• 1
    bu metin bir mağduriyet edebiyatı değil.
    bir kulübün ya da bir taraftar grubunun “çok canı yandı” anlatısı da değil.
    bu metin, uzun yıllardır galatasaray’a ve galatasaraylılara karşı işlenen suçların sistematik biçimde cezasız bırakılmasının kaydıdır.

    bugün sosyal medyada bazı görüntüler dolaşıma giriyor diye bu mesele yeni sanılıyor. değil. ben kendimi bildim bileli galatasaraylılara karşı işlenen suçlar ya görmezden gelindi ya da hukukun içinde boğularak etkisizleştirildi. aleni biçimde işlenen, görüntüsü olan, tanığı olan ve mahkemeye taşınan olaylar; güçlü avukat hamleleri, idari kararlar ve “orantılılık” masallarıyla ertelendi, sulandırıldı, unutuldu.

    sahada galatasaray aleyhine işlenen suçlardan ceza beklemek zaten mümkün değil. ama mesele saha da değil.
    galatasaraylılar sokakta, sosyal medyada, otoyolda, mutlu gününde, mutsuz gününde, sahilde yürürken; kısacası her yerde saldırıya uğruyor.

    2002’de babamdan ayrı ilk kez kadıköy deplasmanına gitmiştim. önce stada alındık, ardından stadyumun içinde saldırıya uğradık. tepemizden fenerbahçe stadı’nın inşaatından kalan demir, beton, taş, tuğla ne varsa üzerimize atıldı. maç başlamadan kısa süre önce anons yapıldı ve çevik kuvvet bizi zorla stadyum dışına çıkardı.

    o dönemi bilen bilir; körüklü kırmızı otobüsler vardı. kapasitesi 350, içine 1000 kişi doldurulurdu. otobüslere doğru yürürken taş yağmuru tekrar başladı. arkadan biri “eğilin” diye bağırdı. sarı kar maskeli biri, yaklaşık 50 metre mesafeden kafama tuğla fırlattı. tuğla kafama çarptığında yere yığıldım. biri beni otobüsün kırık camından içeri çekti. camları kırık, balık istifi dolu otobüsün içinde kanlar içinde yatıyordum.

    “bunun hesabı sorulacak” diyenler vardı.
    ertesi sabah kafam bantlı ve fileli halde o “abi”leri aradım.
    tek bir tanesi bile ortada yoktu.

    o an içimden şu geçti:
    galatasaraylıysan suç işleme. sana karşı işlenen bir suç varsa da sessiz kal. bu galatasaraylı olduğum için uğradığım ilk saldırıydı. hiçkimsede arkamda durmadı. bunu yaşadığımda 14 yaşındaydım.

    bu ülkede linç en sevilen reflekslerden biridir. sokakta ağlayan bir çocuk varsa sosyal medyada herkes linç eder. sokakta bir delikanlı varsa hesabı orada sorulur. ama konu galatasaraylıysa, bu refleksler çalışmaz.

    2019’da bağdat caddesi’nde galatasaraylılara toplu saldırı yapıldı. görüntüler ortada. yüzler açık. saldırı münferit değil, organizeydi. sosyal medyada “bağdat caddesi fener’in kalesi” diye paylaşıldı. beş yaşında ağlayan galatasaraylı çocuk ülke gündemine düştü. kimse ceza almadı. girip youtube dan izleyebilirsiniz.

    2014’te fenerbahçe bağdat caddesi’nde şampiyonluk kutladı. cadde trafiğe kapatıldı, kadıköy belediyesi tüm bölgeyi belediye bütçesiyle sarı-lacivert bayraklarla süsledi. yetmedi. binlerce kişi galatasaray store’u taşladı, kepenklerini kırdı, içeri girdi, yağmaladı ve mağazayı ateşe verdi. ertesi sabah mağaza tamamen kül olmuştu. ürünler mağaza önünde toplanıp yakılmıştı. bunu yapanlar ve bunu paylaşanlar hiçbir ceza almadı. hepsinin yüzleri açık ama hiçbiri mahkeme yüzü görmedi.

    2013’te galatasaray şampiyon olup kadıköy’e gitti. tribünle hiçbir diyaloğu olmayan iki afrikalı futbolcuya muz sallandı. dünyanın her yerinde aşağılık bir ırkçılık olarak kabul edilen bu eylem için de ceza verilmedi. aksine, yapanlar canlı yayında kravat takıp “midem ağrıyordu, o yüzden elimde muz vardı” diyerek hem adalet sistemiyle hem kamuoyuyla alay etti. aldıkları tek ceza, göstermelik bir maç yasağıydı.

    2024’te galatasaray’ın beraberlikle şampiyon olacağı, faul ile atılan bir gol sonrası şampiyonluğu 1 hafta ertelenen maç sonrası, fenerbahçe başkanı saldırgan ve silahlı kişilerin bulunduğu bir konvoyla, devletin polisini dahi hiçe sayarak misafir olduğu stada baskın yaptı. galatasaray’ın maaşlı çalışanı öldüresiye dövüldü. omurilik zedelenmesi, kaburga kırıkları, kafa travması… hastane raporlarında açıkça “adam öldürmeye teşebbüs” niteliğinde yazan suçlar, halk arasında “kahve yasağı” denilen denetimli serbestlikle geçiştirildi. kimse hapis yatmadı.

    2025 yılında caddebostan sahilinde, kendi halinde galatasaray tişörtüyle yürüyen bir galatasaray taraftarına silahla ateş edildi. silah havaya değil, doğrudan kişiye doğrultularak sıkıldı. saldırganın yüzü açık olmasına rağmen kimliği gizlendi. cezalandırıldığına dair kamuoyuna yansıyan hiçbir bilgi yok. büyük ihtimalle bu dosya da diğerleri gibi sessizce kapatıldı.

    2026’da süper kupa finalinde galatasaraylılar yine toplu ve münferit saldırılara uğradı. sosyal medyada dolaşan görüntülerde 20 kişinin tek bir galatasaraylıyı dövdüğü açıkça görülüyor. o taraftar da biliyor: adalet ararsa yalnız kalacak. ve büyük ihtimalle karşılığını alamayacak.

    burada yazılanlar istisna değil.
    bunlar aynı zincirin yıllara yayılan halkalarıdır.
    yaz yaz bitmez.

    ama yazdıklarımızda ortak bir gerçek var:
    galatasaray’a karşı işlenen suçlar bu ülkede ya cezasız kalıyor ya da sembolik cezalarla geçiştiriliyor.
    bu cezasızlık saldırganı cesaretlendiriyor, mağduru susturuyor.

    adalet, kulübe göre eğilip bükülüyorsa,
    onun adı adalet değildir.
App Store'dan indirin Google Play'den alın