resim
Armindo Tué Na Bangna
Takım:Benfica
Mevki:Sol Kanat
Yaş:31
Boy:1.73
Uyruk:Portekiz
  • 4726
    kendisini geliştirmesi gerektiği fikriyle çocuğa 'devrecilik' ya da 'abilik' taslama arasında gerçekten büyük fark olmasına rağmen, bazen gördüğü muameleye çok şaşırıyorum. muhtemelen kaybettikten sonra kıymetlemek ya da ağlayıp zırlamak için geliştirilmiş/genlerde olan arabesk bir refleks.

    taraftarlara çok sözüm yok aslında. bir futbolcuyu; oğlu, kardeşi, arkadaşı gibi görenlerin samimiyetlerine de tükürüyorum sanılmasın, sahiplenmeye karşı değilim, dolayısıyla kendisini geliştirmesi gereken noktalar konusunda, ilkokul öğretmeni edasıyla öğüt verilmesini ya da içten içe gurur duyup şımartmamaya gayret gösterilmesini de anlıyorum. bana bu tavrın çoklukla gülünç gelmesi, öyle olduğunu kanıtlamaz tabii, lakin bir noktadan sonra yanlışa düşüldüğü kabul edilmeli.

    o nokta da, bruma'nın beynelmilel çapta, gerçek bir yıldız adayı olduğu. hatta 'adayı'nı biraz geçmeye başladı; takım bu sene avrupa'da olsaydı, ispanya'da yol kat ederek değerlediği bu gelişimini daha üst seviyelere çıkarabilirdi. bu anlamda da, elbette şampiyonluğu her taraftar gibi istiyor ve bekliyorum, ama daha da önemlisi, gelecek yıl mutlaka şampiyonlar ligi'nde olmalıyız. içinde bulunduğumuz konumun maddi ve manevi çöküntüsünden sıyrılmak için zaten mutlaka ihtiyacımız var buna da; bruma nezdinde de var, demek istiyorum. hem dünya futbolunun bir yıldız kazanması hem de porto ya da atletico madrid gibi yıldız veya avrupa'ya üst düzey futbolcu yetiştiren takımların içinde olabilme vizyonu açısından önemli; yani, bunun kamuoyunda alışkanlık yaratması, takımın repütasyonu açısından önemli; arda ve emre'nin de bu listede olduğunu unutmayalım. avrupa takımı olmak, bunlarla da gerçekleşir zira. neyse.

    bruma özeline dönersek, bence, bencil oyunu tolere edilmeli. nerdeyse her pozisyonda, her pas atmadığında, mutlaka birileri dönüp "hay yapacağın işi skym" der gibi sitemde bulunuyor (sneijder hariç, onun kendini tuttuğuna defalarca şahit oldum) ya da kendince trip atıp gidiyor. kıskançlıkla falan açıklamak istemiyorum bu durumu, öyle görünüyor, ama yakıştıramıyorum.

    azıcık futbol oynamış ve aklı olan biri, kendinden daha iyi oyuncuyu fark eder. bunu kabul edersen takım olursun hatta. böyle minik egoyu sikmek gerek. bu, gerçekten egonun en biçimsiz hali. çekememezliği anlarım; normal ve insanidir de, ama takım arkadaşının senden daha yetenekli olduğu şeylerde, ona izin verir ve ortam yaratırsın. eğer sen de iyiysen, senin de onu gösterme anın gelecektir ve o ana kadar, takımın iyiliğini düşünmen gerek ki bu senin de iyiliğinedir aslında. bunu göremeyen ve idrak edemeyen futbolcular görünce, deliriyorum.

    moda bir tabir ya, "takımıma katkı yapmak için uğraşıyorum", sakız oldu artık, lan yılan, katkı yapmak, it gibi koşmak değildir ki. doğru anda doğruları yapmaktır. bir yerde hangi kavram eksikse en çok o dillendirilir misali (özgürlüğün olmadığı yerde en çok özgürlük konuşulması gibi), "takıma katkı... ben takıma katkı..." e hani doğrular?

    futbolcular özelinde ele aldım, ama eminim taraftarlar da kendi hesabına düşünecektir; hepsinin ışığında, soruyorum: biz nasıl yıldız yaratabiliriz böyle davranarak? sen sevdiğini yüceltmez, parlatmaz, onun hatasını bile gerçekten sevmez ve onu sahiplenmezsen, nasıl daha değerli hale gelebilir? fenerli gibi koşulsuz destekten bahsetmiyorum- özeleştiri, bu takımın en sevdiğim özelliklerinden biri, ama bırakın da azıcık şımarsın çocuk. kötü şut çeksin. bazen de pas atması gereken yerde atmasın amına koyiyim ya. karşı takımı musa gibi yarıp geçer, unutursun ayrıca, merak etme.

    ya üstelik, biliyor da ne olduğunu çocuk. yok yere huzurunu kaçırıyorsun sadece. futbolcular çoklukla aklı kıt kimselerdir, büyük oranda da doğrudur, ama gelişmek başka şey, bazen o yanlışı (örn. bencil olmak) bile bile yapma özgüveni başka şeydir. sociedad'ta kendini böyle geliştirmemiş ve burada da üstüne koymamış olsaydı, muhtemelen bu satırları yazamazdım, ama bu bahsettiğim özgüven, monaco maçında ya da a. bilbao maçında hagi'ye o şutu çektiren şeydir. çocuğu bencillikle sürekli töhmet altında bırakma baskısı, "o büyülü an" geldiğinde, bizi üzebilecek sonuçlara yol açabilir.

    "hagi on tane vurdu bir şey yok biz bir vurduk auv... ne auvv amk" diyen hasan şaş'a da bir cevap olabilir bu.

    biraz uzun oldu galiba, ama kıymetini bilmemiz gereken bir oyuncu. gittikten sonra ağlamanın faydası olmuyor çünkü. (bkz: frank ribery)
  • 4734
    lan adam maçın başından beri birşeyler yapmaya çalışıyor, sürekli top peşinde koşuyor ama hala gelip eleştirenler var adamı amk!! işin ilginci yasin'in adını maçın başından beri duymamışken akbabalar buraya üşüşmüş hemen. gerçi iki gol attı diye yasin'in hatalarını unutup, övmeye tekrar başlayan yazarların olduğu ortamda normal.

    edit: onbir topçu arasında tek birşeyler yapmaya çalışan adamı pas vermiyor diye eleştirdiniz ya, bravo size amk!!
  • 4742
    vücut dilinden ve pas tercihlerinden anlaşıldığı kadarıyla takımda futbol yönünden saygı duyduğu tek oyuncu sneijder. sneijder boşta ise ona pas atmayı tercih ediyor. ancak boşta olan diğer oyunculara pas atmaktansa adam eksiltmeye çalışıyor ya da kötü açıdan şut çekmeyi deniyor. diğer taraftan bruma'yı doğru zamanda, doğru yerde topla buluşturabilen tek oyuncu da sneijder. yanlış pas ve şut tercihleriyle takıma zarar vermemesi için de, özelliklerini verimli kullanabilmesi için de sneijder ile beraber oynaması gerekiyor.

    ortaya koyduğu futbol kalitesi ve takıma katkısı büyük oranda sneijder'e bağlı olan oyuncudur.
  • 4743
    hala kendisini wonderkid sananların bir an önce uyandırılması gereken futbolcudur. ceza sahasında 3 kişi varken kendisi hala orta yapmak yerine 2-3 kişinin arasından geçmeye ya da şut atmaya çalışıyor. onun dışında futbol aklı cidden baya yetersiz ve bu nedenle takımın oyun akışını yavaşlatıyor* hatta kitliyor bazen. ama hala takımın en önemli ilk 4 oyuncusundan biri olduğunu düşünenler olması üzücü. böyle düşünülmesi kadar böyle olma ihtimali de üzücü.
  • 4745
    şenol güneş, babel gibi gamsızı her maç deli gibi defansa yardıma koşturuyor. bizde hoca olmadığı için bruma kafasına göre takılıyor. dün gece maçın sonlarına doğru, yasin ile aynı kanatta oynadılar epey bir süre.. birinin sen napıyorsun demesi lazım ama öyle bir hoca veya yönetici yok.

    edit: bruma eğer hagi ile oynuyor olsaydı, çoktan dayağı yemişti.
  • 4749
    çok işe koşması, geriye gelip top alması, sneijder yokken tüm sorumluluğun üstüne yıkılması gibi faktörlerin anlamsız son tercihleriyle hiçbir alakası olmayan futbolcu. 4-5 tane attığımız rahat maçlarda bile bu durum göze batarken haliyle 1 golün bile çok önemli olduğu maçlarda iyice çileden çıkartıyor.

    2-3 maç daha böyle tercihleri yüzünden maç kazanamazsak ya sneijder ya da podolski'den dayağı yer sahanın ortasında. demedi demeyin. sonra da gelir anlatırsınız burada derdinizi.

    yukarıda bir arkadaş söylemiş (bkz: gurrpegi), hagi ile aynı takımda oynasaydı sezonun ilk yarısının ortalarına doğru dayağı yemişti.
  • 4750
    yanlış karar verdiği pozisyonların tek tek izletilmesi gereken futbolcu. kendisini en azından aldığımız fiyata satmak istiyorsak karar yeteneğini iyileştirmemiz gerekiyor. fazlasına satmak için de top tekniği üzerinde çalışması gerekiyor.

    bencilliklerini '' ama takım arkadaşları çok yavaş yhaa '' diye açıklayanlara dün gece gerçekleşen tek bir pozisyonu örnek olarak göstermek isterim :

    http://hizliresim.com/BvY3E9

    top ayağına gelirken aldım bu capsi. çizgiye inip ceza sahasında pas verilebilecek 4 (dört) kişi var, tabi eğer öyle bir ihtimal aklına gelirse.

    http://hizliresim.com/1V5qkA

    ancak pozisyon yukarıdaki gibi sonuçlanıyor yani 1-2 kez sağa sola çekip kalecinin üzerine vurulan bir şut ile. daha üzerine birşey söylemeye gerek yok.

    tabi sözlükteki brumacılar bunu da eksileyecektir zira kendisi bir wonderkid ve değeri 20 milyon euro...
App Store'dan indirin Google Play'den alın