• 2
    "sen kimsin hacı dayı?" sorusuyla yanıtlanması gereken bir garip önerme.

    paşama bak hele, kural kitabı yazmışlar o kadar. ama beyefendi futbol ruhuna aykırı buluyor diye aslında öyle olmamalıymış. bence de korner futbolun ruhuna aykırı. 3 korner 1 penaltı kuralıyla büyüdük neticede. bundan sonra öyle olmalı. çünkü futbolun ruhu bu.

    yerim len sizin futbol ruhunuzu. ne şirin şeysiniz siz öyle. abanmak da yasak olsun mu?
  • 5
    cem yılmaz’ın cmylmz gösterisinde bir esprisi var. kadına “yakışıklı mıyım?” diye soran erkeğe verilen cevap “bence öylesin.” açıklamasında da diyor ki benim yakınlarımda yakışıklısın, fazla ilerilere gitme.

    bana göre penaltı değil demek de aynı mantık. nasıl ki yakışıklılık, güzellik kavramları o kadar da çok subjektif değilse, penaltı kavramı da subjektif olamaz. bu işin sana göresi, bana göresi varsa eğer hukuk, ticaret, eğitim, sağlık gibi alanlara da uzanan sana göreler, bana göreler yaşanır. birçoğunuz diyecektir ki zaten yaşanmıyor mu? dik alası yaşanıyor. zaten bunu söyleyenler de arkalarına bunu yapanları aldığı için rahatça ve arsızca bunu söyleyebiliyorlar.

    nasıl ki jude law var ben varımsa eğer, kural kitabında da dirseğe penaltı var. sana göre değilse yeni bir spor formatı oluşturursun, dirseğe faul verilmeyen bu formatta sana göre oynar durursun.

    edit: gsmankardeşimin uyarısıyla gösteri ismi düzeltildi.
  • 8
    varsayalım ki yaşadığınız yerde bir trafik lambası var. siz de o trafik lambasından ışık kırmızı olmasına rağmen zaten kimse görmez diye düşünerek geçiyorsunuz. sonra bu trafik lambasının bulunduğu bölgeye kamera taktırııldığını öğreniyorsunuz. bunu bilmenize rağmen kırmızı ışıkta geçmeye devam ediyorsunuz. ceza geldikten sonra bana göre kırmızı ışıkta geçmek cezaya sebep değil trafiğin doğasına aykırı diyebilir misiniz? işte bu kadar tezat bir durum.
    edit: kelime düzeltme
  • 12
    bir kisim spor yazari ve ülkemizin en gereksiz mesleklerinden hakem yorumcularindan zaman zaman duyuyoruz. tam yazilisi "kural öyle ama bana göre penalti degil". yav arkadas o zaman kurallari ayrica tartisacaginiz teorik programlar yapin, hatta dili ve bilgisi yeten gitsin uefa'da fifa'da görevler alsin anlatsin. "kural bana uymuyor". sen kimsin, kendi ufak dünyanin büyük ve zavalli insanisin sadece.
  • 13
    yüzsüzlüğün daniskası olan bu cümleyi basındaki herkes galatasaray futbol takımı aleyhine kullanıyorsa bunun sebebi galatasaray taraftarıdır.

    şöyle düşünelim. haftalık yevmiye ile çalışıyorsunuz. bir hafta boyunca patronunuz size şeker gibi davranıyor. çaylar, kahveler, muhabbetler gırla. haftanın sonunda, yevmiye vakti geldiğinde bir bakıyorsunuz paranın üçte ikisi yok. neyse diyorsunuz, bu hafta patronla çok iyi geçindik önemli değil. bu arada iş arkadaşlarınız da aynı şeyi söylüyor. ne olacak oğlum, böyle patron kırılır mı, şeker gibi adam falan diyorlar. ertesi hafta patronla normal bir ilişkiniz oluyor ama bu sefer yevmiye tam yatıyor. iş arkadaşlarınızdan gelen tepki şu; bu torpilli, hak etmiyor bu adam bu parayı, böyle düzen olmaz olsun, durduk yere zam almış.

    sen ilk hafta hakkını aramazsan, ikinci hafta hakkını aldığında sanki fazlalık almışın gibi olur. 23 kasım 2020 galatasaray kayserispor maçında hakkın olan 3 puandan ikisi çalındığında susarsan, 28 kasım 2020 çaykur rizespor galatasaray maçında hakkının tamamını aldığında sanki fazla almışın gibi algı yaratılır. taraftar buna çanak tutmaktan en yakın zamanda vazgeçer umarım.
  • 16
    altında art niyet olmadığı takdirde kullanılması çok da yanlış olmayan önerme. kural kitabı allah kelamı değil sonuçta. bazı kurallar futbolun doğasına aykırı olabiliyor gerçekten. ben de bazen kendimi böyle söylerken bulabiliyorum mesela. ama sen kuralın doğasını sadece gs maçlarından sonra incelersen adama sen hayırdır derler tabi.
  • 17
    açıkça rengini belli eden ve her zaman oturduğu koltukta ben bu renkleri seviyorum diyen birinin, başka takımların maçlarının devre arasında yorum yapması kadar etik dışı bir anlayış olamaz. izlemeyin. kendi çalsın kendi oynasın, kendi camiasını kandırsın, aslan gibi oynanan ve kazanılan bir maçı bile açık açık övemeyen biri rakip hakkında kendi camiasını yanlış yönlendiren biri için keyfinizi bozmayın. isim vermedim ama lafın sahibini anlamayan kalmadı.
  • 18
    28 kasım 2020 çaykur rizespor galatasaray maçındaki pozisyonda şanlı basınımız bu nasıl kural adam nasıl yükselecek falan demiş. adamın yükselmesinde sıkıntı yok zaten yükseldikten sonra dirseğini geri doğru savurması da ne kadar doğal bir hareket orası tartışılır. adım gibi eminim arkasında bir galatasaraylı oyuncunun varlığını hissetmese o dirsek geri doğru açılmayacaktı bence.

    tamam futbolcu yükselirken dirseklerini açabilir bu doğal da top noktaya ulaştığında dirseğini geri savurması biraz absürd.
  • 19
    maçtaki penaltı ve kırmızı kartlık hareketlere yönelik spor programlarındaki yorumları izleyince kanım dondu. futbol oyun kurallarının bizim yorumculara yeniden öğretilmesi gerekir diyeceğim de onun da faydası olmaz. çünkü kuralları yorumlamıyorlar, galatasaray lehine verilen kararlardan acı duyup onları kural kitabından çıkarmaya çalışıyorlar.:)

    trt spor’da, emre akbaba’ya yapılan hareket için bana göre penaltı değil diyen tümer ve tuncay’a, yine rize-fenerbahçe maçında valencia lehine verilen penaltı pozisyonunu hatırlatan ayhan akman da olmasa beni bile sinirlendireceklerdi. tümer de tuncay da valencia’nın pozisyonuna penaltı demişlerdi. buna rağmen dünkü pozisyona bu penaltı kararı futbolun ruhuna aykırı diyebildiler. komik ama güldüren cinsinden değil.

    penaltı, elle oynama ve ele çarpma pozisyonlarını sözlükte birkaç kez açıkladım ve örneklerle detaylandırdım. kanaatimce artık bu konularda bir standart yakalanmaya başlandı. hakemlerimiz artık ele çarpma ile elle oynamayı birbirinden ayırmaya başladı. penaltı kararlarında da istikrar yakalama yoluna girildi. ama hakem eskileri bu konuyu bile hala anlayamadıklarından hala kafaları karıştırıyorlar. örneğin bünyamin gezer hala yapılan faullerde, faulü yapan oyuncunun niyetini dikkate alıyor. yani açık kasıt arıyor. kaçırdığı çok önemli bir şey var. kasıt ikiye ayrılır. açık kasıt, gizli (zımni) kasıt. açık kasıt herkesin kolayca anlayabileceği bir şeydir ve izahtan varestedir. gizli kasıt ise biraz zor bir konudur. işte fifa bu gizli kasıtı dikkate alarak, oyuncuların zamanlama hatası yaparak, dengesini kaybederek, hızını kontrol edemeyerek vesair şekilde rakibe faul yapması halinde gizli kastın varlığını kabul edilerek faul kararı verilmesini istemiştir ve bu yıllardır uygulanmaktadır. oyuncu faul yapma kastı olmaksızın, yani sadece topu almak için kaymış ve rakibini düşürmüşse faul verilmeyecek mi? tabi ki verilecek. bu durum hızın kontrol edilememesi, zamanlama hatası yapılması vesair şekilde rakibe faul yapılması hallerinde de geçerlidir. açık kasıt ise ek bir cezayı gerektirir. peki ne zaman devreye girer? faullü hareket sonucu karta başvurulduğunda devreye girer. o futbolcuya pfdk’nın vereceği cezalarda devreye girer. o zaman açık kasıtlı hareketler rakip oyuncunun sağlığını ciddi şekilde tehlikeye düşürecek cinstense ceza ağırlaştırılır.

    burada bir parantez açmak istiyorum. biliyorsunuz haftalarca tartışılan bir valencia pozisyonu var. 7 kasım 2020 fenerbahçe-konya spor maçında valencia’nın pozisyonu için ahmet çakar, bünyamin gezer ve daha birçok yorumcu, ali şansalan’ın bu kararının yanlış olduğunu söyledi. hatta erman toroğlu bile pozsiyon net gözükmüyor diyerek topu taça attı. çünkü oluşturulan iklim korkunçtu ve toroğlu bile inandığını söylemeye cesaret edemeyip topu taça attı. (erman toroğlu da kurallar konusunda çok eskilerde kalmış ama vicdanı diğerlerine göre daha temiz) fenerbahçeliler pozisyon kola çarpmış olsa da üzerinden iki paslaşma geçtiğinden yeni kural gereği gol verilmeliydi diye kıyameti kopardılar. halbuki bu kural elle oynamalarda değil ele çarpmalarda geçerliydi. ama bu farka hiçbir yorumcu dikkat çekmedi. valencia o pozisyonda resmen kolu ile oynuyor. özetlerde sıkça gösterilen görüntü net değil ama bir açı netti. net olan açıyı bir kez gösterip sonra yok ettiler. ancak görüntü olmasa bile, topun geliş yönüne göre, valencia’nın göğsüne çarpan topun o açıyla gitmesi fizik kurallarına aykırıydı. sadece buna dikkat etselerdi kolla oynamanın net olduğunu ve tartışmaya gerek bile olmadığını görebilirdiler. nitekim pozisyonu ulenberg’e sorduklarında, ulenberg de aynı konuya dikkat çekmiş ve o bir kez gösterilen (sonra buharlaştırılan) net açının hakeme ve kamuoyuna gösterilmesi gerekirdi demiş. ancak bünyamin gezer, ulenberg’in söylediğini bile çarpıtmış ve pozisyonun görüntülerinin net olmadığını söylediğini iddia etmiştir.

    şimdi dönelim asıl konumuza. maçta emre akbaba’ya yapılan hareketi penaltıdır, hatta tariflere uygun tam bir penaltı örneğidir. aynı gün oynanan başakşehir-denizli spor maçındaki mustafa yumlu’ya yapılan hareket de penaltıdır. neden? bu sorunun cevabını vermek için, bir oyuncu topa kafa vurmak için sıçrarken kolları hangi pozisyonda olmalıdır. yani topa sıçrarken kolların doğal konumu nedir sorusunun cevaplandırılması gerekir. bu konuda aşağıdaki video açık bir fikir vermektedir.

    https://youtu.be/DSnr3Ei6KyA

    videoda da görüldüğü gibi, topa kafa vurmak için sıçrandığında kollar vücuttan fazla açılmaksızın dirseklerden bükülmekte ve topa vurulduğu anda önden aşağı indirilmektedir. işte doğal konum budur. bu konumun dışında kolları yanlara açarak sıçranmış ise rakibi engellem kastı (gizli kasıt) vardır ve hareket fauldür. emre akbaba’ya yapılan harekette de mustafa yumlu’ya yapılan harekette de, kollar doğal konumun çok üzerinde açılarak rakibin yüzüne ve kafasına vurulmuştur ve hareket tartışmasız faul ve ceza alanı içinde olduğunda da penaltıdır. bu pozisyonları tartışmak bile abestir. çünkü her iki pozisyonda da oyuncular kollarını vücutlarıyla 90 derecelik açı yapacak şekilde açarak rakibi engellemek istemiş ve yüze ve kafaya vurmak suretiyle rakiplerinin sağlıklarını tehlikeye atmışlardır.

    aynı kural, boldrin’in ilk sarı kart gördüğü pozisyon için de geçerlidir. boldrin o pozisyonda topu kontrol etmek için kollarını açıyor ama marcao’nun gelişini engelleme kastıyla gereğinden fazla açıyor ve yüze müdahale ediyor. bu faulün de futbolun ruhuna aykırı olduğunu söylüyorlar. ne alakası var. kolları gereğinden fazla açıp rakip oyuncuya müdahale ederseniz bu fauldür.

    bu yorumcular iki şeyi birbirine karıştırıyor. şöyle; bir oyuncu etrafı tamamen boşken kollarını istediği kadar açabilir, istediği konumda topa müdahale edebilir ama yanında rakip oyuncu varken onun sağlığını tehlikeye düşürecek harekette bulunamaz. yani kollarını vücuduyla 45-50 dereceden fazla açı yapacak şekilde kaldıramaz. (fifa’nın saat kadranı tavsiyesini hatırlayın) bu iki konumu birbirine karıştırıyorlar ve rakip oyuncu o alana girmesin demek istiyorlar. halbuki futbol oyun kurallarında oyuncular, birbirlerinin koşu alanını daraltmamak koşuluyla omuz-omuza yapışarak mücadele edebilirler. bu durumlarda kollar doğal konumda olmak zorundadır.

    bu konuda bir hususu daha açıklamak gerekir. bazı yorumcular, şöyle diyor; oyuncu topu kontrol etmiş, kolları da açık. arkadan gelen rakip oyuncu kafasıyla gelip kola çarparsa faul verilmemeli. böyle düşünenler de yanılıyor. çünkü öndeki futbolcu kollarını vücuduyla 45-50 dereceden fazla açı yapacak kadar açarak arkadan gelen futbolcunun yandan geçmesine engel olamaz. yani kollarıyla rakibin geçiş yolunu kapatamaz. kapatırsa rakip oyuncuda gelip o kola çarparsa faul kazanır.

    unarım ve dilerim faydalı olur bu açıklamalarım.

    (bkz: 28 kasım 2020 çaykur rizespor galatasaray maçı)
  • 21
    üniversite sınavına gireceğim dönemlerdi. bir pazar sabahı saat 9:00 ve "bana göre sınav saati çok erken" diye söylenerek evden çıktım.

    aracımla ilerlerken o sevmediğim 60 saniyelik kırmızı ışıkta durdum ve her zamanki gibi 25. saniyede ışığı geçip kavşağa daldım. yine her zamanki gibi fren sesleri, kornalar, duvara çarpan araçlar, bağırmalar, küfürler. usulca araçtan indim ve "bana göre 60 saniye fazla bu ışık için" diye bağırdım. özür dileyenler, üzüntüden ağlayanlar, af dileyenler.

    okulumu buldum ve araç park yeri olmadığı için aracı metrobüs yoluna bıraktım. daha adımımı dışarıya atmadan siren sesleri ve polis yanımda. hızlı hızlı konuşan ve kimlik isteyen sinirli polis memuruna "bana göre acelesi olan insan metrobüs yoluna aracını bırakabilmeli" dedim. başını önüne eğdi ve ekip aracına doğru yöneldi. arkasından seslendim "bana göre siren sesi çok ürkütücü, tef ile bu işi halledebilirsiniz".

    sonunda sınava gireceğim okula sınavın başlama saatinden bir saat sonra, yani saat 11:00 gibi gelmiştim. kapıdaki görevlileri ve kalabalığı görünce "bana göre, bana göre" nidâlarıyla yürüdüm. kalabalık yarıldı, yol açıldı. güvenlik görevlisinin yüzüne baktım ve kızgın bir şekilde "e banaa göre" dedim. hıçkıra hıçkıra ağlayarak, sınavı durdurdu ve beni içeri aldı.

    sınavda hiçbir soruyu cevaplamadım ama bana göre ilk ondaydım ve sınavım çok iyi geçmişti. sınav çıkışı polisler tef çalarak güvenliği sağlamaya çalışıyordu.

    eve geldim ve huzur bulmak adına daha yeni yazar olduğum sözlüğe girdim. başlıklar arasında gezinirken içimden dedim ki;
    "bana göre sözlüğe moderatör olarak girmeliydim.".

    özelden mesaj üstüne mesaj. af dilemeler, hıçkırıklar, övmeler...

    edit: bir kuralı eleştirebilirsiniz, değiştirilmesi için çaba harcayabilirsiniz ama art niyetle" bana göre" etiketini yapıştırıp tanı koyamazsınız.
  • 22
    29 kasım 2020 fenerbahçe beşiktaş maçında fenere verilen futbolun ruhuna aykırı penaltı için söylenip söylenmeyeceğini çok merak ettiğim tümce.

    biz de bu tip penaltılara defalarca maruz kaldık.
    (bkz: 2 kasım 2018 galatasaray fenerbahçe maçı) muslera-isla
    (bkz: 8 mart 2020 sivasspor galatasaray maçı) seri-fernando
    (bkz: 5 temmuz 2020 galatasaray trabzonspor maçı) donk-sorloth

    bu tip derken, top oyundan veya gol pozisyonundan tamamen kopmuş bir şekildeyken pozisyon gereği olan temasları kastediyorum. şuan aklıma gelmeyen maçlar da vardır büyük ihtimal.

    galatasaray’ın yediği, hem kural olarak hem de futbolun ruhu olarak net cezalandırılması gereken dirseklerden önce bu tip penaltıların tartışılması lazım.

    rezil ve taraflı yorumcular, taraflı basın, algıcı medya bunları ve emek hırsızı futbolcuları tartışmayacaktır...