• 97
    yıllardır çok sıkı bir takipçisi olmasam da, denk geldikçe izlediğim, çok keyifli olduğunu düşündüğüm bir spor dalıydı. her zaman içgüdüsel olarak bu spora yatkın olduğumu, zaman ve imkan olsa aslında tenisçi de olurdum he diye düşünürdüm. abimle birlikte öğrenmeye, eğitim almaya karar verdik. geçtiğimiz pazar ilk antrenmanımızı yaptık.

    belli bir süreç gerektirse de geçmişinde toplu sporlarla haşir neşir olan insanların daha çabuk öğrenebileceğini çokça yerde okudum. zaten futbol, basketbol ve voleybol sporlarını kazma denmeyecek seviyede yapabilen biri olduğumu düşünüyorum. yani bir insanda beceri varsa, herhangi bir spor dalını belli bir seviyede yapabilir diye düşünüyordum. lakin ilk idmanda ilk insan seviyesinde olduğumuzu gördük.

    bir kere raket sandığımdan çok daha hafif. kuş gibi anasını satıyım. eğitmen ilk derste forehand ve backhand vuruşlarını gösterdi. raketi düzgün tutmak, duruşunu ayarlamak, topa vururken raketi düzgün savurmak, topa bakmak, hepsini bir arada yapmak gerekiyor. sanıyorum çokça pratik yaparak yukarıda saydığım parametrelerin hepsini düşünmeden yapar hale gelmek gerekiyor. araba sürmek gibi. ondan sonra vuruşum nereye gitti, raketin neresiyle vurdum, ne kadar güçlü vurdum gibi şeyleri ayarlama aşamasına geçilebilir.

    sandığımdan çok daha zor bir tekniği var. ama bunları göze alarak başladık. tenisçi yazarlarımız varsa önerilerine açığım. ilerleme kaydettikçe de buraya yazacağım.
  • 98
    kanımca hobi olarak oynaması son derece kolayken, profesyonel olarak en zor sporlardan biri. bireysel spor olması sebebiyle de başarıya ulaşmanın hem kolay hem de inanılmaz zor olduğu gerçeği de cabası. bir futbolcu ya da basketbolcu sadece fiziksel gücüyle, yaratıcılığıyla, mental gücüyle ya da oyun görüşüyle başarılı olup büyük servetler kazanabilir. avrupa'daki takımların çoğunda sadece eşek gibi koştuğu için ya da sadece araya 1-2 top atabiliyor diye milyon dolarlar kazananlar var. basketbola bakalım; sadece iyi şut çekiyor diye büyük paralar kazananlar var nba'de. ya da boyu sırf 215 cm diye senelik 15 milyon dolar kazanan var. gerçi sırf boyu 30 cm diye o parayı kazanan da var:( neyse. adama topu 2 kere yere vur turnike at desen atamaz. öyle kazmalar var. tenis ise bambaşka. zaten büyük paralar kazanmak sınırlı sayıda oyuncuya nasip oluyor ama yine de iyi para kazanabilmek mümkün ve bunu yapabilmek için birçok özelliği bir arada bulundurmanız gerekiyor. şimdilerde çok moda, herkes diyor ki "ülkede iyi tenisçi sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. çocuğumu tenise vericem, tenisçi olsun, güzel paralar kazansın". ama o iş öyle değil işte. anne babalara şunu hatırlatmak lazım, çocuğunuzun iyi bir tenisçi olması, ilerde bir messi olmasından çok daha zor. gerçekten daha zor. vallahi de billahi de messi olabilir, olur ya kuş taşa değmiştir, messi gibi allah vergisi bir yetenek vardır çocukta yürür gider. ama işte bir nadal olmak, bir federer olmak neredeyse imkansıza yakın. neden? öncellikle allah vergisi yetenek olacak. yetmez. hayvan gibi fiziksel gücü olacak. bunu sağlamak için hayvan gibi disiplinli olacak ve çalışacak. yetmez. hayvan gibi mental güce sahip olacak. yıkılmayacak, kırılmayacak. yeter mi? vallahi yetmez. hayvan gibi oyun ve saha görüşü olacak. rakibi okumayı bilecek. yeter mi? hala yetmez. lan beslenmesi bile kusursuz olacak. bakın sabaha kadar barda içip sıçıp, ertesi gün sahaya çıkıp şov yapan futbolcular var. bunu teniste yapamazsın. uykuna, beslenmene maksimum dikkat edeceksin. neyse çok uzattım ama ana fikri anlatabilmişimdir heralde.

    şimdi benim hanım da diyor ki; yav sen eskiden çocuğum olursa tenisçi olsun isterim diyordun, niye tenise yollamıyoruz bu çocuğu? lan çocuğa maksimum yavaşlıkta havadan top atıyorum, gözlerini kapatıp kaçıyor :( ben nasıl tenise yollayayım bunu. biz paw petrol'dan devam. otursun çizgi film izlesin.