kendisini severdim. ama bu sevgim sadece futbol yorumculuğuna değil ülkemizde olan biteni yorumlama şekliyle de ilintiliydi.
socrates ile yaptığı ilk programda federasyona olan borcu ve kuru sabitlemesi konusunda
bein'i çok net ve kendinden emin bir şekilde savunması çok ürküttü. sebep olarak da kaçak yayınları söyledi, başka da bir şey söylemedi. karşısında salak varmış gibi, yani son yıllarda herhangi bir konuda kamuoyuna açıklama yapan herkesin tercih ettiği tarz.
kaçak izlemeyin, kulübünüz parasını alsın dedi açık açık.
bein sözleşmesinin gereğini yapmalı demedi. midemizi bulandırdı.
dün yayınlanan
socrates'teki programında da 9 kişi kalan rakibine gol atamayan
fenerbahçe ile geçen yılın şampiyonu
başakşehir'i çok net bir oyunla 2-0 yenen
galatasaray'ı aynı derecede övdü. popülist, ne yardan ne serden yaklaşımı.
yorumlarını da lütfen açın dinleyin, hiç bir teknik doluluk yok: daralma-genişleme, oyunu kanatlara yayma, 3-5-2, 4-2-3-1 gibi gayet kahvehanelerde de rahatlıkla şahit olabileceğiniz terimler, çıkarımlar. kendisi öyle rahat bir tavırda ki ne versem gidiyor der gibi.
programın konsepti de ayrı facia. aynı
%100 futbol gibi. hayır abi öyle değil böyle diyebilecek bir kişi veya format yok.
şeytan rıdvan gibi öyledir böyledir diye anlatıp kalkıp gidiyor. sorulan sorular ya yeni soru ya da destekleyici.
sonuç olarak şu ana kadar
mehmet demirkol ve
socrates işbirliği benim için büyük hayal kırıklığı.