• 404
    türk veya sünni biri ölmedikçe saygı duruşu yapılamayan ülkem. ölen gavursa, dinsizse bize ne kardeşim ölsün, müslümanlar ölürken onlar üzülüyor mu diye bir kafa yapısı var ciddi ciddi. adamın dinini yaşama şekline bakar mısın. onlar doğru olanı yapmıyorsa sen daha beterini yapmak zorunda mısın? böyle mi dinine, allah'a yakın olunuyor? aynen en çok hıristiyan'a, yahudi'ye, ateist'e kin besleyen cennette en güzel yeri kapıyormuş karşim. bırakın bu gomünüst, hümanüst zırvaları diyorsunuz da bu saçmalıkları görünce bırakamıyor insan işte.
  • 409
    aynı zamanda içki içenlerin dövüldüğü, darp edildiği bir ülkedir*. günden güne içkiyle ilgili yasaklar* artmış, gerekçe olarak toplum sağlığı gibi zırvalar öne sürülmüştür. dikkat edilirse içen değil; "içmeyen", ahlakta zirve yapmış(!), "ya allah bismillah allahüekber" ekolünden yetişme; destekledikleri kişi, grup, örgütün şiddetine haklı sebep bulan güruh bunu yapmaktadır. bu güruhun da birçoğu milli maçlarda stadları doldurmaktadır ki, bilhassa son dönemlerde konya, başakşehir statları da ilahi destek konusunda doktora yapmış çevrelerde kaindirler.

    kendinden başkasını gözü görmeyen bu zihniyetten *büyük oranda uzak kalabildiğim için mutlu ve rahatım. allah bunların muhattaplarına sabır ve selamet versin.
  • 410
    '' ya allah bismillah allahüekber '' tezahüratı yapıldığında birilerine batan güzel ülkem. hoşgörü önemlidir, saygı önemlidir. ama bu ülke filistin, suriye, ırak, doğu türkistan, arakan, myanmar ve bunun gibi milyonlarca islam ülkesinde milyonlarca insan ölürken de hiçbirine saygı duruşu yapmamıştır. hepsine sesini çıkarmış elinden geleni yapmaya çalışmış, dünyayı bu ölümlere karşı dikkat çekmek için kendini parçalamış, gerekirse mavi marmara olayında olduğu gibi bu şerefli görev için şehitler vermiş dünyanın en güzel insanlarının bulunduğu dünyanın en iyi ülkesi. bizmiyiz kendisinden başkasını düşünmeyen.

    o ortadoğuda ölen milyonlarca insan için bir kişi burada bunlar niye birşey yapmıyor yeeeaa yazmayanlar konu fransızlar olunca insanlıkları kabarmış kendi güzel insanlarıma islami değerler üzerinden laf sokmaya fırsat bulmuşlardır.

    çırpınmayın uğraşmayın siz zaten isteseniz de bu güzel insanlara çamur atamazsanız. boşu boşunuza birbirini gazlamayın.

    ayrıca bu güzel ülke fransızlara da taziye de bulunmuştur zamanında. fransa zaten çok güçlü bir ülke olduğu için gösterilen bu destek yeterlidir.

    sizin asıl derdiniz saygı duruşu falan değil onu zaten belli ettim de neyse. beğenmeyen defolup gidebilir. biz hep böyledik değişmeye çalışan sizlersiniz.

    ıslıklama konusunda ise öküzlük etmiştir net. yapılmamalı tabiki.
  • 411
    ben bu ülkeye ve insanlarına her seferinde inanmaya çalıştım. inanın denedim. olmuyor ama. en kötüsü de olmayacak. hiçbir şekilde başaramayacağız. umudum yok.

    kaderine bırakın ülkeyi. öyle su veren itfaiyenin hortumunu sikeyim tipi laflar etmeyeceğim. ama bırakın bu işin peşini artık kardeşler, abiler, ablalar. su akar yatağını bulur. siz o suya baraj da yapsanız bent de cekseniz o su gideceği yere varacak. yormayın nefesinizi. ve o kaçınılmaz gün geldiğinde yaşanacak kıyamette kendinize güvenli bir yer bulun.
  • 412
    aslında bu yazı doğrudan türkiye ile ilgili olmayabilir ama yine de ülkenin barındırdığı bazı insanlar dolasıyla doğru başlığın bu olduğunu düşündüm. 17 kasım 2015 türkiye yunanistan maçında statta doğu tribündeydim (çekim yapan kameranın bulunduğu tribün). maça giderken konuşmuştuk, "saygı duruşunu ıslıklayacaktır bu haysiyetsizler" diye. nitekim öyle oldu. güney tribününde, yani kamera çekimine göre sol tribündeki (aynı zamanda deplasman tribünü) bir grup vardı. %90'ı 20 yaş altı olan bir gruptu ve sayıları 40-50 civarıydı. bütün mevzu bu kalitesiz ve aldığı nefes zarar olan varlıklardan kaynaklanıyor. tabi aynı zamanda yine aynı kale arkasının diğer bir bölümünü de es geçmemek lazım. onlar da bir kaç aptallıkta bulundular. kuzey kale arkasının sesini pek duymadım. onlardan ıslık falan da duymadım. belki de güney tarafına yakın olduğum için bu hıyarların sesi onları bastırmış olabilir.

    şu olayı kısaca anlatayım; yunan milli marşı okunurken çıkan ıslık seslerinin neredeyse tamamı bu bahsettiğim güney kale arkasındaki güruha aitti. arda başta olmak üzere bazı futbolcular "ne yapıyorsunuz yahu" dedi ve zorla susmuş gibi yaptılar. daha sonra saygı duruşunda yine aynı değersiz canlılar ıslığı başlattı. maç esnasında da dönem dönem yapılan o milli maçla alakası olmayan tezahüratları hep bu herifler yaptı. yoksa stadın geri kalanı oturduğu yerden maç izledi. nadiren "kırmızı-beyaz" tezahüratına katıldılar ama stat genelinde katılım oldukça düşüktü. tezahüratları da genellikle kale arkaları kendi aralarında yaptılar. yani stadın %90'ı maça hakikatten milli maç izlemeye gelmişti.

    bugün bu canlılar sayesinde, daha önceleri de düşündüğüm bir şeyi kanıtlamış oldum. o da şu; yukarıda bahsettiğim gibi kafasında beyin diye taşıdıklarının ne olduğunu bilmediğimiz 40-50 kişilik (sayıları tezahürata göre 100-150'yi bulabiliyor) bir canlı grubu futbol maçını tribünden izleyip bağırmak gibi basit ama etkili bir yöntemle, normal hayatta üzerinde hiçbir etki bırakamayacağı bir çok insanın düşüncesini etkiliyor. işte buradaki, twitter'daki, sosyal medyadaki insanların düşüncelerini etkiliyor ve insanların milli takımdan soğumasında çok büyük etken oluyor. aslında bu olay, boktan canlıların yaptığı boktan bir olay. aslında bu canlıların bizim yaşam alanlarımızda, bizim ülkemizde olmamaları gerekiyor. hele bizi hiç mi hiç etkilememeleri gerekiyor. ben eminim ki konya'daki maçta da yine en fazla 100-150 kişilik bir gruptu aynı olayları yapan.

    aslında o kadar değersiz bir canlı grubu ki bu insanlar, o kadar değersiz bir canlı grubu ki dünya üzerindeki hiçbir şeye etki etmeden (edemeden), bonz monz çekip kendi tükürüklerinin arasında yaşamaya mahkumlar. bu insanlar için değil avrupa basını, biz bile burada konuşarak enerji harcamamalıyız. bu insanlarla twitter, arda, fatih terim, bizler falan kimse ilgilenmemeli. görmezden gelinmeli de değil direk görmemeliyiz. çünkü evet o kadar değersizler.

    normalde bu kadar ağır konuşmam ama gidip gördüm ve bunların bulunduğu blok benimkinin hemen yanında olduğu için sinirlendim. ama aslında dediğim gibi sinirlenmemem lazım, çünkü o kadar kalitesiz, o kadar değersizler.

    saygılar.
  • 413
    içerisinde barındırdığı kitlenin çoğunluğu maalesef görgü ve ahlaktan yoksun olan, sürüler halinde hareket eden ülkemiz. bunun uzun uzun açıklanacak hiçbir tarafı yok. bu ülkedeki zihniyet ve at gözlükleri birkaç nesil değişmediği sürece aynı kalacak. ha o nesil değişiminden sonra her şey düzelecek mi? tabi ki hayır. her zaman sığ düşünceye sahip bir kesim var olmaya devam edecek bu ülkede çünkü artık kabul edelim biz bir ortadoğu ülkesiyiz. bu kanıya varmak ise çok basit;

    - ölen bizden* değil mi? o halde gebersin bize ne,

    - peki bu ölenler için saygı duruşu yapmalı mıyız? tabi ki hayır bizden değiller,

    - yapıldı diyelim, bu saygı duruşunu ıslıklamalı mıyız? tabi ki evet çünkü kafirler için saygı duruşunda bulunulmaz,

    - onu geçtim misafir ettiğimiz takım yunanistan mı? evet ordan bir ıslıklama daha yazmanızı rica edeceğim,

    bu böyle uzar gider dostlar. şimdi bunu okuyan arkadaşlarımın aklında direk karşı sav olarak "onlar biz öldüğümüzde neredeydi? bizim için niye saygı duruşu yapmadılar?" gibi sorular soracaklardır. öncelikle böylesine büyük facialarda, kıyımlarda ve katliamlarda kısasa kısas uygulanmaz, bu insanlık dışıdır. o bana üzülmedi ben niye ona üzüleyim? gibisinden cümleler kurmak sadece bazı şeyleri uç noktada yaşamanın sonucudur. ankarada ölen, beyrutta ölen, pariste ölen, kenyada ölen veya dünyanın bir başka yerinde ölen herkes için üzüntü duyulur. bunu ayırmak size bize bölmek de insanlık dışıdır, vicdansızlıktır.

    en çok karşılaştığım bir başka tepki ise "kendi vatanınızda ölenler için paristekiler kadar üzülmediniz bea" oldu şu ana kadar. arkadaşım öncelikle o vatanında ölenler içerisinde ben de olabilirdim.* bu başka hikaye isteyene sonra anlatırım. e be insan, sen nerden bileceksin benim kime üzülüp kime üzülmediğime? sen misin benim veya başkalarının vicdan bekçisi? eskiler güzel söylemiş, iğneyi kendine çuvaldızı başkasına diye. sen bana bu ithamda bulunurken çok mu düşündün orada hayatını kaybedenleri? çok mu için acıdı da gelmiş bana burada insanlık öğretmeye kalkıyorsun? senin ülken o insanlar için "oh olmuş, gebersinler, cehennemin dibine kadar yolları var" derken sen nasıl başka ülkelerden acına ortak olmalarını beklersin? bu ülke ve insanı içerisine saplandığı zihniyetten ne zaman kurtulursa işte o zaman o acılarını beğenmediğin, hor gördüğün insanlar da senin acılarına ortak olur. neyse bu konu çok yere çekilir ve ben sözlüğü seviyorum dolayısıyla pilot olmak istemiyorum.

    özellikle 17 kasım 2015 türkiye yunanistan maçında yaşanan ıslıklama ve tezahürat olayından sonra bu denli doldum, istemeden birilerini kırdıysam affedin. yazmasam ben patlayacaktım çünkü.

    edit: konunun yeri burası olmayabilir ancak yazmaya başlarken bir yerden sonra duramadım. modlardan da bu vesileyle özür diliyorum.
  • 415
    acayip kafalar yaşayan tuhaf ülke. bir tarafta başkanı hapis yatan, mahkeme ve daha birçok kurum kararıyla şike yaptığı sabit olan bir kulübün şike yapmadığına inanılırken diğer tarafta şike şüphesi bile olmayan, mahkemenin önünden bile geçmemiş bir kulübün şike yaptığına inanılıyor. hayır bari ot satışını yasalaştırın da vergi de alırsınız, millet gizli gizli kullanmak zorunda da kalmaz. dünya gündemini o kadar takip ediyorum. bu ülke kadar anormalini daha görmedim.
  • 416
    --- alıntı ---

    istanbul'da bugün bir kişinin sabah saatlerinde boğaziçi köprüsü'nün korkuluklarına çıkarak kendini boşluğa bırakıp hayatına son vermesiyle ilgili olayda şok bir gelişme yaşandı. o sırada otomobille köprüden geçerken, "saatlerce senin yüzünden trafikte bekliyoruz. atlayacaksan atla" diye erol çetin'e bağırıp küfür ettikleri iddia edilen iki kadının "intihara teşvik etmek" suçundan gözaltına alındığı ortaya çıktı.

    --- alıntı ---

    insanları gittikçe zıvanadan çıkan ülke. hiç umudum kalmadı artık.
  • 417
    suudi kral ölünce 3 gün yas ilan edilen, 37 vatandaşı bombalı saldırıya kurban gidince "ferhat göçer dinleyecektik, başka zaman dinleriz." denilen ülke.

    midemi bulandırıyor bu ülke de, insanı da, medyası da.

    peşin ekleme: bir zat-ı muhterem de "bununla yaşamaya alışmalıyız." buyurdu. e alıştık zaten amına koyayım, ülkenin başkentinde 5 ayda 3 kere hem de merkezi yerlerde patlama oldu. biz alıştık da, siz sırça köşklerinizde haberdar mısınız ondan şüpheliyiz.

    bir ekleme daha: milli futbol takımı euro 2016'da olan ülke. ilgi alanımız.
  • 421
    3 tane birbirinden cehennemlik ve lanet camianın* birbirini sikmeye çalıştığı ülkem, vatanım, biriciğim. malazgirt'te alpaslan'dan, pasinler'de çağrı bey'den, afyon ovası'nda ata'mdan kalan yadigarım. gerçek yurtseverlerin sesi bu 3 kımıl zararlısı cemiyet kadar çıksa, çıkabilse keşke. çıkarabilsek keşke. ama böyle giderse, bu halkın canını yakmaya böyle devam ederlerse o günler uzak değil. her diriliş gibi biraz sancılı olur ama olur, allah'ın adaleti er geç yerine gelir. bunu galatasaray öğretmemiş miydi zaten bize?
  • 422
    dün yaşanan patlamadan sonra açıkçası koptum her şeyden. ne yazasım var ne okuyasım. yazmayı düşündüm son olaylarla ilgili ama elim klavyeye gitmedi. şimdi ise biraz mecburiyetten birazsa söylemek istediklerimden bir iki şey yazmak niyetindeyim.

    öncelikle hepimizin başı sağolsun. allah ülke olarak hepimize yardım etsin, acılarımızı dindirsin.

    türk insanı bölüne bölüne kendi özünü kaybetti. türk ruhunu, o eski inancı, inanmışlığı, kenetlenmişliği, bayrağa olan sözünü yitirdi. zaten bölücü örgütler yeterince varken. bir de kendi içimizde olur olmadık şeyler yüzünden bölünüyoruz. yok recep tayyip erdoğan başlığı silinmiş de, yok türk insanının suçlu bulunması hatalıymış da. bana ne bunlardan, bize ne bunlardan? bu ülkenin başında olan ve de bu acıların yaşanmasını önleyemeyen bir cumhurbaşkanını önemsemiyorum. kabul de etmiyorum. o adam yüzde 40'ın cumhurbaşkanı olmayı seçti, türkiye'nin değil. bizleri eğer bir şeyler kurtaracaksa o şey kendine bile hayrı olmayan uzun adam değil, türk milletidir.

    hayatımın hiçbir evresinde türk kelimesini böylesine sıkça kullanmamıştım. bugünlerde sık sık ''türk'' diyorum. yanlış anlaşılmaları önlemek adına şunları da söyleyim: bu vatan hepimizin vatanı, kurtuluş savaşının nasıl kazanıldığını gayet iyi bilir bu millet. onları unutmayız. ve de çok uluslu bir yapı her zaman iyidir diye düşünürüm. ama şu sıralar türk olmaya olmasa bile türk gibi yaşamaya mecburuz. şimdilerin islami türkleri gibi değil ama. eski türkler gibi.

    paris'te katliam yapıldı, bölündük...

    ankara'da katliam yapıldı, bölündük...

    rus uçağını düşürdük, bölündük...

    ne yaparsak yapalım, bölündük.

    ve de bu yüzden kaybediyoruz. kenetlenemediğimizden. bakın; paris için tüm dünyayı ayağa kaldıranlar şimdi en ufak bir şey söylüyor mu? kaldı ki iki olayda da tüm dünyayı ayağa kaldırmak en doğrusu. canın milliyeti olmaz. ölümün rengi olmaz.

    bizimle dalga geçiyorlar, bizim sinirlerimizle oynuyorlar. şehitlerimizi kanıksıyoruz artık maalesef. her gün bir yerlerde bombalar patlıyor. ve biz artık tepki filan da veremiyoruz. biz korkuyoruz. biz sadece kendimizi düşünüyoruz.

    biz, artık eskisi gibi değiliz...

    fransızlar ne yaptı, yürüyüşler, protestolar düzenlediler. medyaya baskı yaptılar. dünyaya baskı yaptılar. bizim de bunları yapmamız gerekirken, ''aman bugünlerde sokağa çıkmayalım.'' diyoruz. bu millet korksa idi şuan ay yıldızın altında bir vatanımız olmayacaktı. çanakkale savaşı için oğlunu gönderen analar korksa idi o destanı yazabilir miydik? sürekli kendi canımızı düşünmekten vatanı düşünemez oldu bu millet. benim canım, vatana feda olsun.

    mustafa kemal'im yaşasa idi diye ne olurdu diye düşünüyorum bazen. bugünleri görse mutsuz bir adam olarak gözlerini yumacaktı bu hayata. ama eminim ki o büyük bir gururla, hatta mutlulukla veda etti bizlere. çünkü ardında aslanlar gibi bir millet var idi. şimdi mi? yeller aldı yerini...

    mehmet akif ersoy'un da dediği gibi allah bu millete bir istiklal marşı daha yazdırmasın. yazdırmasın da, destan yazmalıyız.

    bu destanı savaşla değil bilimle gerçekleştirebiliriz.

    milli mücadelenin kalbi ankara'da art arda bombalar patlatıyorlar. mesaj veriyorlar. mesajı ise okuyamıyoruz millet olarak. çünkü sadece ''bir'' i düşünüyoruz. ''tümü'' düşünseydik zaten bunlar olmayacaktı belki de.

    makarnam geldi, kömürüm geldi, oyum sana! ne kadar basit değil mi?

    ne zaman orta doğu yörüngesine girsek acılar yaşıyoruz. bu tesadüf mü? yoksa gerçeğin ta kendisi mi?

    umut bulut'a da allah sabır versin demek istiyorum. hep söyledim bunu daha önce de. bir futbolcu kötü oynayabilir, ama yeteneği buysa ne yapabilir? umut için küfür edenler, beddua edenler şimdi içiniz rahat mı? şimdi diyeceksiniz ki biz onun futbolculuğuna laf ettik diye. peki, ettiğiniz bedduaları da ''allah'ım ettiğim beddua onun futbolculuğunadır.'' diyerek mi yolladınız allah'a? bedduanın sınıflandırması mı olur? ordan çıkmaz, burdan çıkmaz ama bir yerden çıkar bu kadar insanın ahı.

    allah bu millete sabır versin. yol göstersin.

    sizlerden ricam artık bölünmeyelim. hangi ırk, hangi milliyetten olursak olalım, bu vatan için kenetlenelim.

    son olarak daha önce de paylaştığım bir şiiri buraya tekrar yazmak istiyorum.

    ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
    kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,
    işık ışık, dalga dalga bayrağım!
    senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

    sana benim gözümle bakmayanın
    mezarını kazacağım.
    seni selâmlamadan uçan kuşun
    yuvasını bozacağım.

    dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...
    gölgende bana da, bana da yer ver.
    sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar:
    yurda ay yıldızının ışığı yeter.

    savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün
    kızıllığında ısındık;
    dağlardan çöllere düştüğümüz gün
    gölgene sığındık.

    ey şimdi süzgün, rüzgârlarda dalgalı;
    barışın güvercini, savaşın kartalı
    yüksek yerlerde açan çiçeğim.
    senin altında doğdum.
    senin altında öleceğim.

    tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:
    yer yüzünde yer beğen!
    nereye dikilmek istersen,
    söyle, seni oraya dikeyim!
  • 423
    öncelikle başımız sağolsun. iki gündür yazasım, konuşasım kalmadı. pazar akşamı zaten dağılmış durumdaydım. bir de umut bulut'un babasının vefatını öğrendiğimde tamamen çöktüm. tıpkı umut bulut gibi benim de doğum günüm bugün. doğum günümde babamı toprağa verdiğimi düşündüğümde gözyaşlarıma engel olamadım. çok zor bir durum. insanların evine bu ateşi düşürenlerin allah belasını versin.

    türkiye. aydınlığa çıkmasını dört gözle beklediğim ülkem. ulu önder atatürk sayesinde ilerlemeye ve aydınlanmaya başlamıştık halbuki. sonrasında gelen yıllarda sistematik olarak halkın bilinçlenmesi ve yüzünü bilime dönmesi engellendi. geldiğimiz noktada ise ülkemizin, başkentinde her ay patlamaların yaşandığı bir ortadoğu ülkesine dönüşmesi maalesef engellenemedi. bunlarla beraber bana mı öyle geliyor bilmiyorum ama toplumda da ciddi bir yozlaşma mevcut. belki de eskiden beri böyleydik ama sosyal medya olmadığı için bu kadar belli değildi, bilemiyorum. toplum olarak birbirimizden koptuk, kopartıldık ve artık birbirini önemsemeyen, birbirine saygı duymayan insanlar haline geldik.

    ülke olarak sürekli geri gidiyoruz. her alanda. bilimde, sporda ve sanatta. kimse şimdi ekonomi mükemmel, çok iyi edebiyatı yapmasın. demokrasi, konuşma özgürlüğü ve hatta yaşam özgürlüğü gibi temel insan haklarının olmadığı bir ülkede ekonomi süper olsa ne olacak arkadaşlar. eğer insanlar sokakta yürümekten korkar hale geldiyse bir şeylerin değişmesi gerektiği çok açık. bu değişim ancak eğitimle ve toplumun yüzünü bilime dönmesiyle sağlanabilir. dünyanın en gelişmiş toplumları, yüzünü zamanında bilime dönmüş olan toplumlardır. bizim için de hala geç değil. kapsamlı eğitim reformları ile orta vadede başarılabilir. neden olmasın ? umudumuzu korumalıyız. herkesin sokaklarda rahatça dolaşabildiği, her türlü düşünceye saygı duyulan, vatanını seven insanlardan oluşan bir ülke. hayalimdeki türkiye böyle bir türkiye. karamsar olmak için çok sebep var ama olmamalıyız. türk toplumu olarak bütün bunları atlatacağız inşallah.
  • 424
    masum insanlarin cok az ve cok gucsuz oldugu ulke. ulkenin resmi ve gayri-resmi butun koseleri gizli bir plani olan takiyyeciler tarafindan isgal edilmis. kimisi vatan severlik, kimisi din, kimisi egitim vs. gibi motivasyonlari kullanip insanlari emrine alip, onlarin uzerinden guce kavusuyor. bu saydigim basliklar dunya'nin genelinde de bu amcala kullanilmakta ama artik insanlar ozellikle gelismis ulkelerde bireysel hak ve ozgurluklerini dusunebilecek ve savunabilecek zekaya ve iradeye sahipler. turkiye 'deki cogunluk zaten inandigi ya da dusundugu gibi yasamayan, toplum baskisina boyun egmis iki yuzlu ve tembel bir kitle. bu yuzden turkiye surekli nefretin arttigi, zayifin daha cok ezilirken, ayni zayif sayesinde guclunun daha guclu oldugu bir ulke olmaktan kurtulamiyor.
  • 425
    voltaire 18.yy'da “fikirlerinize katılmıyorum ama onları ifade etme hakkınızı sonuna dek savunacağım.” diyor.

    21.yy'da hala voltaire'nin bu mesajini benimseyemeyen bir ulkedir turkiye. her seyin otesinde ve en temelde iste tam da bu yatar. eger insanlar birbirlerinin karsit goruslerine tahammul edebilse ve bu farkli dusunceleri dusmanlik ya da hainlik olarak gormese ulke bambaska bir yer olurdu. gel gor ki din elestirilemez, ataturk elestirilemez, hukumet elestirilemez, osmanli elestirilemez... bunlar ve bunlara benzer bir cok konu var ki, sevenlerinin sevmeyenlere hemen dusman oldugu, hemen kufur kiyamet saldirdigi, elindeki hangi guc varsa onunla karsisindakini ezdigi bir ulke turkiye.

    dusunce ve ifade ozgurlugu iste bu kadar kritiktir bir toplumun huzuru icin. bu yuzden dusunce ve ifade ozgurlugu arttikca ulkelerin medeniyet ve ferah seviyeleri de artar.
App Store'dan indirin Google Play'den alın