• 24
    xbox gamepass sayesinde oynadığım oyun. almadım ama gamepass'a da gelince dayanamadım ve başladım.

    standart 2 sezon devam eden bir galatasaray kariyeri yaptım ancak yabancı sınırı çok can sıkıyordu, ben de her yıl klasikleşen
    afc bournemouth kariyerlerimden birisini yapmaya karar verdim.

    championship'teyiz. kadro ortalama üstü denilebilir. sakatlar vs. var ama dert değil, bir şekilde gideriz dedik.

    pres yaparak "boş alan ve boş adam bırakmamak" üzerine olan gegenpressing belirledik taktiksel yönelimi, ön libero olmadığı için 4-2-3-1 düzeninde yerleştik.

    devre arasına kadar kafa kafaya, fulham - sheffield - ben ve wba gittik. ama beklenti 4.lük iken ben ciddi ciddi liderliğe oynuyorum. forvetim solanke, yedek olsun diye leeds'ten kiraladığım ama as oyuncumdan daha iyi gizli forvet oynayan forvet 10 numara joe gelhardt, merkez orta sahada çok ama çok yeterli philip billing - jefferson lerma ikilisi ile çatır çatır hücum oynuyoruz. genç bir kanadı da raumdauter olarak geliştirdim, harika adapte oldu 4 ay gibi bir sürede.

    devre arası transfer dönemi geldi, bütçe yok. pozisyonu dışında oynattığım için leeds hocası marcelo bielsa da gelhardt'ı geri çağırdı kiradan. hayır adam oynuyor, zaten gizli forvet oynatıyorum hem gol hem asist yardırmış bırak devam edelim ama yok. vermedi de yeniden. çareyi aston villa'nın genç 10 numarası jacob ramsey'de buldum, ilk maçlar bocalasa da aratmadı. ama esas sıkıntı billing - lerma ikilisini kaybetmem oldu. toplamda 26 milyon euro gibi bir bedel kazandım, hemen milan'da listede olan rade krunic alıp everton'dan tom davies'i kiraladım.

    sezonun ikinci yarısına başladık, alışma süreci kazana kaybede gidiyoruz falan o ara tottenham hocası antonio conte'yi gönderdi. "lan teklif gelir mi acaba pl'den" derken teklif leeds'ten geldi, bi baktım tottenham'ın başına geçen bizim el loco marcelo bielsa'dan başkası değil. adamı benim elimdeyken kiradan aldı yerinde oynamıyor diye sonra bıraktı gitti lan resmen. *

    neyse leeds ile görüştük, adamlar çok istekli. "bize sen uyarsın" diyorlar başka bir şey demiyorlar. bak dedim sayın radrizanni, sayın orta, sayın kinnear, benim burada bi işim var agacım bu takımı premier lig'e atmam lazım. yok. "tamam diyorlar sezon sonu gel". haaah dedim ki tamam "now you're talking". bütçeleri ayarladık, yanımda götüreceğim antrenörleri oradan gönderilecekleri ayarladık, konuşmalarımızı yaptık ve sözleştik. sezon sonu leeds united'da olacağım artık.

    ama kafa orada kaldı ya, avrupa potasındalar oradan çıktılar mı gidiyorlar mı nedir ne değildir diye deli gibi onların takibini yapıyorum. o ara takımı bir boşlarsın, peşpeşe savunmadan önce sağ bek sonra sol stoper bir sakatlanır. liderliği verdik, kalmış hepi topu 6 maç. bu maçlardan birisi liderliği bıraktığım sheffield, diğeri 3. sıradaki fulham. arada da middlesborogh maçı var ki onlar da play-off'a kendilerini atmak için saldırıyorlar 8. sıradalar puan farkı 3. diğer 3 maç patates ama bu 3 yok, gelmeyecek belli.

    ilki sheffield maçı, deplasman bir de. tüm konsantrasyonu verdim maça, her şeyi ayarladım düşündüm analizleri inceledim. başladık 11. dakikada ramsey ile attık bir tane. nasıl seviniyorum ama ne fulham, ne boro maçı falan gözümde değil, aldık lan liderliği işte! klopp'un mainz'da koştuğu gibi odanın içinde koşuyorum resmen! sonra sheffield bir bastırdı, 2 tane salladılar bana. biri 80'de, biri 89'da. ama maç 1-0 iken bir bastırıyorum, bir bastırıyorum. yok, çıkmadı. 60'tan sonra onlar bastırınca takıma da bastırdılar resmen.

    moraller nasıl bozuk, dağıldık resmen. neyse dedim, bunlar daha fulham ile oynayacak biz o hafta kazanırsak yine olumlu, son 2 hafta da kader maçlarına çıkarız.

    peşine boro maçı, iç saha. düşünüyorum ki biz bir 3-4 tane sallarız, kafa rahat devam ederiz. o maç bizi toparlar, sıkıntı olmaz diyorum. yine aynı şekilde her detaya bakarak çıktım maça, bu sefer 39. dakikada attık bir tane. çok geç geldi ama, dedim ki takımı bir tık sakinleştireyim, geri çekeyim. topu da bırakıp geçişe dönelim. (bkz: terim stayla) sen misin topu bırakan, 2. yarıya askerden gelmiş 20'lik genç gibi başladı herifler 3 tane salladılar bana. kendi sahamda.

    tribünlerde homurdanmalar başladı, arkamdaki tribünde bazı taraftarlar "he should get the f*** out of this club, he's killing us!" falan diyorlar. birisi bağırdı "go to bodrum!". maç biter bitmez rakibimin elini sıkıp doğrudan soyunma odasına gittim, dünyam karardı resmen. lan son 7 hafta kala liderdim, 2 maçta 3. sıraya düştüm. play-off'a kalacağız bu gidişle, ben sezon başında gazı verdikçe verdim tabi bunlar zannetiler ki biz liverpool - united falanız gelene çakar geçeriz vs.

    arada coventry geldi, ilaç olur zannedersiniz az kaldı çakıyorlardı onlar da. 14'te attılar, "başlarım lan böyle işe, saldırın" komutum ile takım açıldı, attık 2 tane 2-1 aldık maçı ama fulham maçı geldi çattı. oyun sıkıntılı, takım düşüşte. fulham maçları kazana kazana geliyor. ya dedim yenemezsem, ya ola ki yenildim ve fulham gidip sheffield'ı da yenerse kesin 3. olurum hatta durumdan istifade wba falan geçer mi beni düşünceleri ile çıktım maça.

    öğrendim ki korkunun ecele faydası sıfır. yardımcı antrenörüm jason tindall odama geldi "bak hocam, sen genç adamsın. aramızda çok yaş farkı yok ama ben seni oğlum gibi kardeşim gibi sevdim. gel bu işten vazgeçelim, biz bildiğimiz oyunu bu maça kadar bizi getiren hücum oyununu oynayalım, ilk maçlardaki gibi raumdauter gizli forvet falan değil çık ofansif oyun kurucu ile çık kanatta lowe ile solanke'ye top insin yeter solanke zaten patates eder fulham'ı" dedi.

    gaza geldim. gaz kötü bir şey, sıkıştırıyor insanı. yaptım dediğini çıktık maça, 23. dakikada wilson sapladı bir tane bize. al dedim sana gaz, ne vazgeçersin bildiğinden. yeniden rolleri değiştirdik, oyuncu değişiklikleri yaptık oyunu durdurup 23. dakikada. 26'da gol geldi. "tamam dönüyor bu iş" dedik takımı full atağa aldım ilk yarının sonunda, 2 top direkten döndü gol gelmedi. 2. yarıya çıkarken takımı full atakta unutmuşum, 51.'de wilson bir daha sapladı. inat şerefsiz, full marke full pres topu ters ayağa oynatıyorum sert müdahale yaptırıyorum bana mısın demiyor. neyse ki 90+3'te solanke attı da 2-2 bitirebildik maçı. ama halen 3. sıradayım. kaldı 2 maç. maçlar patates ama (blackburn ve milwall) takım yerle bir.

    neyse ki maçları kazandık. son 4 maçta 10 puan aldık, fulham da son 2 maçta puan kaybetti de 2. sırada play-off ile uğraşmadan çıkabildik.

    sene sonu yönetim memnun olduğunu belirtse de ben zaten leeds'e gidecektim. aaa, tabi ya. leeds united ile görüşmüş anlaşmış her şeyi bitirmiştim. e istifa ettik? anaa leeds anlaşması suya düştü!

    kaldım mı boşta? championship'e düşen takımlar teklif falan yapıyor ama o bataklıkla bir sezon daha uğraşmak istemedim. boşta kalıp teklifleri bekleyelim dedim.

    o arada lazio hocası sarri ile yolları ayırdı. görüştük, çokça olumlu geçti görüşmemiz de. ama adamlar inzaghi'yi getirmeye karar verdi. almanya'dan fortuna görüşmeye çağırdı, gitmedim. küme düşmemeye çalışmak bana göre değildi.

    peşine sezon başlamadan real madrid ancelotti'yi gönderdi. teklif yaptım, başkan perez aradı. "efendi'cım, senin vizyonun karakterin kişiliğin bizden bile iyilerini hak ediyor, elbette görüşürdüm ben seninle ancak taraftarı susturamayız, seni hiç istemiyorlar nedense, biraz daha tecrübe kazandıktan sonra görüşelim seninle, bu süreçte river plate'in hocası gallardo ile anlaşıyoruz biz, kırılmadın umarım?" dedi. çok kibar adam. "estağfurullah başkanım, ne demek lafı mı olur" diyerek geçiştirdim.

    arada fatih hocayı aradım. "hocam teknik ekipte falan yer var mı ya geleyim yanına" dedim. "koskoca bournemouth'u premier lige çıkaran efendi benim yanıma mı gelir lan?" dedi. peşine bir şeyler daha dedi bana güven aşılayacak, yazmayayım burada. arada bodrum'a gittim yanına, malum yaz dönemi. fulya hanımla birlikte bırakmadılar beni, her akşam yemekte ağırladılar baya sohbet falan ettik. "arsenal boşalırsa orası falan da olur aslında efendi sana" falan dedi. afedersiniz john benjamin toshack'a döndüm ama çok eğlendik.

    sezon başladı, iş kovalıyorum. ama nasıl kovalamak, kim kovulacak kim kötü kim iyi gidiyor kötü gidenlerden kimin kadro iş yapar vs. hepsini detaylı inceliyorum. özel analiz ekibim (özel ekip dediğim de kaideyi taciz eden istisna) ile tüm takımları inceliyoruz.

    o arada oldu işte.

    ole gunnar solskjær, uzun zamandır beklenilen ayrılığı yaşandı. umudum olmamasına rağmen teklif yaptım. sonuçta united'ın analizini de yapmıştık. ama taraftar tepkileri başladı, "galatasarayefendisi kim ki biz ona united'ı emanet edelim" vs. basın gelip sordu haberleri "elbette united'da çalışmaktan gurur duyarım" dedim. taraftarın tepkilerini sorunca da "onlar önce kendilerine baksınlar 2013'ten beridir denemedikleri hoca kalmadı bir tane 2017'de carabao cup aldılar tottenham'dan beter duruma gelecekler neredeyse" diyemediğim için "taraftarımızın gönlünü galibiyetler ile alabilirim" dedim.

    görüşme çok olumlu geçti. bana teknik ekip ya da transfer için bu sezon bütçe açmayacaklarını söylediler. "canınız sağolsun ole'ye yediniz tabi parayı" dedim.

    göreve başladım, bir cuma günü. "hayırlı cumalar" diye girdiğim için antrenman tesisinden içeri taraftar tepkili, ronaldo öncülüğündeki grup "kim la bu?" bakışı falan atıyorlar ilk antrenmanda. ronaldo benden yaşlı bu arada.

    ilk maç cumartesi günü, wolves maçı. daha salı günü bu stadda atalanta ile berabere kalmış united şampiyonlar liginde, cumartesi öğleden sonra takımın başında yepyeni birisi var, tanımıyorlar saygı duymuyorlar. topladım çocukları, kadroyu belirledim dedim ki "bulduğunuz her yere basın, her top bizde olacak, sadece kırmızı olacak tek renk bu akşamdan itibaren manchester'da kırmızı" dedim. ronaldo halen "ne diyo ya bu" tavırlarında, ama ben rashford - sancho öncülüğündeki ekibi gaza getirebildim.

    4-0 aldık maçı. çarşamba barcelona maçı var, bir 4 de onlara. peşpeşe 4 günde 8 gol atıp (ki 4'ü barça'ya) pozisyon bile vermeyince takımın güvenini aldım.

    basın sürekli takipte, manchester'da akşam çıkıp bir yemeğe gideyim desem peşimde basın ordusu geziyor, bunaldım. bunaldıkça kendimi daha fazla futbola verdim. guardiola'dan çok çalışmaya başladım, tüm analizleri kelimesi kelimesine okuyorum, noktalama hataları falan bulup puan kırıyorum milletten can sıkıntısından. ama takım gelişmeye başladı.

    tam "ulan harika gidiyoruz, şu aradaki dünya kupasını atalım oradan sonra patlatırız" derken ronaldo beyimiz geldi. "seçeneklerini değerlendirmek" istiyormuş sözleşmesinin sonunda. "kanka saçmalama, 37 yaşındasın ve bizden aylık 2.5 milyon euro para kazanıyorsun, sahada attığın adım para yazıyor daha iyisini bulamazsın" dedim. yok, dinlemiyor. tartıştık baya. en sonunda hışımla odadan çıkmaya yeltenince "cristiano, you are out of the squad. go and play with the u-23 team until you leave manchester. and believe me, everyone will know about your attitude towards your manager" dedim. gözleri açıldı bi, şaşırdı. ama ben önümdeki analize dönmüş, kafamı gömmüştüm. bir ara kaldırdım halen orada görünce "i said get out, you might miss the u-23 training" dedim. *

    cr7 odadan çıkınca hafif bir pişmanlık yaşarken aklıma greenwood geldi. bizim mason greenwood ya. çağırdım odaya. "mason, aslanım biliyorsun ben gençlere çok önem veririm, gelişiminiz benim için çok önemli" dedim. "thanks sir" dedi. aslanım benim. "bak" dedim mason'a, "bu alem popo olmuş, ama sen ve ben bu düzeni yıkacağız aslanım, birlikte. var mısın?" dedim. "excuse me, i don't understand sir" dedi. türkçe bilmiyor tabi, anlamadı kavramları. "bundan böyle 11 sensin, ronaldo kadro dışı. sen ben bruno jadon ve elbette marcus, biz bu united'ın talihini birlikte döndüreceğiz" dedim. gözleri ışıldadı. "hocam" dedi. "ben bu anı bekliyordum, yüzünüzü asla kara çıkarmayacağım" dedi.

    sonuç ekteki gibidir:

    fikstür ve geçmiş maçlardaki sonuçlar:
    https://gss.gs/7yZ.png

    anlık puan tablosu:
    https://gss.gs/LTp.png

    benim devralmamdan sonra sıralama grafiği:
    https://gss.gs/upE.png

    2 eksik maçım var, onları oynadığımda 3 puanla geçersem eğer 52 puanla ligin gizli liderlerinden birisi konumundayım, arsenal'in benden fazla 3 puanı var ve onların da 2 eksik maçı var.

    ama dönecek bu şans. bu sene için "avrupa ligine gitmek iyi sonuç" diyordu yönetim, bütçe bile açmadı şampiyonluğa yürüyoruz. bu durumdan şampiyon olursam eğer tarihi bütçe talep ederim, hedeflediğim 3-4 oyuncu var yaş bandı 22-25, doğrudan 11 oyuncusu. onlarla takımı yenileyip ronaldo'dan çıkınca çatır çatır bir takım olacak united. en korkulan olacak. yeniden red devils olacak!

    gaza geldim, ben gidip devam edeyim. *