• 49
    futbol takımımızın sık sık yapmaya çalıştığı eylem. biz geriden çıkarken sanki takım ikiye ayrılıyor. topla çıkmaya çalışan geri 4’lü artı 1 orta saha bi tarafa, ilerde kendi içinde sağa sola joging yapanlar bi tarafta. arka taraf mücadele veriyor adeta bizim 1. ve 2. bölgemizde öteki tarafta ileridekiler kendi aralarında hareket ediyorlar ama hareket etmeseler de olur muhtemelen efektif bi boşa çıkma durumu yok sanki. bence en temel sorun bu. yani bi türlü ön tarafı topla çıkma işinde kullanamıyoruz. topla çıkmada tamamen arka tarafın bireysel yetenekleri söz konusu. halbuki ön tarafta işe dahil olsa hem topu çıkarabileceğiz hemde 3. bölgeden tek paslarla geçip pozisyona gireceğiz. arka tarafta topu kullanan ekibe bu kadar yük binmemesi lazım. takım boyunun bu kadar uzun olmaması lazım…
  • 51
    marcao'nun olmadığı maçlarda defans ve hücum arasındaki mesafenin açılması ile iyice ayyuka çıkan bu problem hoca'yla oyuncular arasındaki iletişimi de koparmaya başladı bence.

    maçların yarısı hücum oyuncuları ilerde boş boş beklerken defansın pasla 30 metreyi katetmeye çalışması ve topu tekrar tekrar kaybetmesi üzerine hücumdakilerin de geriye koşmak zorunda kalması şeklinde geçiyor. bu oyun düzeni oyuncuların da zaaflarını daha çok ortaya çıkardığı için atağın olgunlaşamadığı her denemede hücum ve orta saha oyuncularının suratlarında topla buluşamamanın ve takımın tekrar tekrar top kaybı yapmasının verdiği mutsuzluğu yakın çekimlerde görüyoruz. bu aynı zamanda oyun planı ile ilgili bir mutsuzluk. aynı durum tekrarlandıkça hocanın oyun içinde verdiği taktikler ve yaptığı değişikliklere tribünlerden olduğu gibi takım içinde de bir inanç kaybı doğuruyor.

    marcao gelince ciddi bir düzelme olacağını düşünsem de sorunu oyuncu bazlıdan çıkarıp sistemsel olarak da çözümler üretmek elzem. fatih hoca'nın konuya ekstra mesai yapması ve üreteceği çözümlerle hem taraftarı hem oyuncuları tekrar kendine ikna etmesi gerekiyor. çünkü "hocanın bi bildiği vardır" cümlesi en az duyduğumuz cümle bu aralar.
  • 52
    oynanamadığında standart strikerın hiçbir işe yaramadığı kanısına vardıran oyun sistemi. bu oyunu oynamak için sürekli belli orta düşük tempoda hareket halinde boşa koşu yapan, yaklaşan, uzaklaşan, alan açan bir takım ve bunlara çok iyi servis yapan kadife bilekli savunma oyuncuları, defansif oyun kurucular lazım. mevcut takımda neredeyse hiçbiri elimizde yok. bizim en iyi oynayabileceğimiz oyun aynı ayak ile kanattan çizgiye inebilecek, ceza sahasında çoğalabileceğimiz kanat organizasyonlu oyunlar. bunun için biri halil olmak üzere (yardımcı forvet rolünde) çift forvet, iç gibi oynayabilen solda emre kılınç, sağda morutan, ortadan alexandru cicâldău ana üçlüsü ve arkasında berkan ya da taylan' dan oluşan süpürücü ön libero hattı üzerinden devam etmek ve biraz daha fazla dripling yapmak. bu tarz bir sistem ile oynayıp pasla kenarlara çabuk inebiliriz ve böylelikle geriden pasla oyun kurma oyununu da kısmen uygularız.
    https://galatasaray11.com/e/7n9mz03y
  • 53
    bunu yapabildiğimizde hem ne kadar şık hem de avrupa’da yaratabileceğimiz dominasyonu düşünerek beni heyecanlandıran modern futbol tercihi. yapamadığında komik görünse de yapabildiğinde komik duruma düşürürsün rakipleri.

    3 yıldır deneyip yapamadığımız yanılgıdır. pandemi öncesi oturan bir düzen mevcuttu. marcao, seri, lemina ve onyekuru ile yerleşen düzen pandemi sonrasında şansız sakatlıklar ve onyekuru’nun sözleşmesinde bulunan maddeler dolayısıyla bozuldu.

    şimdi ilk kez kendi düzenimizi kurabileceğimiz, tüm futbolcuların bonservisinin elimizde olduğu bir düzene geçtik ve 10 resmi maç olmadan hemen bu düzenden vazgeçmemiz gerektiği konuşuluyor. hakikaten olayları doğru okuyamamaktır bu.

    bununla başladık. bununla bitirmeliyiz. ışık olup olmadığı sene sonunda anlaşılabilir ve bence sistemin oturmaması için bir iki sebep dışında bir engel kalmadı***
  • 54
    marcao, nelsson, assunçao bu işi çok iyi yapabilen futbolcular. cicaldau geriye geliyor, taylan standart türk orta sahası gibi hep yavaşlatsa da onun da ayağı iyi. muslera'nın ayağı kötü, parası basılıp ayağı iyi olan kaleci de getirilir.

    bütün bu yatırıma, uğraşa rağmen galatasaray hala bu işi yarım senede toplama anadolu takımları ile çağdaş atan ile alanyaspor, ya da farioli ile fatih karagümrük'ün oynadığı kadar yapamıyor. yapamayacak da. bence fatih hoca'nın oynatmaya çalıştığı oyun olmaz vs demeden de fatih hoca'nın bunu düz oynatamadığı kanaatine de ulaşabiliriz. oyun içerisinde problemin ne olduğu hakkında benim düşüncelerim var, fakat analiz edebildiğimi iddia etmiyorum.

    işin ilginci böyle bir takım oluşturmamızın kötü olduğunu da düşünmüyorum, çünkü eğer fatih hoca bu takımı hakikaten bu raddede oynatamayacaksa, yerine gelen hoca doğru seçildiği takdirde çok hızlı adapte olunabilir.
  • 55
    son transferimiz gustavo assunçao tam olarak regista rolüyle bu kurgu ve plan dahilinde opsiyonuyla beraber kiralandı. belli ki hoca bu sistemden vazgeçmeyecek ama umarım uygulamada doğrularla pratiğe döker de bizde özellikle son zamanlarda yaşadığımız baskıyla çıkamadığımız fecaat durumları yaşamayız.

    aslında son maçlarda bu sistemi bu kadar beceremediğimiz görüntüsünün en büyük sebebi de marcao'nun af edersiniz yapmış olduğu 16 ağustos 2021 marcao kerem aktürkoğlu olayı eşeklik ile beraber almış olduğu uzun süreli ceza. bu geriden pasla oyun kurma ve ön alan baskısını bertaraf etme kurgusunu marcao - nellson - gustavo sahada olduğunda çok merak ediyorum.
  • 57
    çoğu büyük takım için bir zorunluluk olmakla beraber takımın ana oyun planına dönüştürülmesi bizim gibi takımlar için hatadır. geriden topla çıkmaya o kadar odaklıyız ki ne doğru düzgün savunma kurgusu oturtabildik ( buna değişen oyuncular da sebep oluyor tabi ) ne de vay be ne organizasyonmuş dediğimiz hücum setlerimiz var. korner, serbest vuruş gibi duran toplara hiç girmiyorum bile. ben galatasaray'da direkt futbol görmek istiyorum arkadaş. schalke maçındaki muslera-selçuk-umut üçgeniyle gol görmek istiyorum. inanın bugün o maç oynansa muslera elinde topu tutar iki stoperimizin ceza sahasının kenarlarına yerleşmesini bekler ve sonra da antrenmanda çalıştığımız gibi yavaş yavaş topla çıkmayı denerdik. oyuncularımız bu işe o kadar odaklı ki aman hata yaparsam sonraki hafta formayı alamam diye rakibin arkasına saklanıp pastan kaçıyorlar. son iki maçta bu kendini çok net belli etti.

    burada tabi ki geriden pasla oyun kurma işini bıraktığımızda galaksi seviyesinde bir takım olacağız demiyorum. ama elimizde cica-morutan-kerem-berkan gibi oyuncular varken daha direkt ve daha geçiş oyununa yönelik bir futbol oynamamız gerekirdi.

    bu sistemin ikinci defosu da sadece 13 kişilik (lazio ilk 11+emre kılınç+assunçao) bir grupla başarılı bir şekilde uygulanabilmesi. yani yedekten gelen her oyuncu seviyeyi daha da geriye çekiyor (kaç kere gördük). sen alpaslan-nellsson ikilisinden oyun kurmasını beklersen rakibin her ön alan presinde pozisyon verirsin. rakiplerimizin stoper ikililerine bakın kalite olarak bizden aşağıdalar. ama stoperlerine bizdeki kadar yük binmediği için yetersizlikleri fazla konuşulmuyor. luyindama gibi bu ligde her forveti yiyebilecek bir oyuncu var, marcao'yu zaten anlatmıyorum. nellsson geleceğin danimarka kaptanı olarak geldi. alpaslan da gayet iyi bir rotasyon oyuncusu. hiç olmadı kendi yetiştirdiğin ışık kaan var. ama bizde marcao-nellson ikilisi bozulduğu anda oyunumuz 1-2 seviye aşağı düşüyorsa bunun nedeni geriden pasla çıkmaya olan takıntımızdır.
  • 58
    sanılanın aksine galatasaray futbol takımının özellikle seçtiği bir sistem değildir. terim'in uzun yıllardır tüm takımlarında kullandığı taktiktir. taktiği söylüyorum: "ileriye şişirmeyin" bu kadar. sadece bu.
    bizim gözümüze şimdi batmasının nedeni artık dünyada her takımın yoğun ön alan baskısıyla oynaması. haliyle galatasaray futbol takımı, oyun kuramıyor değil oyuna başlayamıyor. zaten az sayıda iyi oynadığımız maçta, rakip takım oyuna başlamamıza izin verdiği için oynayabildiğimizi görüyorsunuz.
    teknik direktörümüz bu konuda bir çözüm üretmiyor. büyük ihtimalle "boşa kaçın, pas alın" filan diyordur antremanda. boşa kaçacak oyuncular da marke edilince takım pas opsiyonu bulamıyor, muslera'ya dönüyor. muslera en yapamadığı işi sürekli yap(ama)mak zorunda bırakılınca günden güne özgüven kaybediyor, iyice saçmalıyor. teknik direktörümüz de saha kenarında "boşa kaçın, pas alın" diye oyuncu azarlıyor. oyuncular azarı yedikçe sorumluluktan daha çok kaçıyor.
  • 59
    geriden pasla çıkmak için öncelikle takım olarak organize hareket edebiliyor olmanız gerekir. çok basitçe:

    1- hatırlarsak, öncelikle bizim oyun anlayışımızda uzun süre, geriden çıkma gibi bir derdimiz olmadı. hemen "nagatomo topu aldı, bastı ve geriye oynadı" şeklindeki cümleleri hatırlayalım. bu sene değişen oyuncularla beraber bu biraz kırılsa da oyun hafızasından bir an önce silinmesi gereken bir etken. önce "çıkma", yani sağa sola değil, topla ileriye hareket alma, dikine oyun felsefesini kazımak gerek.

    2- geçen senelere göre maalesef değişmeyen bir durum ise takım halinde hareket etmek. mancini'nin ilk antrenmanını hatırlayanlar vardır belki. mancini daha ilk idmanlarda oyunculardan el ele tutuşup, açılmalarını istemiş, onların sahada bu şekilde, kopmadan beraber hareket etmelerini sağlamıştı. bizim uzun süredir gördüğümüz ise cetvelle çizilmiş gibi birbirinden ayrı ve uzakta duran oyuncular grubu. sanki saha içince herkes sosyal mesafeli. adeta hücumculara şurayı geçmeyin, defanslara buradan öte gitmeyin, okçulara bu tepeyi asla terk etmeyin diye ezberletmişiz. bizim takımda hatlar bu nedenle o kadar kopuk ki, istek anlamında ilk koşulu sağlasak bile, bir bütün olarak hareket etmemiz mümkün olmuyor.

    bu iki temel eksikliğin de "bana göre" başlıca nedeni, topa sahip olma zehrinin, buna bağlı olarak hata yapmama ve garanti oynama düşüncesinin takıma salınmış olması. oyuncular buna o kadar bağlı ki çoğu zaman ya ileriye gitmeye korkuyor ya hata yapmaya çekiniyor. oysa ileriye gitmeden ya da hata yapmadan güzel futbol oynayamazsınız. işte bu yüzden biz maçlarda "sıkıcı" bir futbola mahkum oluyoruz. bu nedenle ya pası geride yapıyoruz ya da ileri çıkamıyoruz. ikisi bir arada olmuyor.

    velhasıl kelam, marcao, regista , şu-bu'dan önce "kendi düşünceme göre" temel eksiklik aşılanan oyun felsefesinden kaynaklı. ne zaman ki oyunculara beraber özgürce hareket etme, organize olma, hatadan korkmamayı öğretiriz, belki bu oyunu oynamak anlamında bir şeyler kazanmaya, bir yol kat etmeye başlarız. yoksa bu bizim oynayamayacağımız ya da bu kadar felaket oynayacağımız bir oyun değil bu. bugün tff 2. ligde bile, çok daha düşük profilde oyunculara sahip takımların bunu yapabiliyor olması da bizim bu konuda, temelde bir eksikliğimiz olduğunun bir işareti.
  • 61
    maçların bazı anlarında az da olsa ( hatta tek tük) rakip kaleye kadar gol hariç kusursuz bir şekilde neticelendirdiğimiz şablon.

    ilk 2 lig maçımızı hatırlamıyorum ama kasımpaşa, trabzon ve lazio maçlarında çok küçük örneklerini gördüm. trabzon maçında 2- 2'den sonra halil'in vurduğu ancak defansın çizgiden çıkardığı top ile lazio maçında yine halil'in ilk yarıdaki aniden dönüp vurduğu top vardı. çok güzel bir şekilde dikine paslarla hızlıca rakip kaleye inmiştik. yani herkes doğru zamanda doğru yerde olursa sonuç alınabiliyor.

    bu konuda uzmanlaşmak için çok ama çok çalışmak lazım. ve aynısını hücumdayken dönen toplarımızı da alıp ya da sahanın herhangi bir bölgesinde kaptığımız toplarla da yapmalıyız. sadece muslera'dan başlayan toplar ile yapmak yetmiyor; hatta çoğunu yapamıyoruz.

    beraberinde birçok denklemi, çalışmayı, opsiyonu gerektiren ve bireysel beceri isteyen bir oyun tarzı. zaten futbolcular birbirine en fazla 5 metre yakın durmadan ve topun olduğu her yerde küçük üçgenler kurmadan bunu başarmak mümkün değil. aksi halde en fazla orta sahada ve defansta al gülüm ver gülüm top çevirir durursunuz. sonra topla oynama yüzde 60, başarılı pas 500 diyerek övünürüz. peki ya sonuç? kaç tane bek bindirmesi var, kaç tane defans arkasına atılan top var, kaç tane oyuncu rakip yarı alana girmiş..

    biz ne zaman ki top marcao'dayken hemen önünde taylan ve gustavo, onların en fazla 10 metre uzağında da 3'er kişi bulundururuz işte o zaman defanstan çıkmış oluruz. maçlarımızda dikkat ediyorum top defans oyuncumuzdayken sadece bir oyuncumuz orta alanın bize bakan kısmında duruyor, geri kalan herkes rakip sahada. biri de demiyor ki ulan bu adam süperman mi ki uçup topu getirsin veya maradona mı ki çalım atıp gelsin.. biz daha başlarken yanlış kuruluyoruz. izlediğim tüm iyi takımlar defanstan çıkarken kendi sahasında epey kalabalık halde oluyor.
  • 63
    istediğiniz oyuncuyu alacak kadar paranız yoksa içi boş bir safsatadır. bu ve pas futbolu denen şey adama yenildiği maça xg ile avunma zorunluluğu veriyor. git bi bak bi bak xg yüksek çıkmış mı diyerek eğlenir olduk arkadaşlarla evde.

    kurtulacağımız günü iple çekiyorum. dünyada başka bir oyun kurma şekli yok sanırım. fatih hoca 3 senedir iyi taktı buna.
  • 64
    defanstan top çıkarma ve geriden pasla oyun kurma birbirinden tamamen ayrı şeyler.

    popescu varken defanstan top çıkarırdık biz. oyun kurulumunu orta saha ve forvet oyuncuları yapardı. o nedenle top rakip sahada kalırdı. oyunu rakip alana yıkardı galatasaray. kaleciye geri pas şimdiki kadar asla olmazdı. galatasaray'ın ortalama bir maçında top %30 defansta, %70 orta saha ve forvet bölgesinde olurdu. oyuncular tam sahada değil rakip yarı sahada oynadıkları için hücum pres konusunda daha başarılıydılar.

    şimdi ise geriden pasla oyun kuruyoruz. yukarıda saydıklarımın tam tersini yapıyoruz. maç bizim yarı sahada oynanıyor. adı pas yapıyoruz, topa sahip oluyoruz ama rakibin işine gelen oyunu oynuyoruz. adamla maç boyunca üç top kapıp 3 pozisyona girseler puan kaybı garanti. kendi ceza sahamız içinde top çevirmeyi oyun kurma diye saçma sapan bir şeyle adlandırmışız. kendi yarı alanımızda kalabalığız. oyuncular tüm sahayı koşmak zorunda kalıyor. ileride çoğalamıyorsun çünkü top bizim sahada oynanıyor.

    sırf şu saçmalıktan kurtulmak için marcao satılsın istiyorum. ya da hoca marcao'yu orta sahada oynatsın. belki o zaman defanstan değil orta sahadan oyun kurmaya başlarız. hele şu kaleciye geri pas konusu. yasaklanması lazım ya. futbolu bu kadar öldüren başka bir şey yok. orta sahadan muslera'ya geri pas atıyor adamlar. böyle futbol felsefesi olmaz olsun.
  • 66
    2 stoper ve bek disinda tek orta oyuncu ve diger kalan oyuncularin ileride bekledigi garip bir dizilimle nasil geriden pas yaparak cikilir anlamak mumkun degil. zaten bunu maclarda goruyoruz.
    pasla cikmak bizde muslera’nin topu eliyle stopere vermesi akabinde iki stoper arasi paslasma ve gelen baski ile topu atacak kimse olmadigi icin tekrar muslera’ya donup sisirmesi ile son buluyor.
    oyuncular arasi mesafe o kadar acik ki bunu basarmak mumkun degil. ustune dripling yapip adam eksilten de olmadigi icin yine en sonunda topu uzun vurmak zorunda kaliyoruz.
    bunu yapmak icin takim boyunun hem hucumda hem de defansa kisa olmasi lazim. ama bizim ileri ucla defans arasi nerdeyse 60 metre.
    haliyle bu pas oyunu esasinda garip bir dizilis ile yapilmaya calisiliyor sacma sekilde.
  • 67
    bu oyunu iyi oynamak istiyorsa topu hızlı çevirip pozisyonu bulduğun anda dikine çabuk paslar ve iki ye birler ile pozisyon yaratıp, pozisyonu da tamamlamak lazım. topu ezersen pozisyonu tamamlayamazsan eksik yakalanıyorsun. topu kazanma süresi de çok kısa olmal.bu oyunu oynamaya çalışalım tabi ki ama maç içinde başka çözümlerde bulunmalı. pasla çıkamıyorsan başka alternatifler yaratılmalı tek plan bu olmamalı. önde iyi basan takımlara zorlanıyoruz bu durumda başka bir oyun düşünülmeli maç içinde. rakip bize önde bastığına pişman edilmeli ki yapamasınlar. fakat rakip biliyor ki biz yapamamakta bunu deniyoruz. onlarda korkmadan önde basıp bizim hatamızı bekliyor. rakip bize organize atak yaparak gol atmaya çalışmıyor. biliyor ki hata yapıyoruz onlarda rahatlıkla golü buluyor niye zorlasınlar kendilerini.iyi döneminde barselona ve ispanya’ ya karşı önde bassa rakip onun hali ne olurdu ? çünkü onlara önde basarsan o kadar çabuk oynar ve kaleye inerler ki perişan olursun. bu sebeple topu kapmaya çalışmıyordu rakipler. biz önde basan rakibi cezalandıramıyoruz ki kendimizi cezalandırıyoruz. o yüzden rakip bizden çekinmiyor. bu sistemde ileri de skor üretmek için ekstra meziyetli, dar alanda hızlı oyuncuların da olmalı. değil bizde ülkemizde öyle futbolcu yok. olmayınca tabi hücumda yerleşik savunmaya karşı topu bir oraya bir oraya atıyorsun sonuç yok. ben fatih hocadan en iyi yaptığı şeyi yapmasını istiyorum. topu ileri taşı, pres yap topu kap hızlı oyna rakibi eksik yakala ve işi bitir. bunu hem 96-2000 de hem de 2011-2013 arasında en iyi şekilde de yaptı. amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok bizim iyi oyunumuz bu. genlerimizde yazılı.
  • 69
    ne zaman puan kaybetsek maç sonunda rakip takım galatasaray'a önde baskı yaptığımız için kazandık diyor. ne kadar fatih hoca bu duruma karşı çıksa da malesef doğru. defanstan topla çıkarak gol atma şansımız yüzde 5 ise, karşılığında yeme ihtimalimiz yüzde 30. çünkü muslera, luyindama, yedlin ve pva gibi pas özürlü oyuncularla hata yapma ihtimalin çok yüksek. o her hata da kalemizde gol oluyor. normalde kalemizde vereceğimizden 3 kat pozisyon veriyoruz bu nedenle. ayrıca o kadar top geveliyoruz ki defansta, maç sonu 2 tane isabetli şutumuz ya oluyor ya olmuyor. bu sezon şimdiye kadar 13 maç oynamışsak yediğimiz goller analiz edilsin en çok bu sekilde gol yediğimiz ortaya çıkacaktır. üstelik rakip kaleye her gidemediğimizde zayıf takımlara karşı psikolojik üstünlüğü ele geçiremiyoruz. her rakip sanki bizden iyiymiş gibi görünüyor. umarım yakın zamanda m.city olmadığımız aklımıza gelir de şu illetten kurtuluruz.
  • 70
    kim olduğunu hatırlamadığım bir arkadaşımız “galatasaray taraftarı jeneriklik gollerden çok, yüksek presten eli ayağına dolaşıp topu dağa taşa vuran rakip savunmacı görmek ister” demişti kesinlikle katılmakla birlikte maçta geriden çıkmayı o kadar beceremiyoruz ki rakipte görmek istediğimiz şeyleri kendi savunmacılarımızdan görüyoruz inanılmaz sinir bozucu bu. umarım hocam bir an önce bu soruna bir çözüm bulacaktır.