10976
beni her defasında hayretlere düşüren derecede vizyona sahip bir taraftar topluluğu. nedenine dair bir fikrim de var ama onu en sona bırakacağım. öncelik başka bir şeyde.
biliyorsunuz son yıllarda, lig başarıları üst üste geldikçe, takımından hoşnut olmayan galatasaray taraftarını "şımarık, doyumsuz, kendini bilmez" diye tanımlayan bir yaklaşım da beraberinde doğdu. taraftar oyundan memnun olmuyor; "size 13.lük müstehak" taraftar avrupada başarısız görüyor "sen en son ne zaman son 16'ya kaldın?" bu yaklaşım diğer pek çok popüler fikir seti gibi hızla yayıldı.
ancak işte galatasaray taraftarı bir acayip. yemiyor bu yemi. oltayı yutmuyor. hala diyor ki" arkadaş ben juventusu 7-5 eledim ama hiç tur geçmiş gibi hissetmiyorum, demek ki bu işte bir yanlışlık var" bazen kantarın topuzunu kaçırabiliyor, istifa istiyor, defolun gidin diyor, tamam ama doyumsuz olduğu için değil "doymak ne demek bildiği için" kandırılmıyor.
doymak ne demek? ben size anlatayım. doymak kendinin 5-10 misli maliyetle kurulmuş, organizasyon şemasında hata olmayan ve her gün üzerine koyan camiaları devirmek, fırsatı olunca da elinden turu veya kupayı alabilmek. sağ bek yedeğine 30 milyon euro verdiğin takımla bunu yapmak değil. kendi öz kaynaklarınla bunu yapmak. bodo glimt gibi mesela.
galatasaray taraftarının bir diğer vizyonerliği de doymayı bildiği halde (belki de tam o yüzden) aç olması. doymayınca huysuzlanıyor. 5-2'nin rövanşında kendini harlemde zanneden (ve defansta en yüksek maaşı ben alırım diyen) stoper istemiyor. bu oyunun danny ile de, vedat inceefe ile de oynandığını biliyor.
galatasaray taraftarı biraz victor osimhen gibi. elinden gelen her şeyi yaptıysa ancak tatmin oluyor. üzerine bir de kazandıysa mutlu oluyor. kaybettiyse teselliyi yine kendi kudretinde buluyor. yoksa huysuzlanıyor.
neden galatasaray taraftarının vizyoner olduğu konusunda rutin açıklamalar (başarılı geçmiş, ilk kez yapılmış şeyler vb) dışında benim şöyle bir fikrim de var; galatasaray taraftarı kulübüne, o kulüp bir avuç insanın elinde olduğu için biraz mesafeli kalabiliyor, böylece olup biteni görme konusunda bir perspektif avantajı kazanıyor. bu benim fikrim/hissim tabii.
biliyorsunuz son yıllarda, lig başarıları üst üste geldikçe, takımından hoşnut olmayan galatasaray taraftarını "şımarık, doyumsuz, kendini bilmez" diye tanımlayan bir yaklaşım da beraberinde doğdu. taraftar oyundan memnun olmuyor; "size 13.lük müstehak" taraftar avrupada başarısız görüyor "sen en son ne zaman son 16'ya kaldın?" bu yaklaşım diğer pek çok popüler fikir seti gibi hızla yayıldı.
ancak işte galatasaray taraftarı bir acayip. yemiyor bu yemi. oltayı yutmuyor. hala diyor ki" arkadaş ben juventusu 7-5 eledim ama hiç tur geçmiş gibi hissetmiyorum, demek ki bu işte bir yanlışlık var" bazen kantarın topuzunu kaçırabiliyor, istifa istiyor, defolun gidin diyor, tamam ama doyumsuz olduğu için değil "doymak ne demek bildiği için" kandırılmıyor.
doymak ne demek? ben size anlatayım. doymak kendinin 5-10 misli maliyetle kurulmuş, organizasyon şemasında hata olmayan ve her gün üzerine koyan camiaları devirmek, fırsatı olunca da elinden turu veya kupayı alabilmek. sağ bek yedeğine 30 milyon euro verdiğin takımla bunu yapmak değil. kendi öz kaynaklarınla bunu yapmak. bodo glimt gibi mesela.
galatasaray taraftarının bir diğer vizyonerliği de doymayı bildiği halde (belki de tam o yüzden) aç olması. doymayınca huysuzlanıyor. 5-2'nin rövanşında kendini harlemde zanneden (ve defansta en yüksek maaşı ben alırım diyen) stoper istemiyor. bu oyunun danny ile de, vedat inceefe ile de oynandığını biliyor.
galatasaray taraftarı biraz victor osimhen gibi. elinden gelen her şeyi yaptıysa ancak tatmin oluyor. üzerine bir de kazandıysa mutlu oluyor. kaybettiyse teselliyi yine kendi kudretinde buluyor. yoksa huysuzlanıyor.
neden galatasaray taraftarının vizyoner olduğu konusunda rutin açıklamalar (başarılı geçmiş, ilk kez yapılmış şeyler vb) dışında benim şöyle bir fikrim de var; galatasaray taraftarı kulübüne, o kulüp bir avuç insanın elinde olduğu için biraz mesafeli kalabiliyor, böylece olup biteni görme konusunda bir perspektif avantajı kazanıyor. bu benim fikrim/hissim tabii.

