961
dünyanın gördüğü sayılı devrimcilerden biri. yaklaşık 20 yıllık süreçte dahil olduğu topluma sınırları belli bir ülke, yeni bir hayat ve yönetim tarzı sunmayı başarmış bir büyük insan. teorisizlikten kırılan günümüz türkiyesinin sağ ya da sol kavramına sıkıştırılamayacak kadar geniş bir görüşe sahipti.
her ne kadar asker olmasıyla bağdaştırılsa da 1930'larda altın dönemlerini yaşayacak olan faşizm akımının ayak seslerini taa 1920'lerin ortalarında duyabildiği için "milliyetçi" hamleler yapmaktan geri durmadı. ancak kuru bir faşiste göre çok daha barışcıl ve yapıcı bir tarz belirledi.
özellikle kurtuluş savaşı döneminde dini kendine kalkan edinen, insanları inançlarını kullanarak yükselmiş şarlatanların aleyhte faaliyetleriyle de çokça uğraştı. bu sebepten dolayı kurtuluş savaşı bitince bu tür odaklara topyekün bir savaş açtı. halkın hem hür iradesiyle ibadet edebilmmesini, hem de inanacağı dini tüm gerçekleriyle ve başkalarına bağımlı kalmadan öğrenebilmesini hedefleyen politikalar yürüttü. kanserli hücrelerin bir kısmını alarak geçici bir tedavi yapsa da bütün illeti bu topraklardan atmaya ömrü vefa etmedi. bu coğrafyada 800 yıldır bu şekilde çarkını döndüren çevrelerin bu sebeple her daim boy hedefi oldu. bugün ölümünün üzerinden 80 yıl geçmişken dahil 15-20 yaşında çocukların bile götten uydurduğu hurafelerle karalanmaya devam ediyor...
yine kurtuluş mücadelesi öncesi ve sırasında padişahlığın işlevsizliğini ve tehlikelerini, tek bir adamın alacağı kararın toplumun kaderi hakkında ne kadar absürd sonuçlar doğurabileceğini acı şekilde tecrübe etti. bu sebepten dolayı özgürlük mücadelesini tamamlar tamamlamaz toplumuna yeni bir yönetim şekli sunarak kendi geleceği hakkında söz söyleyebilme yetkisini verdi. bunu yaparken bireylerin öğrenmekten bıkmamalarını, üşenmemelerini öğütledi. her daim ilim ve bilime olan inancını yineledi. o zamanlardan bugünleri görmüş olsa gerek dünyanın en büyük bok çukuru haline gelen ortadoğu'ya sırt çevirip toplumun yüzünü batıya çevirmeye çalıştı. ama ne hayalindekileri iyice yerleştirecek, ne de bu konuyu devam ettirecek birilerini yetiştirecek kadar ömrü olamadı. kurtuluş mücadelesini sonlandırıp fikirsel, siyasal ve iktisadi anlamda genç cumhuriyetin ilk adımlarını atmasını sağladıktan sonra hastalığıyla uğraşmaya başladı.
sorgulamak bize düşmez ama, 57 gibi çok da büyük sayılmayacak bir yaşta hayata gözlerini yumdu. temellerini atıp yükseltmeye başladığı rejim sağlıklı şekilde 22 yıl çalışabildi sadece. 20 senede yaşanan 3 darbe ne bu genç devletin ne de halkının kaldıramayacağı ikinci büyük darbe oldu. zaten atatürk'ün vefatı sonrası otobanda benzini bitmiş araba edasıyla ortada kalan türkiye toplumu yaklaşık 25-30 sene süren askeri idare ile iyice ümitsiz bir vakaya dönüştü. işin trajikomik tarafı rejimin belki de sonunu getirecek süreci atatürk'ün ömrünün sonuna kadar savaştığı bu şer odakları değil, bir ferdi olduğu ve kurtuluş mücadelesini futbol tabiriyle konuşursak "destanlar yazarak" kazanan türk ordusu başlatmış oldu.
hitler'in yaşadığı mutlak yenilgi, 2. dünya savaşının yaşattığı acı ve yıkımla birleşince faşist ve milliyetçi politika avrupa'da iflas etti. özellikle aydın kesim sosyalizme doğru meyil etmeye başladı. sanayi devriminden hemen sonra ezilen halkın çözüm teorilerinden şekillenen bu düşünce akımı avrupa'da süratle yükselmeye başladı. dünyaya yön vermeye çalışan kapitalist ve emperyalist güçlerin imdadına yetişen ise askeri çevreler oldu. hemen her avrupa ülkesi belli bir dönem cunta idaresine girdi. kurtuluş savaşının sağladığı karizma(!) ve etkinlikle türk ordusu 20 senede 3 darbe yapabildi, 1960'tan neredeyse 2010'lu yıllara kadar ülke yönetiminde söz sahibi oldu. bu dönemde ülkedeki birçok aydının, siyasi anlamda büyük teorisyenlerin, topluma liderlik yapabilecek insanların devlet eliyle öldürülmesi; karakteristik olarak zaten muhafazakar ve dışa kapalı olan türk toplumunun avrupa ve dünyadaki değişime ayak uydurma şansını tamamen ortadan kaldırdı.
değişen dünya ile bağlantısı doğru düzgün sağlanamadan tekrardan ve çok uzun süreli kopan türk milleti kendi özüyle başbaşa kaldı. bu da zaten 800 senedir bu coğrafyada ve bu toplum üzerinde söz sahibi olabilen şer odakları için bulunmaz ve atatürk sonrası ümitlerini kestikleri bir fırsattı. uzun yıllar yeraltında yürüttükleri sağlam çalışmaları medyanın iyice boşalmasıyla yavaş yavaş yeryüzüne doğru çıkardılar. bu da adım adım bugün yaşadığımız ve yaşamaya devam edeceğimiz durumlar silsilesini ortaya çıkardı...
atatürk büyük bir vatansever ve komutan olmasının yanı sıra taa 1920'li yıllarda bu yüzyılda yaşanacak olayları öngörebilmi bir büyük dahidir. yine işbu entryde çok kısa özet geçebildiğim gibi günümüzün siyasi görüşlerini harmanlayarak "atatürkçülük" diye adlandırılabilecek ayrı bir siyasi görüş ortaya çıkarmış bir adamdır. ve ne acıdır ki özgürlüğe kavuşturduğu halkının önemli bir kesimi tarafından algılanamamıştır. görüş farketmeksizin her partinin yanlış uygulanmış bir atatürkçülük tabusunda sıkışıp kalması bugün siyasi anlamda ülkenin yaşadığı erozyonun önemli aktörlerinden biridir. bugün dünya üzerinde "milliyetçi sosyalizm" ya da "yer yer sosyalizmden beslenen tatlı bir sağ siyaset" yapılan başka bir ülke ne yazık ki yoktur. atatürk'ün toplumun her kesimine saygı duymaya çalışan politik görüşünün yetersiz şekillerde algılanması sonucu ortaya hiçbir partinin net duramadığı, herhangi bir kesimi tam olarak kucaklayamadığı, kendi içinde tutarsızlıklarla bezeli olmasına sebep olmuştur. bugün dinci kesimin kullandığı ithamlar arasında en hafifi konumuna düşmüş olan "putlaştırma" muhabbetini başka bir yoldan da olsa doğrulayan bir durumdur ki bu da zaten yeterince kara mizah bir durumdur...
bu da böyle upuzun, sonunu yine bağlayamadığım, ilgi alanımızın dışında bir entry idi..
her ne kadar asker olmasıyla bağdaştırılsa da 1930'larda altın dönemlerini yaşayacak olan faşizm akımının ayak seslerini taa 1920'lerin ortalarında duyabildiği için "milliyetçi" hamleler yapmaktan geri durmadı. ancak kuru bir faşiste göre çok daha barışcıl ve yapıcı bir tarz belirledi.
özellikle kurtuluş savaşı döneminde dini kendine kalkan edinen, insanları inançlarını kullanarak yükselmiş şarlatanların aleyhte faaliyetleriyle de çokça uğraştı. bu sebepten dolayı kurtuluş savaşı bitince bu tür odaklara topyekün bir savaş açtı. halkın hem hür iradesiyle ibadet edebilmmesini, hem de inanacağı dini tüm gerçekleriyle ve başkalarına bağımlı kalmadan öğrenebilmesini hedefleyen politikalar yürüttü. kanserli hücrelerin bir kısmını alarak geçici bir tedavi yapsa da bütün illeti bu topraklardan atmaya ömrü vefa etmedi. bu coğrafyada 800 yıldır bu şekilde çarkını döndüren çevrelerin bu sebeple her daim boy hedefi oldu. bugün ölümünün üzerinden 80 yıl geçmişken dahil 15-20 yaşında çocukların bile götten uydurduğu hurafelerle karalanmaya devam ediyor...
yine kurtuluş mücadelesi öncesi ve sırasında padişahlığın işlevsizliğini ve tehlikelerini, tek bir adamın alacağı kararın toplumun kaderi hakkında ne kadar absürd sonuçlar doğurabileceğini acı şekilde tecrübe etti. bu sebepten dolayı özgürlük mücadelesini tamamlar tamamlamaz toplumuna yeni bir yönetim şekli sunarak kendi geleceği hakkında söz söyleyebilme yetkisini verdi. bunu yaparken bireylerin öğrenmekten bıkmamalarını, üşenmemelerini öğütledi. her daim ilim ve bilime olan inancını yineledi. o zamanlardan bugünleri görmüş olsa gerek dünyanın en büyük bok çukuru haline gelen ortadoğu'ya sırt çevirip toplumun yüzünü batıya çevirmeye çalıştı. ama ne hayalindekileri iyice yerleştirecek, ne de bu konuyu devam ettirecek birilerini yetiştirecek kadar ömrü olamadı. kurtuluş mücadelesini sonlandırıp fikirsel, siyasal ve iktisadi anlamda genç cumhuriyetin ilk adımlarını atmasını sağladıktan sonra hastalığıyla uğraşmaya başladı.
sorgulamak bize düşmez ama, 57 gibi çok da büyük sayılmayacak bir yaşta hayata gözlerini yumdu. temellerini atıp yükseltmeye başladığı rejim sağlıklı şekilde 22 yıl çalışabildi sadece. 20 senede yaşanan 3 darbe ne bu genç devletin ne de halkının kaldıramayacağı ikinci büyük darbe oldu. zaten atatürk'ün vefatı sonrası otobanda benzini bitmiş araba edasıyla ortada kalan türkiye toplumu yaklaşık 25-30 sene süren askeri idare ile iyice ümitsiz bir vakaya dönüştü. işin trajikomik tarafı rejimin belki de sonunu getirecek süreci atatürk'ün ömrünün sonuna kadar savaştığı bu şer odakları değil, bir ferdi olduğu ve kurtuluş mücadelesini futbol tabiriyle konuşursak "destanlar yazarak" kazanan türk ordusu başlatmış oldu.
hitler'in yaşadığı mutlak yenilgi, 2. dünya savaşının yaşattığı acı ve yıkımla birleşince faşist ve milliyetçi politika avrupa'da iflas etti. özellikle aydın kesim sosyalizme doğru meyil etmeye başladı. sanayi devriminden hemen sonra ezilen halkın çözüm teorilerinden şekillenen bu düşünce akımı avrupa'da süratle yükselmeye başladı. dünyaya yön vermeye çalışan kapitalist ve emperyalist güçlerin imdadına yetişen ise askeri çevreler oldu. hemen her avrupa ülkesi belli bir dönem cunta idaresine girdi. kurtuluş savaşının sağladığı karizma(!) ve etkinlikle türk ordusu 20 senede 3 darbe yapabildi, 1960'tan neredeyse 2010'lu yıllara kadar ülke yönetiminde söz sahibi oldu. bu dönemde ülkedeki birçok aydının, siyasi anlamda büyük teorisyenlerin, topluma liderlik yapabilecek insanların devlet eliyle öldürülmesi; karakteristik olarak zaten muhafazakar ve dışa kapalı olan türk toplumunun avrupa ve dünyadaki değişime ayak uydurma şansını tamamen ortadan kaldırdı.
değişen dünya ile bağlantısı doğru düzgün sağlanamadan tekrardan ve çok uzun süreli kopan türk milleti kendi özüyle başbaşa kaldı. bu da zaten 800 senedir bu coğrafyada ve bu toplum üzerinde söz sahibi olabilen şer odakları için bulunmaz ve atatürk sonrası ümitlerini kestikleri bir fırsattı. uzun yıllar yeraltında yürüttükleri sağlam çalışmaları medyanın iyice boşalmasıyla yavaş yavaş yeryüzüne doğru çıkardılar. bu da adım adım bugün yaşadığımız ve yaşamaya devam edeceğimiz durumlar silsilesini ortaya çıkardı...
atatürk büyük bir vatansever ve komutan olmasının yanı sıra taa 1920'li yıllarda bu yüzyılda yaşanacak olayları öngörebilmi bir büyük dahidir. yine işbu entryde çok kısa özet geçebildiğim gibi günümüzün siyasi görüşlerini harmanlayarak "atatürkçülük" diye adlandırılabilecek ayrı bir siyasi görüş ortaya çıkarmış bir adamdır. ve ne acıdır ki özgürlüğe kavuşturduğu halkının önemli bir kesimi tarafından algılanamamıştır. görüş farketmeksizin her partinin yanlış uygulanmış bir atatürkçülük tabusunda sıkışıp kalması bugün siyasi anlamda ülkenin yaşadığı erozyonun önemli aktörlerinden biridir. bugün dünya üzerinde "milliyetçi sosyalizm" ya da "yer yer sosyalizmden beslenen tatlı bir sağ siyaset" yapılan başka bir ülke ne yazık ki yoktur. atatürk'ün toplumun her kesimine saygı duymaya çalışan politik görüşünün yetersiz şekillerde algılanması sonucu ortaya hiçbir partinin net duramadığı, herhangi bir kesimi tam olarak kucaklayamadığı, kendi içinde tutarsızlıklarla bezeli olmasına sebep olmuştur. bugün dinci kesimin kullandığı ithamlar arasında en hafifi konumuna düşmüş olan "putlaştırma" muhabbetini başka bir yoldan da olsa doğrulayan bir durumdur ki bu da zaten yeterince kara mizah bir durumdur...
bu da böyle upuzun, sonunu yine bağlayamadığım, ilgi alanımızın dışında bir entry idi..

