• 34
    naziler iktidarı nasıl ele geçirdi, kitleleri peşinde nasıl sürükledi? alman halkı faşist düzene, soykırımlara, neden sessiz kaldı, nasıl ikna edildiler?

    normal olan her insan bu soruları kendisine soruyor. böyle bir şey nasıl olabildi?

    http://1.bp.blogspot.com/...-nazi-rally-1937.jpg

    bu sorulara doğru cevaplar bulmak, sadece tarihi anlamak için değil, insan medeniyetinin geleceği için de çok önemli bana kalırsa.

    siyaset bilimci ve bence 20. yüzyılın en büyük filozoflarından hannah arendt, nazilerin yaptığı kötülüklerden yola çıkarak kötülüğün doğası üzerine çok etkileyici tespitlerde bulunmuş. "kötülüğün sıradanlığı" adlı eserinde, bu ölçekte bir kitlesel kötülüğü "eylemin veya eylemsizliğin sonuçlarını düşünmeksizin çoğunluk görüşüne itaat etme" olarak tanımlıyor.

    varlığının kaynağı olan düşünme ve sorgulama yeteneğini reddedip, düşünmeden denileni yapan veya elinden gelen bir şeyler varken hiçbir şey yapmayarak güce itaat eden "kötüğün sıradanlığı", insanlığın ortak hafızasını bolca kan ve göz yaşı ile suladı.

    bugün gücü elinde bulunduran iktidar erklerine "itaat eden" “iyi bir vatandaş" ve "iyi bir devlet memuru” olmamız tembihlenirken, yaşadığımız coğrafyada kanlı cinayetler hatta daha kötüsü katliamlar yaşanmaya devam ediyorsa eğer, bu konu üzerinde daha çok düşünmeye ihtiyacımız var.

    asıl konumuza geri dönersek, nazilerin işini en çok kolaylarştıran şey; gücün büyüsüne kapılıp onları destekleyen, "iyi" birer vatandaş, asker, polis, öğretmen, sanatçı, şair, yazar, bilimadamı... olmak için verilen emirleri harfiyen yerine getiren veya yaşananları sorgulamadığı ve düşünmediği için olan bitenin farkına bile varamayıp hiçbir şey yapmayan "sıradan" insanlardı.

    ama madalyonun bir de diğer yüzü var; hikayenin pek de üzerinde durulmayan kısmı...
    i. dünya savaşı'nı kaybeden alman halkı, galip devletler tarafından çok çok ağır koşullarda teslim olmaya zorlanmıştı. omuzlarına yüklenen ekonomik yaptırımlar, almanları derin bir bataklığa çekerken, ekonomik buhranları siyasi krizler izledi.

    hitler; mağlup, aşağılanmış, toprakları parçalanmış, ekonomik ve siyasi krizlerde yolunu kaybetmiş alman halkının, kendine çıkış yolu bulamayan saldırganlığına, küskünlüğüne, hayal kırıklığına, korku ve kızgınlığına hitap ediyordu.

    alman halkının algılarını; medya manipülasyonları, şiddet gösterileri ve popülist söylemlerle etkileyen naziler'in, devleti ele geçirmeleri, ve sonrasında yaşananlar; iyi hesaplanmış, becerikli ve tarihin en yoğun propaganda faaliyetinin bir sonucuydu. iktidara geldikten sonra devlet baskısı ve şiddetini sonuna kadar uyguladılar.

    hikayenin devamını hepimiz biliyoruz; tarihin en kanlı savaşı, yaşamını yitiren on milyonlarca insan, harabeye dönen şehirler, katliamlar, tecavüzler, soykırımlar...

    http://2.bp.blogspot.com/...2e1392986232b4b7.jpg

    bu yazı dizisi nazilerin iktidara geldiği, nazi almanyasındaki son özgür seçim olan 5 mart 1933 seçimlerine kadar olan zamanı ayrıntılı bir şekilde ele alıyor. yazının ilk bölümünde “hitler’in siyasete girişi”, ikinci bölümde” i. dünya savaşı sonrası almanya’nın yaşadığı sosyo-ekonomik buhran ve nazilerin iktidara gelişi”, üçüncü bölümde “nazi propagandası’nın temel prensibleri” anlatılıyor.

    1- hitler'in siyasete girişi ve "çıraklık" yılları http://bugraderci.blogspot.de/...ve-craklk-yllar.html

    2- hitler'in yükselişi: mağlup almanya'nın içine düştüğü ekonomik ve siyasi buhran http://bugraderci.blogspot.de/...aglup-almanyann.html

    3- nazi propagandası'nın temel ilkeleri http://bugraderci.blogspot.de/...-temel-ilkeleri.html

    .........................................................................................................

    ayrıca hitler'in hayatı ve nazi almanyası hakkında ilginizi çekebilecek yazılar;

    nazi yaşken eğilir: nazi almanyasında eğitim http://bugraderci.blogspot.de/...azi-almanyasnda.html

    savaş dönemi çizgi filmler http://bugraderci.blogspot.de/...i-cizgi-filmler.html

    kavgam'dan propaganda ile ilgili alıntılar http://bugraderci.blogspot.de/...m-ve-propaganda.html

    tarihi değiştiren başarısızlık: adolf hitler'in çizdiği resimler http://bugraderci.blogspot.de/...basarszlk-adolf.html

    adolf hitler ve eyfel http://bugraderci.blogspot.de/...-iii-paris-1940.html

    bernhard operasyonu; devlet eliyle kalpazanlık http://bugraderci.blogspot.de/.../11/kalpazanlar.html

    nazilerin kanlı planı; engelli katliamı http://bugraderci.blogspot.de/...engelli-katliam.html
  • 67
    biraz da tarih madem: rakibimiz*, vilnius temsilcisi fk zalgiris'in ismi bildiğimiz üzere ünlü euroleague takımı zalgiris kaunas'la paylaşılıyor. yine futbol takımı kauno zalgiris de var. peki nedir bu zalgiris? demirspor, dinamo gibi bir şey mi?

    zalgiris, ismini bir savaştan alıyor, literatüre grünwald (green wood - yeşil orman) muharebesi olarak geçen bir savaştan. lehçe'de grunwald, litvanyaca'da ise zalgiris olarak isimlendirilmiş olan bu savaş, polonya-litvanya birliği ve töton şövalyeleri arasında, 1410'da yapılmış. orta çağ avrupa'sının en büyük savaşlarından biri olarak kabul ediliyor. zalgiris ismi, litvanya'da zaferle eş anlamlı gibi.

    aslında bu savaşın öncesi önemli. 1230'lu yıllarda prusyalılar (cermenleşmeden önce baltık halkıydılar) ve litvanya-letonya-estonya halkları hala pagandı. vikinglerin bile çoktan hristiyanlığı benimsediği ortamda katolikliğin yeryüzündeki gölgesi* polonya krallığı, komşularının bu tutumundan oldukça rahatsızdı. o bölgelere ara sıra düzenledikleri seferlerden de bir sonuç alamıyorlardı.

    aynı esnada haçlı seferleri için kurulmuş alman tapınak şövalyeleri tötonlar da boşa çıkmıştı. bunu fırsat bilen polonya kralı, tötonlara bölgeden toprak teklif etti ve karşılığında baltık halklarını komple katolik yapacak bir haçlı seferi düzenlemelerini istedi.

    baltık paganları, tepeden tırnağa zırhlı bu şövalyeler karşısında okçuları, hareketli birlikleri ve hafif atlılarıyla ellerinden geleni yapsalar da fazla dağınıklardı. sistemli tötonların ilerleyişini durduramadılar ve katolikliğe geçiş hızlanarak devam etti. en sonunda bu seferler amacına ulaştı, avrupa'daki son pagan halk da tek tanrılı inanca geçişini yapmıştı.

    ne var ki tötonların durmaya niyeti yoktu. baltık halklarından sonra, gözlerini ortodoks novgorod prensliğine diktiler ve oradan başlayarak tüm slav halklarını katolik yapmanın hayallerini kurdular. yaşamış en büyük rus figürlerden birisi olacak novgorod prensi aleksandr nevski, peipus gölü üzerinde töton birliklerini karşıladı. zırhları gölün buz tabakasına ağır gelen tötonlar, hem doğal şartların, hem de novgorod atlılarının gazabına uğrayarak geri çekildiler. böylece rusya'yı katolikleştirme planı da peipus gölü sularına düşmüş oldu. nevski de bu zaferle birlikte novgorod'u siyasi birlik haline getirerek günümüz rusya'sının temelini attı.

    baltıkların katolik olmasının ve bu seferin uğradığı başarısızlığın ardından tötonların bölgedeki varlığının polonya için bir anlamı kalmamıştı. birbirlerine sarmaları artık kaçınılmazdı. çok geçmeden tehdidin yönü değişti ve sınırında agresif bir savaşçı topluluğu istemeyen polonya, eski düşmanı litvanya düklüğü ile birleşerek tötonların üzerine yürüme kararı aldı. işte zalgiris ya da grunwald, tannenberg savaşı olarak bildiğimiz muharebe de budur. sonucunda ağır bir yenilgiye uğratılan tötonlar agresifliklerini kaybetmiş ve 1430'lardan itibaren de bölgede caydırıcı bir otonom güç olmaktan çıkmışlardır. günümüzde almanya içerisinde derneğimsi bir kilise yapısı olarak devam etmekteler. zira polonya'nın kendilerine buyur ettiği, almanların immanuel kant dolayısıyla da epey benimsediği königsberg şehri, 2. dünya savaşından sonra sovyetlerin savaş tazminatı niyetine çökmesiyle el değiştirip kaliningrad adını almıştır ve hala rusya toprağıdır.

    nefretle başlayan lehistan-litvanya birliği ise uzun yıllar devam etmiş, polonya'nın avrupai katolikliğin bekçiliğini yapması, 2. viyana kuşatmasının jan sobieski önderliğinde dağıtılmasıyla sürmüştür. tabii 2. dünya savaşı'nda onca avrupa'yı koruma geçmişine rağmen avrupalılarca işgal edileceklerdir. zorla katolikleştirilen baltıklar ise önce sovyet hakimiyeti, ardından da avrupa'ya entegrasyon çabalarıyla gündem yaşayacaktır.
  • 59
    roma imparatorluğu şehirleşmesinin kuzey afrika topraklarındaki müthiş bir örneği olan şehir: timgad. günümüzde cezayir sınırları içinde bulunmaktadır.

    https://www.thevintagenews.com/...mgad-algeria-761.jpg
    https://i.pinimg.com/...739bd5c8db9efcd9.jpg
    https://i.pinimg.com/...1a11167cc122092f.jpg
    https://travelsfy.com/...ad-ruins-algeria.jpg
    http://whc.unesco.org/...0-20100108152533.jpg
    https://tat.imgix.net/...673551_original.jpeg
    http://3.bp.blogspot.com/...w/s1600/IMG_8911.jpg
    https://i1.trekearth.com/photos/26361/jo1317aa.jpg
    https://images.boredomfiles.com/...sh%20hihghway-12.jpg
    https://i.pinimg.com/...b71fc546c454906c.png
  • 48
    ardahan'da bir inşaat çalışması esnasında bulunan yeraltı mezarının tabutu içerisindeki rus askerin kimliği tespit edilmiş: karl karloviç rjepetski.

    (belki rahatsız edici olabilir diye kendisinin direkt olarak göründüğü fotoğrafları koymadım)

    http://arkeofili.com/...ads/2017/05/rus2.jpg

    fotoğrafta görülen apolet tablasının üç yıldızı ve oksitlenmiş bakır sırmaları kendisinin yarbay (podpolkovnik) olduğunu, 20 sayısı ise 20. tümene bağlı bulunduğunu gösteriyor. rus arşiv kayıtlarına göre ardahan asker mezarlığı'na işgal süresince yalnızca tek bir yarbay defnedildiği için de bu kişiyle tabuttaki müteveffa eşleştirilmiş ve kimliği ortaya çıkmış.

    üst rütbeli bir subay olduğundan mütevellit kendisi için önemli bir mimari işçilik sayılabilecek kesme taştan beden duvarları üzerinde yükselen tuğladan tonozlu bir yeraltı mezar odası inşa edilmiş. keza içerisinde büyükçe bir yastığa doğru askeri üniforması ile yatırıldığı, üzerinde de rus ortodoks haçları bulunan ahşap tabutu da pek ihtişamlı idi.

    http://arkeofili.com/.../2017/05/russ12.jpeg

    http://arkeofili.com/.../2017/05/russ13.jpeg

    http://arkeofili.com/...ds/2017/05/rus3.jpeg

    rus imparatorluğu'nun 1. kafkas kolordusu'na bağlı 20. piyade tümeni'nin günümüzde gürcistan içerisinde kalan ahılkelek'te konuşlanmış 78. navaginsk piyade alayında yarbay olarak görev yapan karl karloviç rjepetski 1894'te geçirdiği beyin kanaması sebebiyle vefat etmiş ve ardahan asker mezarlığı'na defnedilmiş. bilindiği üzere kars oblastı olarak tanımlanan ve ardahan'ın da içerisinde bulunduğu bölge yaklaşık 40 sene rus işgali altında kalmıştı.

    yarbay rjepetski o dönem rus imparatorluğu toprağı olan estonya’nın başkenti tallin’de doğmuş fakat soylu bir kökeni olup aslen polonya orijinli ailesi günümüzde ukrayna’nın batısında yer alan vladimir-volinski bölgesinden imiş, ki burası zaten bugün bile polonya sınırının hemen dibinde bulunuyor. yarbay rjepetski askeri eğitimini varşova piyade okulu'nda tamamlamış. polonya da 19. yüzyılın neredeyse tamamında rus imparatorluğu'nun bir parçası idi. ölümünden sonra yarbay rjepetski'nin eşi ve iki kızının sırayla tiflis, grodno (belarus) ve daha da sonra 1904 itibariyle moskova’da yaşadığı henüz kesinlik kazanmamış bilgiler. kendisinin soyadı ve türevlerini taşıyan ailelere günümüzde hala rusya, kazakistan, ukrayna, belarus, polonya ve moldova'da rastlamak mümkün. polonya orijinli branş "repetowska" diye geçiyor.

    yarbay rjepetski aslen polonya kökenli olduğu üzere katolik hristiyan imiş fakat ardahan’da roma katolik kilisesi olmadığı için kendisinin cenaze ve ayin işlemlerini şehirdeki ermeni katolik kilisesi gerçekleştirmiş. ölümü ile ilgili belge de bu sebepten dolayı hem rusça, hem de ermenice yazılmış. tarih dergisi'nin haziran sayısında bu konuyla ilgili daha kapsamlı bilimsel bir yazı yayınlanacakmış.

    yarbay rütbesine karşın cenazesinin bir ordu geleneği olduğu üzere memleketine gönderilmeyip ardahan'a gömülmesi biraz ilginç ve de üzücü olmuş. bu hususta atatürk'ün bir sözüyle bitirmek isterim: "uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar; göz yaşlarınızı dindiriniz, evlatlarınız bağrımızdadır. huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır."

    not: internetteki çeşitli kaynaklardan derledim.
  • 47
    arkadaşlar, şöyle bir yorum gördüm, noktasına virgülüne dokunmadan aynen yapıştırıyorum. bu insanlara yapılanlara, eğitim sistemimize resmen hakaret gibi olan bu çarpık düzene bir kez daha lanet ettim.

    buyrun sizler de okuyun.

    --- alıntı ---

    türk halkı cigarasını yakmış şöyle bir bakıyor ki;

    amerikalı marsta koloni kurma planları yapıyor.
    avrupalılar medeni yaşama konusunda kendilerini aşmışlar. sokağındaki hayvan bile bizim insanımızdan fazla değer görüyor.
    adamlar işinde mutlu, kazancı yerinde. geçim sıkıntısı yaşamıyor. hobilerine bile para harcayabiliyorlar.

    cigaradan bi derin nefes daha çekiyor bizimki,

    lise yıllarında gördüğü yarım yamalak tarih bilgisinden bildiği kadarıyla akdenizi göl yapmış bir millettik diyor, avrupalı bokun içinde yüzerken biz akça pakça dolaşırdık diyor... düşünüyor. ne ara olmuş bunlar. osmanlı zamanında.
    adam istiyor ki yine böyle olsun.

    tarih dersi diye 400 yıl önceki hadiseler arasından sadece savaş zaferlerini anlatırsan bu halka, ne yapsın bu halk?

    tarih derslerinde cumhuriyet kurulur ve tarih biter. lan son 80 yılda bu cumhuriyette neler olmuş. ne başarılar elde edilmiş. kimler ne noktalarda bunların yitirilmesine sebep olmuş anlatılmaz.

    tarih derslerinde türkiye'nin kuruluş yıllarında yokluk içindeyken uçak fabrikası kuracak kapasiteye geldiği, yetmezmiş gibi bu uçakları hollandaya dahi satabildiği anlatılmaz. uçak fabrikasının bu satışlar engellenerek kapatıldığı, mezberelik bir harabeye çevirildiği anlatılmaz.

    türkiye'nin yerli otomobil yaptığı, ancak eften püften sebeplerle bu işin de baltalandığı anlatılmaz.

    türkiye'nin marshall yardımı diye aldığı kredilerden önce neleri başardığı anlatılmaz. tarımda sanayide neler yapılmışken bunlar bir bir nasıl kimler tarafından yitirilmiş anlatılmaz.

    sıfırdan kurulan tekstil fabrikaları için kıt kanaat imkanlarla yurt dışına gönderdiği öğrencilerin ülkenin tekstilini nasıl ayağa kaldırdığı anlatılmaz ki bu gün bildiğiniz en iyi tekstil markalarının başında hala bu adamlar vardır. projenin başarısına rağmen bu da baltalanmış önü kesilmiştir. bu arkadaşlar da özel sektöre gitmek zorunda kalmışlardır.

    türkiye'nin mimari başarıları, sanat başarıları anlatılmaz.

    köy enstitülerinin gomunist bunlar diye kapatılması, akabinde aç kalan yoksul kalan köylünün istanbul'a göç etmesi, bu günkü köylü-kentli balansının bozulmasının mimarları bilinmez duyulmaz.

    bunların konusu açılınca " ama siyaset konuşmuyoruz biz" denilir " siyaset şeyapmayalım şimdi" denilir.

    türk halkı ne yapsın. bi elinde fatih'in fethi kalmış tee 1453 lerde. onu ezberler.
    akşam evinde tek eğlencesi olan televizyonunu açar. karşısında sağlı sollu oturmuş 4 adam. ki bu adamlar ne hikmetse her konunun uzmanıdır. adaları şurda kaybettik lozan aslında lozan değil. sen aslında sen değilsin minvalinden saçma sapan bişeyler geveler. bizim halk cigara üstüne cigara çeker. günler böyle gelir geçer

    --- alıntı ---
  • 17
    masum çocuklar, ırkçı bir katil olması için nasıl yetiştirildi?

    nazi almanyası'nda eğitimin ana işlevi; gençlerin "üstün" alman ırkının refahı için her şeyi yapabilecek, führer'e yürekten bağlı birer nazi destekçisi olarak yetişmesini sağlamaktı.
    http://3.bp.blogspot.com/...r%2C_Schulklasse.jpg

    bu doğrultuda, anaokulu müfredatından üniversiteye kadar derslerin içeriği nazi ideolojisine göre şekillendirildi.

    ilkokul okuma kitaplarının ilk sayfası “heil hitler” sözcükleriyle başlıyordu. çocukların okuma yazmayı öğrendiği kitaplar nazi sembolleriyle süslenir, kullanılan resimlerde gamalı haç eksik olmazdı.
    http://3.bp.blogspot.com/...7_web.jpg317x498.jpg

    tarih derslerinde ari alman ırkının zaferlerinden övgüyle bahsedilirken, mağlubiyetlerin sorumlusu yahudi ve marksistlerin ihaneti olarak gösterilmişti. özellikle 1923'teki hiperenflasyon, yahudi tüccarların açgözlü olması ve ekonomiyi sabote etmelerinden dolayı çıkmıştı.

    biyoloji derslerinde ırklar arası farklılıklar öğretilirken alman ırkının en üstün olduğu anlatılıyor, yahudiler ve benzeri "aşağı halklar" parazit olarak tanımlanıyordu. irk eğitimi dersleri 6 yaşından itibaren başlıyordu. hitler, saf kanın önemini tam olarak idrak etmeden hiçbir erkek yada kız öğrencinin mezun edilmemesini istemişti.
    http://4.bp.blogspot.com/...s1600/Udr5xI_web.jpg

    matematik dersinde çözülen sorular bile nazi ideolojisine hizmet ediyordu. 300.000 akıl hastasının kişi başı 4 mark'tan ekonomiye ne kadar yük getirdiği veya savaş uçaklarının kaç kilo bomba taşıyıp kaç lt benzin harcadığı gibi ders kitabında geçen sorular durumun vahametini iyice gözler önüne seriyor.

    nazi yaşken eğilir: nazi almanyası'nda eğitim politikaları; http://bugraderci.blogspot.com.tr/...azi-almanyasnda.html
  • 61
    1933 yılında bugün; ii. dünya savaşı döneminin hemen sonrasındaki batı almanya federal hükûmetinin seçiminden (1949) önceki son tarafsız seçimlerde naziler, %43.91'lik oy ile reichstag'taki 288 sandalyeyi alarak 324 olan çoğunluk sayısına ulaşamamasına rağmen kısa süre içinde adolf hitler önderliğinde almanya'nın totaliter diktatörlüğe koşar adım ilerlediği tarihtir.

    https://pbs.twimg.com/...t=jpg&name=small
  • 57
    1968 senesinde çin'de mango sevmediği için devrim karşıtı probaganda yaptığı gerekçesiyle insan öldürülmüştür.

    https://www.telegraph.co.uk/...ural-Revolution.html

    ekinleri yiyor diye serçeleri karşı devrimci ilan edip 1 milyar serçeyi öldürttmelerini ve serçeler ölünce çekirgelerin çoğaldığını ve diğer hatalar sonucu kıtlık yaşanıp bunun sonucunda ise 30 milyon kişi açlıktan öldüğü, köylüleri yiyor diye kaplanları halk düşmanı ilan etmelerini ve birkaç senede güney asya kaplanlarının %75’inin öldürülmelerini, ''kırmızı devrimin, ilerlemenin rengidir” deyip trafikte kırmızı ışıkta geçilmesini emredildiğini, mao'nun kissenger’a “ bizde üretim pek yok. ama isterseniz size 10 milyon çinli kadın gönderebiliriz” dediğini biliyordum ama bunu yeni öğrendim.

    bu devletin tibet ve doğu türkistan'da yaptığı katliamları siz düşünün. doğu türkistan'ı az buçuk biliyoruz ancak tibette manastırları bombaladılar, rahibeleri ve keşişleri sokaklarda fuhuş yapmaya zorladılar.
  • 42
    `anlatılmayan hikaye: cumhuriyet nasıl ilan edildi?`

    1923 yılının 29 ekim sabahı....
    mustafa kemal paşa çankaya köşkü'nde uyandığında, uzun ve yorucu bir mücadelenin en keskin virajında olduğunun farkındaydı. yıllardan beri hayalini kurduğu, şartların olgunlaşmasını beklediği cumhuriyet fikrini hayata geçirebilmek için doğru zaman gelmişti.

    bugüne kadar, rejimin adını baştan koyarsa, dava arkadaşlarıyla sürtüşmekten çekinmişti. ilk beşler denilen kurtuluş savaşı'nın mimarı ve ilk 5 lideri kazım karabekir, mustafa kemal, ali fuat, refet ve rauf paşalar düşmanı yurttan kovmak için omuz omuza savaşmıştı. anadoluda düşman orduları denize dökülmüş, saltanat kaldırılmış ve istanbul geri alınmıştı. peki bundan sonra ne olacaktı?

    mustafa kemal paşa 'vatanı kurtardık, mücadelemiz bitti' diye düşünmüyordu. ona göre asıl mücadele yeni başlıyordu. kurtarılan vatan üzerinde yeni ve bağımsız bir ülke kurulacaktı. aklında toplumu tümden dönüştürecek ve uygar medeniyetlerin seviyesine çıkaracak; siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik ve hukuki devrimler vardı. bilim ve aydınlanmanın öncülüğünde ilerleyecek güçlü bir ulus devletin inşası için çok çalışmak gerekiyordu. bütün bunların ilk adımı, cumhuriyet'in ilanı olacaktı.

    http://3.bp.blogspot.com/...ograflari%2B(33).jpg

    işte bu noktada eski dava arkadaşlarıyla yolları ayrılmış, hatta düşman olmuşlardı. kazım karabekir, ali fuat, rauf ve refet paşa muhalefete geçtiler. gazi'nin bütün yetkilerini kendinde toplayıp diktatör olacağından endişeliydiler. "her şeyi ben yaptım diyebilen bir adamın, daha sonra her şeyi ben yapacağım diye ortaya çıkararak ne denli tehlikeli maceralara atılabileceğini enver paşa örneğinde yaşadık" diyordu kazım paşa. mustafa kemal'in emirlerine boyun eğen, o sağa da gitse, sola da gitse, hep beraber ona ayak uyduracaklar bir meclis istemiyorlardı. meclis çevresinde, kendileri gibi durumdan hoşnut olmayan ve kişisel bir dikta rejimine kayıldığını düşünen insanlar vardı.

    mustafa kemal atatürk ve kazım karabekir http://1.bp.blogspot.com/...m3JpVK1k/s1600/6.jpg
    rauf orbay ve mustafa kemal atatürk http://4.bp.blogspot.com/...%2Brauf%2Borbay.Jpeg

    devrimin evlatları şimdi karşı cephedeydiler.

    1923 seçimlerinde "ikinci grup" denilen muhalif vekiller meclis dışında bırakılmıştı. lakin 2. millet meclisi tek gruptan oluştuğu halde, bu tek partili meclis içinde dahi ideolojik ve siyasi beraberlik yoktu. başbakanı ve bakanları seçme yetkisi meclis'teydi. meclis aynı zamanda atatürk'ün aklındaki devrimlere muhalefet edecek birçok vekil barındırıyordu. mustafa kemal paşa, ulusun istikbali için ipleri kendi eline alması gerektiğini düşünüyordu.

    mustafa kemal bir yandan savaşırken; bir yandan meclisi, anayasayı, partiyi oluşturmuş ve cumhuriyet'e giden yolun taşlarını birer birer döşemişti. artık taşlar yerine oturmuş, şartlar olgunlaşmış ve rejimin adını koymanın zamanı gelmişti.

    şimdi ancak kendisinin hakemliğinde çözülebilecek bir kriz yaratıp, o sancılı krizden yeni bir rejim doğuracaktı. 5 gün içinde sonuca ulaşabileceği zekice bir plan kurdu. üç hamle sonrasını görebildiği bu satrançta, oyundan galip çıkan mustafa kemal olacaktı.

    23 ekim 1923 salı... ordu müfettişliğine atanan ali fuat paşa meclis 2. başkanlığı'ndan istifa etmişti. böylelikle meclis başkanı mustafa kemal'in hemen altındaki koltuk boşaldı. ertesi gün, hem başbakan, hem içişleri bakanlığı görevini yürüten fethi bey, mustafa kemal paşa'nın emriyle, 2 görevi birden yürütmenin zor olduğu gerekçesini öne sürerek içişleri bakanlığı'ndan istifa etti. en kritik makamlar sahipsiz kaldı. böylelikle hiç yoktan bir kriz doğmuş oldu.

    anayasaya göre bu 2 koltuğa atama yapma yetkisi meclisteydi. 25 ekim'de halk partisi grubu boşalan yerlerin yerine yeni atamalar yaptı. ilginç bir şekilde ne mustafa kemal, ne de fethi bey bu çok önemli 2 makam için aday göstermeyip grubu serbest bıraktı. ve gruptaki sandıktan 2 sürpriz isim çıktı; içişleri bakanlığı için sabit bey, meclis 2. başkanlığı için lozan'dan beri küskün olan rauf bey. gazi'nin hiç hoşlanmadığı iki isim çok önemli görevlerdeydi artık.

    kimilerine göre mustafa kemal, meclisin kendisiyle inatlaşmasını bahane ederek kafasındaki cesur adımların zeminini hazırlayacaktı.

    26 ekim 1923, cuma gecesi...
    mustafa kemal paşa, kabineyi çankaya köşkünde topladı. uzun süren toplantıda bakanlara "muhaliflerin oyununu" bozmak için planladığı karşı taarruzu açıkladı. bakanların hepsi birden istifa edeceklerdi. meclis onları yeniden seçerse, görevi kabul etmeyeceklerdi. sonu cumhuriyet'e varacak taktik savaşın 2. hamlesiydi bu.

    27 ekim cumartesi....
    mecliste, gazi'nin başkanlığında toplanan parti grubunda fethi bey daha kuvvetli bir hükumet oluşturulmasına ortam hazırlaması için hükumet üyelerinin topluca istifası ettiğini açıkladı. asıl planı bilmeyen parti grubu çok şaşırmıştı, toplu istifaya anlam veremediler. aslında bütün bu tantananın gerçek sebebini fethi bey bile bilmiyordu. bu yolun sonu cumhuriyet'e çıkacaktı. yeni bakanlar kurulunun 29 ekim pazartesi günü seçileceği duyuruldu.

    28 ekim pazar....
    vatan gazetesinin başsayfasında, istifa eden bakanların resimleri vardı. ülke resmen hükümetsizdi. meclis o pazarı tatil olmasına rağmen çalışarak geçirdi. kulislerde hükumet listeleri hazırlanıyor, adaylar değerlendiriliyor, ittifaklar kurulmaya çalışılıyordu. ama nafile... mustafa kemal'e yakın isimler teklifi reddediyor, muhalifler çekiniyor bir türlü güçlü hükmet listesi çıkmıyordu. herkes rejimin geleceğinden kaygılanmaya başlamıştı.

    muhaliflere gelince... rauf bey, doktor adnan, refet paşa o sabah haydarpaşa istasyonu'nda ankara'dan istanbul'a gelen ali fuat paşa'yı karşıladılar. milli mücadelenin önemli isimleri o günün akşamı, sarayda halife abdülmecid efendiyle buluştular. aynı saatlerde atatürk çankaya köşkü'nde arkadaşlarına "yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz" diyordu.

    ali fuat paşa, adnan adıvar, kazım karabekir, rauf orbay ve refet bele http://2.bp.blogspot.com/...e%2BRefet%2BBele.jpg

    mustafa kemal bu krizin düğümünü kılıçla kesecek, yeni bir hükumet değil yeni bir rejim kuracaktı.

    29 ekim pazartesi...
    halk partisi grubu toplandı. gündemde hükumet krizi vardı. söz alan milletvekilleri gazi'nin neden meclise gelip fikrini söylemediğini sordular. bu aşamada önceki gece köşkte yapılan plan uygulamaya kondu. gece sofrada bulunanlardan kemalettin sami paşa, hükumet krizini çözmek için mustafa kemal'in görevlendirilmesini istedi. paşa zaten bu çağrıyı bekliyordu. kendi yarattığı krizin reçetesini de hazırlamıştı.

    http://2.bp.blogspot.com/...ograflari%2B(30).jpg

    mustafa kemal, toplantı salonuna girer girmez doğruca kürsüye çıktı ve şunları söyledi: "efendiler! bakanlar kurulu seçiminde görüş ayrılıklarının hasıl olduğu anlaşılmıştır. bana bir saat kadar müsaade buyurun. bulacağım çözümü arz edeceğim."

    çözüm zaten çoktan hazırdı. mustafa kemal paşa meclisteki odasında ikna turlarına başladı. mecliste temsil edilen değişik grupların lideri sayılan milletvekilleriyle sırayla görüştü. onlara krizi çözecek basit önerisini söyledi: anayasa değişikliği.

    krizi çözecek sihirli formül ilk maddede yazılıydı: "türkiye devleti'nin hükumet şekli cumhuriyettir." dahası başbakanı atama yetkisi meclisten alınarak cumhurbaşkanı'na verilecekti. yani mustafa kemal paşa meclis, ordu ve partiden sonra hükumetin de iplerini eline alacaktı.

    pazarlık başladı. meclisteki vekillerden bazıları halifeye yürekten bağlı muhafazakar kişilerdi. cumhuriyet'in dinsizlik getireceğinden endişeliydiler. onları rahatlatacak çözüm 2. maddede sunuldu: "türkiye cumhuriyeti'nin dini islam'dır". kemal paşa 2. maddeyle 1. maddeyi garantilemiş oldu. (1928 yılında; yeterince güçlendiğinde devletin dini islam'dır ifadesini anayasa'dan çıkaracaktı)

    http://3.bp.blogspot.com/...kv-g/s1600/3c31b.jpg

    1 saatlik süre dolunca grup yeniden toplandı. mustafa kemal salona sessiz adımlarla girdi. kendinden emin gözüküyordu. artık oyundaki son hamleyi yapmak üzereydi. kürsüye çıktı ve şunları söyledi:
    "muhterem arkadaşlar, hallinde müşkülata düştüğünüz meselenin sebep ve bağlantılarının, bütün arkadaşlarca anlaşılmış olduğu kanaatindeyim. hepinizin topluca bakanlar kurulunu seçmeye mecbur olmanızda görülen müşkülatın halli zamanı gelmiştir. görülüyor ki, bu usul bazen birçok karışıklıklar doğuruyor. yüce kurulunuz bu müşkülün halline beni memur kıldınız. ben de bu arzettiğim kanaatten ilham alarak düşündüğüm şekli tesbit ettim. onu teklif edeceğim. teklifim kabule değer bulunursa kuvvetli ve kendi içinde tutarlı bir hükümet teşkili kabil olacaktır. devletimizin şekil ve mahiyetini tespit eden ve hepimiz için gaye olan anayasamızın bazı noktalarına açıklık getirmek lazımdır. teklifim şudur:"
    dedi ve sonra teklifi okuması için elindeki kağıdı katip beylerden birine uzatarak kürsüden indi. o daha kürsüden inerken katip ilk maddeyi okudu: "hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir. türkiye devleti'nin hükumet şekli cumhuriyettir"

    milletvekilleri krize çözüm beklerken cumhuriyet önerisiyle karşılaştılar. ipler meclisten yeni seçilecek cumhurbaşkanının eline geçecekti. kimin seçileceğini de istisnasız herkes biliyordu: tabiki gazi mustafa kemal paşa hazretleri. rauf bey ve diğer muhalif ağır toplar ankara dışındaydılar. o an mecliste olan muhaliflerin itirazları zayıf kaldı. çıkıp konuşan vekiller genelde ilk şaşkınlıklarını dile getiriyor, süreci yavaşlatmak için fikir beyan ediyorlardı.

    paşa grubun ilk sırasında oturuyor, konuşulanları birer birer not alıyordu. bu notları daha sonra nutuk'ta yayınladı.

    sabit bey (erzincan): "kabine usulünün lehindeyim. ancak anayasanın tadili teklifiyle bugünkü buhranı halletmek kabil değildir. biz, şimdi, bir başbakan seçelim. anayasa tadilini sonra düşünürüz"
    vehbi bey (karesi (balıkesir): "biz, şimdiye kadar görüşüldüğü işitilen anayasadan haberdar değiliz. gazetelerde filhakika gördük. bu, kafi mi? binaenaleyh biz, evvelemirde, bunu topluca görüşmek üzere sonraya bırakıp buhranı halledelim."
    halil bey:"anayasanın tadiline ve yeniden yapılmasına salahiyetimiz vardır. fakat, bu tadilat, hakikaten vatan ve milletimizin saadet halini gerçekleştirebilecek midir; bunu söylemek lazımdır. bunu, hukuk erbabından, hukuk ulemasından olan arkadaşlarımız gelsinler, izah etsinler. izahat verilmedikçe, bunun, derhal halledilmesine taraftar değilim."
    azadan biri: "anayasa öyle çalakalem tadil edilemez."
    hamdullah suphi bey (istanbul): "dört sene evvel böyle ayrı ayrı seçimler yapılmasının zararlarını söylemiştim; bugün de aynı hal baş gösterdi. gazi paşa'nın teklifine gelince, bu yeni değildir. dört sene evvel yapılan bir kanunun, daha açık bir surette ifadesidir. binaenaleyh, bunun hilafına olarak söz söyleyecekler gelsin, fikirlerini söylesinler. fakat, zamanımızın uzun uzadıya beklemeye tahammülü yoktur."
    ragıp bey (kütahya): "kanunların en iyisi hadisat ve ihtiyaçtan doğanıdır. ihtiyaç ise meydandadır. anayasanın kamil hale getirilmesi lazımdır. daha açık hale getirilmesi icap eder. teklifin derhal müzakeresine geçelim."
    adliye vekili seyit bey: "teklif edilen şekil, yeni bir şey değildir. mevcut anayasanın daha açık hale getirilmesi ve tespitidir. kanunları ihtiyaç yapar. nazariyat yapmaz. zaman, hadiseler, her şeye hakimdir. tekamül yasaları, değişmez bir kesin düsturdur. teklif edilen şekilde bir yenilik yoktur. mevcut şekli, daha sarih ve açık olarak ifade edersek millet ve memleketimizin menfaatine elbet daha uygun hareket etmiş oluruz."
    eyüp sabri efendi (konya): "biz, gazi paşa hazretlerini hakem yaptık. bizim, anayasayı tadile salahiyetimiz yok demek, gayrı meşru olduğumuzu kabul etmek demektir. meclisin, anayasayı tadile salahiyeti aşikardır. hükümetimizin şekli, behemehal cumhuriyet olacaktır."
    ismet paşa: "parti genel başkanının teklifini kabule ihtiyaç katidir. cihan, bizim bir hükümet şekli görüştüğümüzü biliyor. bu müzakerelerimizi bir neticeye ulaştıramamak ve açıklayamamak, güçsüzlük ve kargaşayı sürdürmekten başka birşey değildir. bir tecrübeden bahsedeyim. avrupa diplomatları bu hususta beni ikaz ettiler. devletinizin başı yoktur, dediler. mevcut durumunuzdaki başkanınız sadece meclis başkanı sıfatı taşımaktadır. demek ki, siz, bir başka başkan bekliyorsunuz. avrupa düşüncesi işte budur. halbuki, biz böyle düşünmüyoruz. millet, hakimiyetine, mukadderatına, bilfiil sahip çıkmıştır. o halde, bunun hukuksal ifadesini söylemekten neden çekiniyoruz? ortada bir cumhurbaşkanı yokken bir başbakanın seçilmesini teklif etmek anlamsız olur. bunda şüpheye mahal yoktur. başbakanın seçimini kanuni ve mümkün kılabilmek için gazi paşa hazretlerinin teklifinin kanuniyet kespetmesi lazımdır."
    abdurrahman şeref bey:"hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir, dedikten sonra, kime sorarsanız sorunuz, bu, cumhuriyettir. doğan çocuğun adı budur. ama, bu ad, bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin."

    grup anayasa değişikliğini önce tümden sonra madde madde oylayıp kabul etti. şimdi sıra anayasa komisyonu ve genel kuruldaydı. anayasa değişikliği mecliste apar topar adalet komisyonu'na gönderildi. komisyon 1 saat içinde teklifi, "acil görüşülmesi istemiyle" genel kurula sevk etti. normalde haftalar alacak işlemler birkaç saat içinde halledilmiş ve değişiklik meclise getirilmişti.

    genel kurulda söz alan vekiller artık itiraz etmediler. işin ilginci, 287 vekilli mecliste sadece 158 vekil hazır bulunuyordu. muhalifler oylamaya katılıp red vermektense gelmemeyi tercih etmişlerdi. bu yüzden anayasayı değiştirmek için gerekli çoğunluk neredeyse sağlanamıyordu. durum anlaşılınca o güne kadar meclise hiç gelmemiş 9 mebus apar topar ankara'ya çağrılıp yemin ettirilmişti. böylelikle yeterli çoğunluk mecliste hazır bulundu ve oylamaya geçildi.

    başkan kabul edenleri sordu; bütün eller havaya kalktı. anayasa değişikliği saat 20.30'da 158 üyenin tamamının oyuyla, "yaşasın cumhuriyet!" nidaları eşliğinde kabul edildi. türkiye artık bir cumhuriyet'ti.

    ve bir de cumhurbaşkanı seçilmeliydi. cumhuriyetin ilanından sadece 15 dakika sonra, cumhurbaşkanının hemen seçilmesi teklif edildi. aday yoktu aslında. gizli oylamada mebuslar istediği vekili yazmakta serbesttiler. 158 mebusun tamamı ittifakla gazi mustafa kemal'in adını yazmıştı.

    http://2.bp.blogspot.com/...BAtaturk%2Bmason.jpg

    cumhurbaşkanı seçilen mustafa kemal, meclis salonunu çınlatan alkışlar eşliğinde şu konuşmayı yaptı:

    "muhterem arkadaşlar,
    mühim ve cihanşümul olağanüstü hadiseler karşısında muhterem milletimizin uyanıp teyakkuza geçişinin kıymetli bir vesikası olan anayasamızın bazı maddelerini açıklığa kavuşturmak için özel encümen tarafından yüksek heyetinize teklif olunan kanun layihasının kabulü münasebetiyle türkiye devletinin zaten cihanca malum olan, malum olması lazım gelen, mahiyeti, beynelmilel idrak edilmiş unvanıyla yadedildi. bunun tabii sonucu olarak, bugüne kadar doğrudan doğruya meclisin başkanlığında bulundurduğunuz arkadaşınıza ifa ettirdiğiniz vazifeyi cumhurbaşkanı ünvanıyla yine aynı arkadaşınıza, bu aciz arkadaşınıza veriyorsunuz. bu münasebetle, şimdiye kadar hakkımda göstermek inceliği buyurduğunuz muhabbet ve samimiyet ve itimadı bir defa daha göstermekle yüksek kadirşinaslığınızı ispat etmiş oluyorsunuz. bundan dolayı yüksek heyetinize bütün samimiyeti ruhiyemle arzı teşekkürler ederim.
    efendiler, asırlardan beri şarkta mağdur ve mazlum olan milletimiz, türk milleti, hakikatte fıtratından gelen hasletlerden yoksun telakki ediliyordu.
    son senelerde milletimizin fiilen gösterdiği kabiliyet, istidat, idrak, kendi hakkında suizanda bulunanların ne kadar gafil ve ne kadar tetkikten uzak, dış görünüş düşkünü insanlar olduğunu pek güzel ispat etti. milletimiz sahip olduğu vasıfları ve liyakatini hükümetinin yeni ismiyle, medeniyet cihanına daha da kolaylıkla göstermeye muvaffak olacaktır. türkiye cumhuriyeti, cihanda işgal ettiği mevkiye layık olduğunu eserleriyle ispat edecektir.
    arkadaşlar, bu yüce müesseseyi vücuda getiren türk milletinin son dört sene zarfında gözler önüne serdiği zafer, bundan sonra da birkaç misli olmak üzere tecelliyatını gösterecektir. bendeniz, aciz dostunuz, mazhar olduğum bu emniyet ve itimada liyakat gösterebilmek için pek mühim gördüğüm bir noktadaki ihtiyacı arzetmek mecburiyetindeyim. o ihtiyaç, yüksek heyetinizin şahsım hakkındaki teveccüh ve itimadının ve gözetmenizin devamıdır. ancak bu sayede ve allah'ın inayetiyle şahsıma verdiğiniz ve vereceğiniz vazifeleri en iyi şekilde ifaya muvaffak olabileceğimi ümit ederim.
    daima muhterem arkadaşlarımın ellerine çok samimi ve sıkı bir surette yapışarak onların şahıslarından kendimi bir an bile üstün görmeyerek çalışacağım. milletin teveccühünü daima dayanak noktası telakki ederek hep beraber ileriye gideceğiz. türkiye cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır."

    bu konuşmanın ardından, afyon vekili hami bey kürsüde bir dua okudu ve meclisin tarihi oturumu son buldu.

    mustafa kemal paşa, sabah 10'da meclis başkanı olarak geldiği binadan 12 saat sonra cumhurbaşkanı olarak ayrılıyordu. meclis çıkışında 20 kişilik müfreze yeni cumhurbaşkanını silah atarak kutladı.

    fethi ve ismet beyleri yanına alan mustafa kemal, çankaya köşkü'nde zafer sofrasına oturduğunda ankara top sesleriyle yankılanıyordu. 100 pare top atışı yeni cumhuriyet'i ilan etti.

    istanbul'da top atışları gece 3'te başladı. uyanan istanbullular bunu işgal kuvvetlerinin saldırısı zannederek sokağa fırladı. işin aslı sabahleyin gazetelerden ve vali'nin açıklamalarından sonra anlaşıldı. yurt çapında bütün resmi kurumlar tatil edildi. halk sokaklara döküldü. evler bayraklarla süslendi. cumhuriyet'ten herkes farklı bir şey anlıyordu ama herkes mutluydu.

    ankara'da olmayan muhalif vekiller haberi ancak ertesi sabah gazetelerden öğrenmişti.

    kaynak: http://bugraderci.blogspot.com/...riyet-nasl-ilan.html
  • 49
    günün anlam ve önemi olarak 31 mart vakası'na yol açan gerici isyanını kurmay başkanlığını mustafa kemal paşa'nın yaptığı, selanik'ten gelen hareket ordusu'na komuta ederek bastırmış ve türk hava kuvvetleri'nin de kurucusu olan mahmut şevket paşa'nın, istanbul'daki isyanı bastırmak üzere hareket ordusu'yla yola çıkmadan önce askerlerine yaptığı tarihi nutku buraya bırakıyorum.

    https://www.youtube.com/watch?v=xIRUC8p0t7M

    bugün tarih yine 31 mart. vatan yine gidiyor, millet yine mahvoluyor. cehaletin bir türlü mağlup edilemediği, etmeye çalışanların da ömrünün yetmediği veya yettirilmediği bu güzel ülkemde 100 yıldan fazladır değişen hiçbir şey olmamış.

    ne güzel sormuş paşam, "bizde cesaret, bizde hamiyyet yok mu?"

    oyunuza kuvvet.

    bir tarih aşığı olarak galatasaray sözlük'teki en sevdiğim kulüp.
  • 21
    japon intihar saldırısı; kamikaze https://www.youtube.com/watch?v=vEYSdhOKOV0 + ¤

    13. yüzyılda yeryüzünün en büyük imparatorluğu haline gelen moğollar, balkanlardan pasifik okyanusuna kadar olan bölgeyi hakimiyeti altına alır. fetih için sırada japon adaları vardır. 1274 yılında, moğol komutanlarının emri altındaki çinli ve koreli savaşçıları taşıyan 800 savaş gemisi japonya'ya doğru yola çıkar. çıkan bir tayfun, saldırı planlarının suya düşmesine sebep oldu. gemiler japonya'ya varamadan geri dönmek zorunda kalır.

    moğol hükümdarı kubilay han kararlıdır. 1281 yılının yaz aylarında, bu defa geçen seferkinden daha kalabalık bir orduyla taarruz emrini verir. o güne kadar kendi aralarında çatışan samuraylar, ilk defa birlik olup ortak bir düşmana karşı savaşacaktır. iki taraf da hazırlıklarını yapar. haziran ayında işgal ordusunun küçük bir bölümü, japon adalarına ayak basar. kanlı çarpışmaların ardından japonya içlerine kadar ulaşırlar. moğol donanmasının kalanı da kyoto'ya asker çıkaracaktır. japonya yenilginin eşiğine gelir.

    fırtına, bir kez daha japonların kurtarıcısı olacaktır. kyoto'da çıkan kuvvetli fırtına, yüzlerce moğol gemisi alabora olmasına sebep olur. geride kalan az sayıda moğol askeri, samuraylar tarafından doğranmaktan kurtulamaz.

    işte japonları en umutsuz anında kurtaran, ilahi önem verdikleri rüzgara "kamikaze" ismini verirler. kami japonca tanrı, kaze ise rüzgar demektir.

    intihar saldırıları

    1944 yılının ortalarında pasifikteki savaş tüm hızıyla sürmektedir. bazı japon pilotları, spontane gelişen fevri kararlarla amerikan gemilerine intihar dalışı yapar ve önemli hasarlar verir.
    http://4.bp.blogspot.com/...mikaze+SALDIRISI.jpg

    kısıtlı kaynakla umutsuzca savaşmaya çalışan japon ordusu, bu hadiselerden ilham alıp özel bir intihar birliği oluşturulur. bu birliklere, japon tarihindeki moğol donanmasını batıran tanrının rüzgarı “kamikaze” ismi verilir. japonlar, aynı geçmişte olduğu gibi, en zor zamanlarında, gökten gelecek ilahi bir yardıma ihtiyaç duymaktadır.
    kamikaze pilotları: http://4.bp.blogspot.com/.../kamikaze+pilots.jpg

    kamikaze birliğini bizzat komuta edecek donanma hava kuvvetleri komutanı takaşiro onoşi, ortalama yaşları 23 olan askerlerine, kendisinin de takımını izleyeceğine dair ant içer. gönüllülük esasına göre oluşturulan kamikaze birliği, bomba ve patlayıcı yüklü uçaklarıyla, amerikan gemilerine çarparak, alışılmış yöntemlere nazaran çok da fazla zarar verir.
    kamikaze pilotları ölüme uğurlanıyor: http://4.bp.blogspot.com/...%C4%9EURLANIRKEN.jpg

    amerikan kaynaklarına göre; 2800 kamikaze saldırısında 34 gemi batırılmış, 368 gemi hasar görmüş, 4900 amerikan denizcisi hayatını kaybederken 4800'ü yaralanmıştır.
    http://3.bp.blogspot.com/...00/Kamikaze+hit+.jpg
    http://2.bp.blogspot.com/...it+two+Kamikazes.jpg

    intihar saldırıları, amerikalıları şok eder. panik ve korkuyu engellemek için basında kamikaze hakkında haber yapma yasağı uygulanır. ilk şoku atlattıktan sonra, kamikaze saldırılarına karşı yeni savunma taktikleri geliştirilir ve intihar saldırılarının başarı oranını %25'e kadar düşürür.

    tüm fedakarlıklarına rağmen, kamikaze birliği de savaşın kaderini değiştiremez. 15 ağustos 1945'te, imparator hirohito radyodan japonya'nın temsil olduğunu açıkladığında, kamikazelerin komutanı takaşiro onoşi, askerlerine verdiği sözü yerine getirir ve harakiri yaparak yaşamına son verir.

    kaynak ve resimler için; http://bugraderci.blogspot.com.tr/...ruzgar-kamikaze.html
App Store'dan indirin Google Play'den alın