bir futbolcu. çizgi kenarı yerine göbekte oynayınca önünde daha fazla seçenek buldu ve genellikle bunları iyi kullandı. sadece maçın sonlarında yobo’nun bacak arasından geçmeyi denemek yerine topu burnunun dikine taşısaydı daha iyi bir pozisyon bulurdu. hakkını yememek lazım, bacak arasını atabilseydi volkan’la karşı karşıya da kalacaktı, kararı diğer türlü verdi. anlık bir kararı eleştirmem.

    galatasaray savunması yine bir çok bireysel hata yaptı. saçma sapan pozisyonlar verdi fenerbahçe’ye. başrollerde servet ve balta vardı. hani geçen hafta takımı sattığı iddia edilen adamlar. bütün hafta bu adamların yeteneği bu kadar diye anlatmaya çalıştım ama art niyetlilere anlatmak zor. sanırım ilerleyen günlerde balta yerine insua kadroya girecektir.

    hagi ikinci devre elano, cana ve misimoviç’i çıkardı. yerlerine barış, emre çolak ve serkan’ı aldı. serkan’ın oyuna girmesinin pek etkisini göremedik, gerçi göbeği sabrikapatmış oldu, kaleye yaklaşacak pozisyonlar buldu. sezon başından beri sabri’nin galatasaray orta sahasına ilaç olacağını yazıyorum. ayrıca, bütün maç etkisiz kalan stoch’un serkan’ı geçip etkili orta kesmesi gözümden kaçmadı.

    galatasaray şahane mi oynadı, asla. beraberliğe seviniyor muyum, asla. aksine, çok akıllıca oynayan ve pozisyonlar bulan galatasaray’ın galibiyeti kaçırdığını düşünüyorum. galatasaray’ın girdiği pozisyonlar için belki pozisyon bile denemez, pino’nun maçın hemen başında çizgiden çıkan vuruiu hariç. ama unutulmaması gereken, galatasaray’ın çanakkale geçilmez oynamayıp, pas yaparak fenerbahçe’nin üstüne gitme isteğidir. bunu da arda, baros, kewell gibi takımın zeka seviyesini, sonuca gitme kalitesini direkt etkileyen futbolcularının olmamasına rağmen başarması dikkate değer.

    galatasaray elindeki futbolcu kadrosunu mümkün olduğunca iyi kullandı bu maçta. fenerbahçe ise bu kadroyu rakibi üzerine çekip, hızlı stoch ve dia’yı kullanarak kontra yapmak üzere kurdu. bu maça kadar galatasaray’ı hep böyle yenmişti zaten. baskı kurup da yendiği bir maç yok. ama galatasaray kademeli kanat kapatmayı bugün çok iyi becerdi. bazen aksadı elbette, bireysel hatalar yüzünden ama bu defa da savunma göbeğindeki servet ve neill bu açıkları kapadı. takım olunca böyle oluyor işte.

    elano ve misimoviç bu maçta görev adamı olarak oynadılar. ilerleyen günlerde arda, baros, kewell geldiğinde gerçek yaratıcı, iş bitirici kimliklerine de bürünecekler. bundan şüpheniz olmasın. olmuyorsa zaten barınamazlar. ne de olsa yapmaları istenen şeyleri zamanında aslanlar gibi yapmış 2 adam var kenarda ve bu adamların en önemli özellikleri futbol sevgileri, tutkuları, hırsaları. yoksa biri 36, diğeri 39 yaşına kadar nasıl oynardı. bu cümlemi unutmayın, ben çok beğendim arada sırada kullanacağım. telif hakkı bendedir. kopirayt, mopirayt

    doğrudur, galatasaray hırsla oynadı bu maç. bunda utanılacak ne var? doğrusu bu zaten. kenarda, çıkarız oynarız diyen bir adam yerine kazanmamız gerek diyen bir adamın takıma verdiği enerji ve motivasyon farkı bu işte. yoksa hagi 2 idmanla ne değiştirebilir ki?
    bu maç takımla hocanın, takımla taraftarın barışma maçıdır. bundan sonra galatasaray birbirine kenetlenecektir. bunun çimentosu da hagi ve tugay’dır.
  • 444
    önce istiklal caddesini inlettik ardından taksilerle stadın oraya gittik orayı inlettik maça gittik stadyumu inlettik, galatasaraylı olmanın ne anlama geldiğini bilmeyen adamları ve tribünde yusuf yusuf attıran fenerli müşterileri inlettik, en az 100 defa 3'lü çektik sesimiz geldi mi bilmem ama biz fenerlileri duymadık bile?

    futbola gelelim pino'nun maçı olacaktı öyle oldu, çok övülen fener kanatlarında koridor açtı kendisi, bi ara o kadar güzel paslaşmalar ve çalımlar gördük ki allahım brezilya mı dedik, çatır çatır top oynadık fenerbahçe'ye hakem yardımıyla sağdan soldan serbest atışlar yaptırdı ve tüm pozisyonları böyleydi zaten, biz ise çok ama çok rahat top oynadık, maçın sonlarına doğru yanlamasına yapılan pas işin cilası gibiydi, ilk kadıköy deplasmanında seriyi bozmuş olmanın rahatlığı var şuan üzerimizde sürekli yazdım sözlükte 10 malubiyetin 6-7 tanesi bariz hakem hatasıyla oldu diye gittim gördüm ki gerçekten böyle öyle fener deplasmanı baskı yaratıyo denilmesin yemin ederim 30-40 stadyumda maç izledim bu kadar rahat dalga geçe geçe bir maç izlemedim, fenerbahçe taraftarlıktan çıkmış müşteri olmuş, anonsçu sesimizi bastırmak ve müşterileri memnun etmek için tezahürat bile başlatacak kadar düştü, "hangi yüzle geldiniz" diye tezahürata yapılan "ananız çağırdı ondan geldik" kontrası ise muhteşemdi, "kaldırsın kaldırsın parmak kaldırsın sahaya inenler parmak kaldırsında resmen kudurdular, maç öncesi bizim tribüne bakanlar maç içinde kafalarını bile kaldıramadılar, bi eleman koştu tribünlerinden bayraklarını da aldı foto çektirdik, daha ne yapalım be kardeşim, 3 as oyuncu sakat, teknik direktörün ilk maçı, 10 yıllık baskı var, tüm bunlara karşılık çatır çatır oynanan bir top, taraftar olarak muhteşem performans.

    handikap oynayanın anasını s.keyim tezahüratını da duydum, sanırım mesaj gerekli yerlere gider.

    gayet iyi futbol oynadığımız için çok ama çok mutluyum, iyi ki varsın galatasaray.
  • 449
    --- alıntı ---

    ''iki ayrı maç seyrettim. ilk yarıyı g.saray en az 2-0 önde bitirebilirdi. kanatlardan f.bahçe'yi darmadağın ettiler. her pozisyonda şut atan ve çerçeveyi bulan santrforlarıyla da gole çok yaklaştılar. bu devre g.saray rakibini bitirebilirdi. bitişi gene g.saraylılar önledi. sabri, servet ve ayhan, f.bahçe'nin baskı altında neredeyse tükendiği anlarda geriye, yana toplar yaparak ezilen f.bahçe'nin çıkmasına, kontratak yapmasına, dirilmesine sebep oldular. f.bahçe'nin ilk yarıdaki en tehlikeli iki atağı, iki g.saray kornerinden geldi. tabloya bakın! çünkü kornerlerde dahi topu geriye oynama hastalığı yüzünden f.bahçe'yi rahatlattılar. ikinci yarı tablo tamamen değişti. hagi, akıl almaz bir korkaklıkla topa basan, ileride adam eksilten, çok güzler paslar atan ve kanat akınlarıyla f.bahçe'yi dağıtan o hücum futbolunu yok etmek için inanılmaz değişiklikler yaptı. aykut kocaman'a gidip "seni kim rahatsız ediyor, onları alayım" dese o ancak bunları seçerdi. çıkardığı adamlarla g.saray'ın ileride topa basmasını, kanat akınları yapmasını ve orta sahadan top çıkarmasını önledi. bu oyunun mimarları, elano, cana ve misimoviç'i çıkararak intihar etti. intiharın işaretini de g.saray'ın kadrosunda ne işi olduğunu merak ettiğim, her ikili mücadeleyi kaybeden, ayağına gelen topları da rakibe atan barış'ı sokarak verdi. ve maç tamamen f.bahçe'ye döndü. ne var ki, haftalardır söylediğim gibi f.bahçe de ahım şahım bir top oynamıyordu. rijkaard'ınkini aratmayan ikinci yarıdaki g.saray'ı yenebilmeleri işten değildi. ama onlar da sanki beraberliğe razı, "hasbelkader bir gol atarsak üstüne yatarız" havasında oynadılar. ''

    hıncal uluç

    sabah

    --- alıntı ---
  • 450
    önemli olan 2 nokta vardır ;

    1 - henüz 1 hafta önce iki pas yapamayan bir takım 1 hafta içinde nasıl bir çalışma temposu ile bu futbolu ve kondisyonu sergilemiştir ?
    2 - en önemli 3 oyuncusu ve as kalecisi sakat bir takım bu kadar pozisyonu yakalayıp nasıl atamaz , şans denen şey aslında yok mudur ?

    bunların dışında kaybedeceğimi beklediğim ama iyi değil , mücadeleci bir futbol arzuladığım galatasaray beni yine gururlandırmış ve kısmen mutlu etmiştir. neden kısmen ? çünkü biz bu maçı çok rahat alırdık arkadaş. pino biraz daha şanslı olsaydı , emre çolak o pozisyonda biraz daha içeri girip iyi bi vuruş yapsaydı falan sonuç çok daha iyi olabilirdi. tabi bütün bunların yanında maç öncesi "10 atıcaz 10 olum" diyen fenerbahçe taraftarları ; 3 yıldız oyuncusu eksik , hocası 2 gün önce göreve gelmiş ve 10 yıldır oradan puan alamamış bir galatasaray tarafından ezildiler. yani bırakın gazeteler ne diyor , yorumcular ne anlatıyor , bunun başka adı yok arkadaş.

    tabi beni asıl üzen şey daha farklı. daha önce de söyledim ; bu maçı galatasaray kazanır ya da iyi bir sonuç alırsa bütün suçlu * olur diye. zaten çok farklı olmadı durum , pek çok taraftar bile "aha bak rijkaard gitti neler oldu" dedi bile. tabi o taraftar bugün bu topu oynayan takımın bir hafta önce ali sami yen'de ankaragücü maçında 4 gol yiyen takım olduğunu göremeyecek kadar kör. burada problem ne o ne şu , burada problem futbolcu zihniyeti. bunları atlamayalım ve isimler üzerinde değil fikirler üzerinde duralım biraz.

    söylenecek çok şey var ama uzun uzun yazmaya gerek yok , özet geçiyorum ;

    galatasaray'ın olduğu yerde her zaman umut vardır
App Store'dan indirin Google Play'den alın