• 2
    20 yaşındayım, antropoloji okuyorum. garipsediğim muhabirlerdir. sanırım fena paralar almıyor bu adamlar, yanlışsam düzeltin. yani 2000 altı aldıklarını düşünmüyorum.
    yani, hiç bilmiyorsan ingilizce şey bile olur, please speak about the match for us. abi, çok temel değil mi şu cümle ? söylediklerini de anladığın kadarıyla çevir gitsin. zaten bu akşamdan sorna da ingilizce eksikliğini fark etmiş olup çalışmazsan bu konuda hata.

    please speak about the match for us, çok zor olmamalı yahu.
  • 4
    https://twitter.com/...s/678257663214559232

    bir tercüman olarak ziyadesiyle üzmüştür bu olay beni. ankarada okuyorum dolayısıyla trt'nin nasıl bir havası olduğunu az çok biliyorum. medya ve televizyon alanında birçok öğrencinin hayalindedir burada staj yapmak veya çalışmak.

    keşke çalışanlarına da stajyer olarak girecek olanlara gösterdikleri kadar titizlik gösterseler, özellikle yabancı dil konusunda. futbol, basketbol veya voleybol farketmeksizin birçok yabancı oyuncu var ülkemizde yani muhabirlerin yeterli düzeyde yabancı dil bilmeleri gerekiyor.
  • 9
    övmeden soru sormazsa ölecek hastalığına yakalanmış birçoğu. sadece futbol muhabirleriyle alakalı da değil bu konu, basketbol muhabirleri (medyası demek daha doğru olabilir) de böyle.

    muhabir: efendim, siz türk futbolunun en ateşli, baştan çıkarıcı, seksi figürlerinden birisiniz. maçı yorumlar mısınız?
    kişi: evet, 3 puanı almak güzeldi...

    şansın tokyay: sayın türkoğlu, göreve geldiğinizden beri türk basketbolu adına ultrasonik işler yapan bir başkansınız. görüşlerinizi alalım.
    hidayet türkoğlu: aaa, evet, ııı, aynen, eee, haklısın, ııı, bu konuda, aaa...

    serkan korkmaz: türk futbolunun her şeyi, en ağır topu, duayeni, mükemmeli, bileni sayın toroğlu da stüdyomuza teşrif ettiler efem (ilker yağcıoğlu bu sırada söylenenleri onaylarcasına kafa sallıyor). evet sayın hazreti hocam, ne diyorsunuz?
    erman toroğlu: sevgili serkan...

    lan olm bu ne amk. düz sorun işte ya, dümdüz. :(
  • 10
    fatih terim'e elbette "hoca bu takım neden oynamıyor?" veya "kötü oyunun sebebi nedir?" tarzı soru soramazlar. adamlar da evlerine ekmek götürmekle sorumlu arkadaşlar. lan kazayla birisi, "şampiyonluk şansınızı nasıl görüyorsunuz?" gibi bir soru sorsa, önce terim tarafından haşlanacak, sonra da işinden falan olacak. sanki galatasaray süper ligde yarışmıyormuş gibi soru sormaları hep bundan ibaret. adamları suçlamaya gerek yok.

    bir de aynı bizim gibi gerçeği göremiyor bu arkadaşlar. yoksa her maç, rakip ceza sahasına girmeden 10 tane pozisyona giriyormuşuz lan biz! bizim gibi kıçlarıyla izliyorlar maçları tabi ondan soramıyorlar.
  • 12
    igor tudor a sorduklarinin yuzde birini sorsalar, once islerinden olur, sonra is arkadaslari tarafindan toplu lince ugrar, haklarinda davalar acilir, mekanlari basilirdi muhtemelen.

    anlamlandiramadigim en buyuk sikinti, ali koc herseyi yaparken saha disi, kendisiyle alakali sorular bile sordururken azicik akilli olup takimla alakali sikintili bir soru sordursa kiyamet kopacak haberi yok.

    edit: imla
  • 16
    eskiden de spor muhabirleri takım tutardı ancak bir ölçü vardı. şimdi dijital platformların varlığı ve herkesin kendini ön plana atmak amacıyla, kendi kulübüne kendini beğendirmek için, rakip takımlar hakkında mesnetsiz yazıp konuşması ve beğeni kazanmak için iddialı ve asılsız söylemlerde bulunmasıyla iyice terazisi kaymıştır. spor muhabirliği meslekten çok transfer duyumculuğuna evrilmiştir. muhabirlik birilerinin sana söylediğini halka okumak oldu. muhabir normalde olay yeri inceleme ekibi iken artık evinde kahvesini yudumlayıp, kendisini tutan kulüp yöneticilerinin veya profesyonellerinin fısıldadıklarını twit atmak suretiyle insanlara ulaştırma mesleği oldu. emek yok oldu, araştırma çok azaldı. kısacası sokaktan geçen herkesin yapabileceği bir bayağılığa dönüştü.
  • 18
    galatasaray’ı takip eden spor muhabirlerinden bir ricam olacak. şu birkaç soruyu hocaya yöneltir misiniz?
    1.her karşı rakip sizin 6 numaranıza baskı yaparak gol atıyor, bu konuda bir gelişme olmayacak mı artık?
    2.galatasaray duran toptan gol atamadığı halde duran toptan gol yiyebiliyor rahatlıkla. duran top çalışmıyor mu bu takım?
    3.diagne her girdiği maçta fark yaratırken, üstelik fizik ve oyun anlamında katkı sağlarken neden ilk 11 düşünülmüyor? hatta neden en son tercih olarak oyuna alınıyor?
    4.bu takım 46.dakika değişikliklerinden ne zaman vazgeçer?
    işlerini düzgün yaptıklarında ortamdaki pisliklerin temizleneceğini düşündüğüm emekçi insanlar.
  • 20
    türkiye'de ölü bir meslek spor muhabirliği. ırmak kazuk iyi bir muhabirdi en son, şimdi berk göl'ü beğeniyorum, belki biraz da yağız sabuncuoğlu iyi. gerisi sırf isimleri gazete haberlerinde yazdığı ya da ekranda göründükleri için muhabir sıfatını kendilerine layık görüyor. yoksa holiganlar. sercan hamzaoğlu, ali naci küçük, nevzat dindar, yakup çınar... hepsi aynı. yaptıkları haberler ciddiyetsiz, sırf muhabirliğini yaptıkları kulübün çıkarını savunurlar, bir kısmı kulübün de değil yönetimin elemanıdır falan. halbuki eskiden takım muhabirleri arasında başka takımı destekleyen çoktu. en meşhuru halil özer'dir. sözlükte sevmeyeni çok ama arşiv karıştıran bilir, çok önemli ve iyi bir galatasaray muhabiridir.

    tabii sercan'ın, ali'nin, nevzat'ın iyi gazeteci olmadıklarını herkes biliyor. bir de iyi muhabir sanılıp hiçbir numarası olmayanlar var. bunların da başını evren göz çekiyor. ben bu adamın bir tane atlatma haberini hatırlamıyorum. hep yuvarlak yuvarlak konuşur, ya tutarsa gazeteciliği yapardı. şimdi yorumculuk ediyor, yorumculuğu daha beter.

    bu yeni nesil muhabirler o kadar uzaklar ki muhabirlikten ne duysalar twitter'dan paylaşıyorlar. takipçi kasıyor, taraftarın eğilimi neyse onu harlayıp takdir görmeye çalışıyorlar. maalesef futbol seyircisi de ekseriyetle buna çanak tutuyor. ama çok şaşırmıyorum çünkü taraftarlık, ahmaklıktır. biz pek de ahmak olmayan insanlar için de ahmaklık ihtiyacımızı giderir. hepimizin arada bir ahmak olmaya ihtiyacı var.
  • 22
    son 15 yılda ortaya çıkan "duyumcular" yüzünden işleri iyice transfer yazmak olan muhabirler.
    eskiden sosyal medya'da anonim şekilde takılan kişiler "bir yönetici dayımın kankası olur, lincoln bitmiş." tarzı konuşur fanatik'in, fotomaç'ın bilemediğini bilirdi. bu tarz esrarengiz hesaplar ara ara ortaya çıkardı. gazeteci ve muhabirler de alakasız alakasız şeyler yazarlardı. dönemin yöneticileri muhabirlerle yüz göz olmazdı. onlara öyle her bilgiyi vermezlerdi. eşine dostuna söyledi diye de taraftar forumlarda fırça kayardı.

    gelinen noktada oyuncunun baktığı daire, çocuğunun okulu falan yazılıyor. bir muhabirin bunları bilmesi kadar saçma bir şey yok. hadi bildi diyelim yazması kadar saçma bir şey yok. yöneticiler o kadar kucağa düşmüş ki, "bak sana bu oyuncunun durumunu söyledim ama imza atmadan yazmak yok" bile diyemiyorlar. 10 sene önce en fazla "x takım ispanyol bir oyuncuyla temas halinde ;)" yazabiliyordu muhabirler. şimdi ad-soyadı tc kimlik ne varsa dökülüyor ortaya. çok can sıkıcı bir hal aldı.

    tamam menajer tarafı da haber uçuruyor ama her menajer de haber uçurmaz be kardeşim. ki zaten tek bir sızıntıda masadan kalkarım diyemiyorsan zaten büyük takım yöneticiliği yapma.
  • 24
    juventus deplasmanı öncesi osimhen’e yöneltilen sorular gerçekten çok düşük seviyede kalıyor, bu durum sadece bizim tarafımızdan kaynaklanmıyor, aynı şekilde yalan söylemin ve menajerlerin algılar için fink attığı italyan tarafında da aynı mevzu yaşanıyor. hakikaten italyanlar ve türkler kadar birbirine benzer millet yok, özellikle duygu sömürüsü ve dedikodular üzerinden realiteyi ıskalamak konusunda ortak bir noktada buluşuyorlar, adam yazın transfer dönemlerinde kaynak oluşturmak için juve ve napoli soruları soruyor. conte’yi veya başka hocaları övmesin diye spalletti’yi övdürteceği sorular yöneltiyor, oyuncuyu juve’de oynama niyetinin olduğu dönemlere yönelik cevaplar vermek zorunda bırakıyor, muhabir camiası tamamen bu eksende dönüyor.

    orada bodo; 50 milyonluk kadrosuyla son üç yılda iki kere şampiyonlar ligi finaline çıkmış, seri a lideri ınter’i patates etmiş, sessiz sessiz yoluna devam ediyor. şampiyonlar ligi sosyal medya hesaplarının ve hatta uefa avrupa ligi paylaşımlarının bile sürekli bizim egomuza yönelik olması dikkat çekiyor, biz etkileşim veriyoruz diye sürekli bu tarz içerikler üretiyorlar. arkadaş sürekli burada kalmayın, oyuna ve geleceğe yönelik sorular sorun, oyun tipleri ve planlar üzerine konuşun, dümdüz savunma mı yoksa atak mı yapacaksınız minvalinde sorular da sormayın. onları zaten sahaya çıkacak ilk on biri say desen sayamayacak insanlar da sorar, bu yüzden daha derinlikli ve teknik konulara odaklanmak gerekiyor, akdeniz memleketleri ise hala daha yarı çıplak uzanıp beyaz üzümü salkım salkım yesem mi diye düşünerek gerçeklerden kopuk bir biçimde vakit harcıyor.

    (bkz: 25 şubat 2026 juventus galatasaray maçı)
App Store'dan indirin Google Play'den alın