dakikalar 76yı gösteriyor ve maçın bitimine 15 dakika varken ali sami yen tribünleri "beş beş beş" diye inliyordu... dört golün sevincini yaşamış sarı-kırmızıya sevdalılar takımlarından beşinci golü atmasını arzuluyorlardı. peki rakip kimdi? türkiye süper liginde küme düşmeye oynayan ya da ziraat türkiye kupasında alt liglerden gelen bir takım mı? hayır, galatasaray'dan kadro değeri kat be kat fazla olan italyanların "yaşlı kadını" ve daha önce şampiyonlar liginde kalesinde 5 gol görmeyen juventus... o kadar çaresiz duruma düşmüştü ki "siyah-beyazlılar", kalelerini tüm hatlarıyla korumaya çalışsalar da, hocaları spaletti'nin "benim oyun anlayışımda yok" dediği topu canhıras taca, kornere ya da yakıp sahaya şişirseler de galatasaraylılar taraftarının "ricasını" kırmıyor ve beşinci golü skorborda yazdırıyorlardı... beş bile yetmezdi, altı belki yedi de olacaktı da hollandalı hakem kırmızı kartın çıktığı, sekiz oyuncunun değişimi için vaktin durduğu, aut atışlarında juventusluların kaleci dahil stoperlerinin topu çizgiye koymadan elle kontrol ettiği bir maçta sadece 2 yazıyla "iki" dakika uzatma oynattı. onun da gönlü razı gelmiyordu italyan devinin böyle çaresiz biçare "kurbanlık koyun" gibi kaçınılmaz sonu beklemeye...
sonu "mükemmel" biten maçtan sonra herkes okan buruk'tan tutun da topçuları tek tek övüyordu ama 2-1 yenik kapatılan ilk 45 dakikanın ardından sosyal medyada yunus başta olmak üzere barış, lang, sanchez, uğurcan ve kadro seçiminden dolayı okan buruk lime lime doğranıyordu. hele ki renkli tavla taşlarını mıknatıslı futbol sahası zemini üzerine yerleştirmeyi "teknik üstatlık" olan görenler neredeyse hocanın lisansını sorgulayacaklardı. özellikle juventıs'un attığı ikinci golü överken "spalletti taktik dehaymış, okan buruk dersine çalışmamışmış", oysa o pozisyonda benim aklıma metin türel'in ersun yanal'a söylediği o ikonik söz gelir: "hagi sana 30 metreden bir çakar, nereye koyacağını bilemezsin o istatistikleri"... on toptan dokuzunu auta atacak koopmeiners, hagi gibi bir vurdu gol oldu. o kadar...
okan buruk'un üst düzey teknik adamlar arasına girdiği, belki de sene sonu italya'ya transferini gerçekleştirecek maça dönersek, ligdeki eyüpspor karşılaşması zaten çıkabilecek kadronun ip uçlarını veriyordu. okan buruk bazı maçlarda sürprizi sever de her teknik adam gibi "hayati" maçlarda garantiyi de seçmektedir, bu nedenle kalede uğurcan, sağ bekte sallai, stoperlerde sanchez ve abdülkerim ile sol bekte jakobs'un olacağını tahmin etmek zor değildi. lemina yoktu ki, "hangi maçta olmasın? diye seçenek olsa iç sahada derdim diyen hoca, onun yerine torreira ve sara'yı görevlendirmişti. osimhen kesin bankoydu da, taraftarın da desteği ile bodo, bayern, tottenham maçları gibi rakibe baskı yapılacağı için güçlü barış ve preste başarılı olan yunus tercihi mantıklıydı. juventus'u iyi bilen genç yaşına rağmen bu ligin tecrübelisi lang mı yoksa sakatlıktan yeni dönen sane mi tercihinde, yine "garanti" adam olarak hollandalı vardı maçın başlangıç listesinde...
maçların başlangıçlarında üçlü artık klasiktir de, fenerbahçe'ye edilen küfür de galatasaray için bir başka klasik olmaya başladı. yönetimin jesti olarak tüm tribünlere dağıtılan sarı-kırmızılı bayraklar ellerde, gök gürültüsü gibi desibel rekorları kıracak bir tezahüratla konuk takıp topçuları şaşkına dönerken, maçın ilk tehlikeli atağı da sara'nın pasında yunus'un uzaktan auta giden şutu ile yazılıyordu kayıtlara. on dakika sonra da gol geldi, juventus'luların kenan'a yolladıkları taç atışında araya giren osimhen topu torreira'ya aktardı onun pasında lang ayaklarına dolaştırdı ama boşta kalan topa sara sol ayağının içiyle harika vurdu... sami yen yıkılıyordu, galatasaraylılar sevinç sarhoşuydu da erken gol deplasman ekibini şakına çevirmedi, orta noktaya topu dikip maçı başlattılar ve cambiasso'nun salına salına getirip ortasında kalulu kafayı vurdu, uğurcan kurtardı da selen topu içeri yollamak koopmeiners için hiç de zor değildi. kağıtlar tekrar baştan dağıtılacaktı...
maç başında beklenildiği gibi galatasaraylılar konuk takıma en önde baskı yapıyor, onların rahatça topla çıkmalarını engellerken, kaptığı toplarla da osimhen ile olsun abdülkerim'in kafalarıyla olsun ikinci gol için di gregorio'yu zorluyordu. presle top kapılıyordu da telaş ile çabukluk karıştırılınca istenilen "net" pozisyonlar yakalanamıyordu. özellikle "maestro"luk görevinde olan yunus'un hataları galatasaraylı savunmacıları zor durumda bırakıyordu ki genç topçunun faul beklediği bir anda siyah-beyazlılar topu kaptılar ve ani bir atakla ikinci golü atıverdiler...
1-0 galibiyetten, 2-1 yenik duruma düşmek... filmin sonu kötü bitecek diye "sosyal medya yangıncıları" parmaklarını çalıştırırken kendilerinden daha akıllı olan telefonlarında, ali sami yen tribünlerinde gerçek arma sevdalıları "re re re ra ra ra galatasaray galatasaray cim bom" diye motive ediyordu takımlarını...
sağ kanatta barış, hulk'a dönüşmüşçesine önüne gelen beki eziyor, hallaç pamuğu gibi atıp, yoluna devam ederken, rakiplerin tek çaresi onu "yaka paça" düşürmek oluyordu. cambiasso 18de sarı kart gördü de, 33te bir kez daha barış'ı arkadan çekti, hakem insaflıydı. üç dakika sonra mckennie'nin sallai'nin yüzüne vurmasına da "göz yumuyordu". rakibin ikinci golünde "faulle karışık" topu kaptıran yunus devrenin bitmesine beş dakika kala uzaktan kaleyi yokladı, di gregorio yere uzanarak zorlukla çeliyordu. ve devre biterken önce lang'ın şutu savunmaya çarpıp kornere gidiyor, sonra da kullanılan köşe atışında arka direğe gelen topa sallai istediği gibi vuramıyordu.
ikinci yarıya başlarken yine taraftarın yüksek desibelli tezahüratı inletiyordu stadyumu. zaten çok olmadan da barış'ın kendisini durdurması için spalletti tarafından cambiasso'nun yerine görevlendirilen cabal'dan sıyrılıp başlattığı atakta torreira iki juventuslu arasından kafayı vurdu, önüne düşen topa barış "abandı" ve kalecinden seken meşin yuvarlağı filelerle buluşturmak lang için hiç de zor olmuyordu. süper ligde asistlerle taraftarla tanışan hollandalı, gol açılışını da şampiyonlar arenasında yapıyordu. bundan seneler önce buffon'u üzen vatandaşı sneijder gibi lang da italyanları üzüyordu. 10 dakika sonra ise önce osimhen'in kafa pasında torreira'nın volesi auta gitmişti ama bir dakika sonra barış yine kanatta "deli danalar" gibi daldı, cabal çaresizce düşürüp sarı kart aldı ve topun başına geçen sara öyle bir vurdu ki sanchez dokunmasa yine kaleci topu filelerden çıkaracaktı ama kolombiyalı stoper "el patron" golün sahibiydi...
bir kez daha öne geçen galatasaray, farkı arttırmak için çabalarken, cabal bir kez daha barış'ı düşürdü ve artık oyundan çıkma vakti gelmişti... yaz transfer sezonunda önünde liverpool, city gibi takımlarla şampiyonlar liginde oynamak şansı varken vizyonsuz menajeri tarafından arabistana yollanmak istenen barış alper, sadece bu maçta yaptıkları ile değerini kat be kat arttırırken, ikamesi olarak napoli'den kiralanan ve takımının dördüncü golünü atan lang için de geçen yaz osimhen'de olduğu gibi napoli başkanı de laurentiis galatasaraylı yöneticileri fena zorlayacaktır.
rakip bir kişi eksik kalınca okan buruk da satranç ustası gibi hamlelerini oynamaya başlıyordu, önce yunus'la sane'yi değiştirdi, ki onun başlattığı preste thuram ceza sahasındaki kelly'ye verdi ve orada osimhen'in topu çalmasıyla lang oldukça klas, bir o kadar da soğukkanlı bir vuruşla farkı ikiye çıkarırken, okan buruk da rakibin hızlı kontra ataklarını durdurmak için abdülkerim'in yerine singo'yu alıyordu oyuna. bir de görevini fazlasıyla yapan barış çıkarken "kral" ıcardi taraftarın tezahüratları altında çimlere arz-ı endam yapıyordu...
galatasaray rakibini kendi ceza sahasına hapsetmiş, tüm hatlarıyla golü ararken singo'nun uzak mesafeli füzesi direği yalayarak auta gidiyor, taze güç boey ve eren rakibin kanatlarını kırarken, sane-osimhen birlikteliğinde osimhen'in yine rakibinden topu çalmasıyla boey yine galatasaray tarihinin unutulmaz maçlarında eboue'nin real madrid'e attığı golün benzerini di gregorio'nun koruduğu kaleye yolluyordu...
bu sene şampiyonlar liginde sadece real madrid'e 1-0 kaybeden juventus, yediği beş gole razıyken, daha fazlasını kalesinde görmemek için uğraş verirken, biraz hakemin "çabası" biraz da sarı-kırmızılı topçuların ciddiyetten uzaklaşmaları ile skor değişmiyordu ve hesap torino'ya kalıyordu...
2000li senelerde galatasaray üst üste şampiyon olup, her sene şampiyonlar liginde boy gösterirken milan ile sürekli eşleşiliyor ve italyanları kendi evlerine hep boynu bükük gönderiyordu galatasaray. şimdi juventus da aynı kaderi yaşıyor. 98de deplasmanda 2-2 biten maçtan sonra italyanların "terör protestosunu" bahane ederek "devlet güvencesi" alarak bir hafta geç geldikleri maçta suat kaya'nın kafa golü ile galatasaray yine kaybetmiyordu. 2003-2004 sezonunda ise italyanlar iç sahada 2-0 kazanırken, yine "mızlanarak" almanya'ya aldırdıkları ve mondragon'un devleştiği maçta ise galatasaray tokadı çakıyordu: 2-0... 2013-14 sezonu ise unutulmaz maçlara sahne oluyor, çiçeği burnunda hocası mancini'nin galatasaray'ın başında çıktığı maçta galatasaray deplasmanda juve ile 2-2 berabere kalırken, "iki gün süren" karlı maçta galatasaray sneijder'ın golü ile kazanıp, gruptan çıkıyordu... ve şimdi de 5-2lik bir galibiyet... artık darısı rövanşa...
kaynak ve maçtan fotoğraflar:
https://ultrasmovement.blogspot.com/...aray5-2juventus.html