• 439
    daha önce yazmayı düşünmüştüm ancak fırsat bulamadım ve yazamadım. öncelikle anadolu efes'in şampiyonluğunu can-ı gönülden tebrik ederim.

    sözlüğümüzde de yaygın olarak denk geldiğim bir bakış açısı var bu organizasyon ile ilgili. o da ispanyolların kafalarına göre takıldığı, maddi getirinin olmadığı, biraz parayı koyan her takımın şampiyon olabildiği, gereksiz bir organizasyon olduğu şeklinde "bana göre sığ" açıklamalar.
    tabi sevmemelerine, değersiz görmelerine saygı duyarım, tercih meselesidir. ancak bir spor kulübünün ve sporseverin bakış açısının bu olmaması gerektiğini düşünürüm. elbette öne sürdüğü argümanlar tamamen yanlış diyemem ama dünyanın takımlar düzeyinde basketboldaki 2.en büyük organizasyonunu bu bakış açısıyla değerlendirip tırı vırı muamelesi yapmak da doğru değil.
    bu bana şöyle geliyor. "futbol ne saçma bi oyun. 22 kişi bi topun peşinde koşturup koca direklerin arasına zar zor topu sokabiliyorlarlar. sonra da herkes günlerce bunu konuşuyor. bence futbol oynanmasın." bunu demek gibi bişey. bu cümle de bakınca doğru ama bakış açısı olarak sporun doğasına aykırı.
    esas konuya dönersek; 2000li yıllardan sonra amerika'dan avrupa'ya ve dünyaya yayılan ve artan basketbol ilgisi, euroleague sayesinde takımlar düzeyinde uluslararası rekabet ortamının oluşmasını sağladı. organizasyonun katılım şartları, mali konuları, maç takvimi ve hakem yönetimleri konusundaki adaletsizlikler, fıba ile anlaşmazlıklar her zaman tartışma konusu. ancak her zaman güçlü takımların katılmasını sağlaması, yüksek prestiji ve sürekli kendini geliştirme ve iyileştirme çabası onu avrupa'nın 1 numaralı basketbol organizasyonu yapmaya yetiyor. özellikle lig formatına dönüp her takımın birbiriyle maç yapması; sponsorluk gelir artışı, rekabet düzeyinin daha da artması, izlenirliğin artması ve oyuncuların daha gözönünde olmasını sağladı.

    nba bu işin zirve noktası tabi. daha üst seviye oyuncular, daha çok izlenirlik, daha çok para. ancak bana göre euroleague; nba veya futbol gibi aşırı endüstrileşmediği için, olimpiyatlar için söylendiği gibi daha ham, daha yalın, daha amatör ruhla dolu bir rekabet ve mücadele barındırıyor.
    bu noktada özellikle futbolun son 10-15 yılına baktığımızda arap ve rus zenginlerin takım satın alıp sektöre daha çok para sokup iyice oyunun ticarileşmesi, amatör ruhun tamamen kayboluşu ve hep zengin kulüplerin başarılarını görmemize neden oldu. bunun basketbolda çok fazla etkisini görmememiz halen her sene bazı takımların güzel hikayeler yazabilmesine olanak sağlıyor. ayrıca nba'e gidemeyen oyuncular ve koçlar için euroleague iyi bir alternatif olmuş oldu. hatta birçokları için oraya gidişin yolunu açtı.

    takımlar açısından da bakıldığında bu organizasyonun üyesi olmak marka değeri, sponsorluk geliri, seyirci desteği, forma satışı olarak istendiği kadar olmasa da yeterli olacak ve döngüyü devam ettirecek imkan oluşmasını sağlıyor. zaten organizasyon da bunu amaçlıyor. kendini idame ettireceğin bir düzen kurabilirsen bu organizasyonun kalıcı üyesi olursun. çekişme sağlayacak kadro kuramazsan, seyirci çekemezsen, sponsor çekemezsen bu turnuvada yerin yok. karşılıklı bir çıkar ilişkisi var her iki taraf zamanla birbirinin marka değerine katkı sağlıyor. biz galatasaray olarak sadece futbol kulübü gibi davranmamız, devamlılık sağlayacak yapı kuramayışımız bu organizasyonda varolamamızın nedeni. organizasyon minimal olması gereken şartları sunmuş, sen bunlara uyman gerek. fazlası için senin mali gücün ve beklentine göre yapmana izin veriliyor. ne kadarını yaptığın ve mali geri gönüşü seni tatmin eder mi kısmı kurduğun yapının devamlılığı ile alakalı. o yüzden efes veya fener'e bu konuda çamur atmaya çalışanlar aslında hatayı yanlış yerde arıyor. avrupa'da her takım ve oyuncunun hayalidir euroleague'de oynamak. zaten sadece maddi olarak bakıldığında bizim büyük diye tabir edilen kulüplerimizin hiçbir sporu yapmaması gerek. hiçbirinde sağlam yapı kurup devamlılık sağlayamıyoruz.
    daha söyleyecek çok fazla şey var tabiki ancak kısa özetlemek gerekirse; spor sadece para kazanmak için değildir. bu noktada da anadolu efes, tofaş, vakıfbank, eczacıbaşı gibi kulüpler ilgili sporlarda ülkemizin gelişmesinde lokomotif görevi görmüşlerdir. yıllarca futbolda ülkece hiç yaşamadığımız duyguları diğer sporlarda bize yaşatmışlardır. hepsiyle gurur duyuyoruz ve iyi ki varlar.
  • 440
    uefa cl’nin takipçi sayıları 42milyon,
    bu organizasyonun ise 600bin filan...

    yani sonuçta sponsorları nesine ve frutti extra filan olan bir organizasyondan bahsediyoruz. kimsenin başarılı olmayalım dediğini sanmıyorum ama tutup da yabancı oyuncuları toplayıp 40 milyonluk takım kurup avrupa şampiyon olmak çok da matah bişey değil burada.
    yunan takımları gibi maksimum 10-15 milyonluk takım kurar yerel oyuncu ağırlıklı mücadele edersin, kazanırsan ne ala. bunun hakkı bu çünkü, diğeri ego tatmini oluyor.
    al işte kazandın finali, ne espn, fox, gel avrupa’ya bbc, reuters hiçbir yerde tek satır haber yok böyle bir maç oynandığına dair.